top of page

Yeni Parti: Değişimin İçinde Bir İmkân, Eski Düzenin İçinde Bir Sınır -- Mustafa Mehmet Kapıkıran

  • 3 Ağu
  • 13 dakikada okunur

 

Yeni Parti’yi anlamaya partinin programından, yöneticilerinden veya alacağı muhtemel oy oranından başlamak eksik bir başlangıç olur. Önce onu ortaya çıkaran Türkiye’ye bakmak gerekir. Yargının siyâsal mücadelenin doğrudan aracına dönüştüğü, seçilmiş belediyelerin operasyonlarla kuşatıldığı, ana muhalefetin yönetimine mahkeme kararıyla müdahale edildiği, seçimle kazanılmış mevzilerin idarî ve adlî yollarla geri alınmaya çalışıldığı bir dönemin içindeyiz. Ekonomik yoksullaşma, siyâsal baskı ve bölgesel savaş aynı anda ilerliyor. İktidar toplumun rızasını genişletemediği ölçüde devletin zor aygıtlarına, yargıya, güvenlik bürokrasisine ve kamu kaynaklarını dağıtma gücüne daha fazla yaslanıyor. Yeni Parti, bu şartların dışında hazırlanmış bir siyasal tasarım olarak doğmadı. CHP yönetimine yönelik müdahalenin ardından Özgür Özel ve beraberindeki milletvekillerinin partiden ayrılmasıyla kuruldu. Bu nedenle kuruluşunda gerçek bir demokratik direniş anlamı vardır. Fakat bir saldırıya karşı doğru yerde durmak, gelecekte doğru bir siyâsal yol izleneceğini kendiliğinden güvence altına almaya yetmez elbette. Yeni Parti’nin doğuşunu önemli kılan, CHP’den ayrılan milletvekillerinin sayısından çok, seçimle iktidar değişiminin mümkün olup olmadığına dair büyüyen kuşkudur. Türkiye’de seçimler sürüyor, partiler kuruluyor, Meclis çalışıyor ve muhalefet bütünüyle yasaklanmış görünmüyor. Buna karşılık iktidarın kaybettiği alanları hukuk, idare, mali denetim ve güvenlik araçlarıyla geri alma imkânı giderek genişliyor. Rejim, seçimleri ortadan kaldırmadan seçimin siyasal sonuç üretme kudretini zayıflatıyor. Yeni Parti’nin ilk tarihsel görevi bu müdahaleye direnmek olabilir. Fakat kendisini savunmakla yetinen, demokratik hakkı kendi örgütü ve seçmeni için isteyen bir parti Türkiye’deki rejim sorununu aşamaz. Seçilmişlerin iradesini savunmak, kayyıma uğrayan Kürt belediyelerinden grevi engellenen işçiye, üniversitede soruşturulan öğrenciden hakkını arayan köylüye kadar uzanan ortak bir demokratik ilkeye dayanmalıdır. Partinin geleceğini belirleyecek esas mesele, yaşadığı mağduriyetten nasıl bir siyâsal sonuç çıkaracağıdır. Yeni Parti kendisini devlet müdahalesine uğramış gerçek CHP olarak tanımlayabilir, tarihsel mirası ve örgütsel gövdeyi yeni bir çatı altında sürdürmeye çalışabilir. Böyle bir yol, eski seçmeni bir arada tutar ve kısa sürede güçlü bir seçim örgütü kurmasına yardımcı olur. Fakat Yeni Parti’nin varlık nedeni sürekli olarak “CHP’nin gerçek sahibi biziz” iddiasına bağlanırsa kurumsal kopuş siyâsal bir kopuşa dönüşemez. Yeni bir isim, yeni bir rozet ve daha mücadeleci bir genel başkanlık dili ortaya çıkar; devlet, toplum, sermaye, emek ve Kürt meselesine ilişkin eski kabûller yerinde kalır. Üstelik Türkiye’deki gelişmeler ülke sınırları içinde yürüyen bir iktidar mücadelesinden ibaret değildir. Ortadoğu’da savaşın genişlemesi, İran’ın bölgesel gücünün aşınması, Irak ve Suriye’de kurulan yeni ilişkiler, Körfez ülkelerinin güvenlik arayışları, petrol ve doğalgaz yolları, limanlar, demiryolları ve ticaret koridorları Türkiye’nin içerideki siyâsal düzenini de etkiliyor. İran savaşı Hürmüz’den Kızıldeniz’e uzanan geniş bir alanda enerji güvenliğini, silahlı güçlerin konumunu ve devletler arasındaki ittifakları yeniden şekillendirirken Türkiye, Irak’la enerji, ulaştırma, su ve güvenlik alanlarında daha geniş bir ilişki kurmaya çalışıyor. Ankara’nın bölgede artan ağırlığı bir yandan ekonomik fırsatlar üretirken diğer yandan güvenlik siyasetinin ve merkezî devlet anlayışının güçlenmesine zemin hazırlıyor. Bu fiilî yeniden yapılanma içinde Kürt meselesi artık Türkiye’nin kendi sınırları içinde çözülebilecek kapalı bir iç sorun olarak görülemez. Türkiye Kürtlerinin geleceği, Irak Kürdistanı’nın konumu, Suriye Kürtlerinin siyasal statüsü, İran Kürtlerinin savaş ortamındaki durumu ve büyük devletlerin bölgeye dönük hesapları birbirine bağlanmış durumdadır. Türkiye’nin Irak ve Suriye boyunca uzanan ekonomik ve güvenlik kuşağını yeniden düzenleme çabası, silahlı çatışmanın sona ermesini iktidar bakımından da önemli hâle getiriyor. Ne var ki çatışmanın ekonomik koridorların güvenliği için sona erdirilmesiyle Kürt meselesinin eşitlik ve demokrasi temelinde çözülmesi aynı anlama gelmez. Devlet, silahların susmasını isteyebilir; Kürtlerin siyâsal haklarını, anadilini, yerel yönetim iradesini ve eşit ortaklık talebini kabûle yanaşmayabilir. Yeni Parti’nin bölgesel gelişmeler karşısındaki tutumu bu nedenle dış politika uzmanlarına bırakılacak tâlî bir alan sayılamaz. Türkiye’nin bölgesel gücünü askerî üsler, sınır ötesi harekâtlar, petrol boru hatları ve ticaret yolları üzerinden tanımlayan bir parti, iktidarın dış politika anlayışını daha ölçülü bir dille sürdürür. Oysa bölgenin ihtiyacı yeni nüfuz alanları kadar halkların söz ve karar hakkını tanıyan barışçı bir siyasettir. Yeni Parti, Türkiye’nin Irak ve Suriye’yle geliştirdiği ekonomik ilişkileri desteklerken bu ilişkilerin Kürtlerin, Arapların ve diğer halkların iradesi dışlanarak kurulmasına karşı çıkabilmelidir. Barışı sermaye yatırımlarının güvenliği için gerekli bir sessizlik olarak görürse eski devlet aklının sınırlarında kalır. Barışı eşitlik, siyasal haklar ve halkların birlikte karar vermesiyle kurarsa Türkiye’nin yüz yıllık siyasetinden ayrılmaya başlayabilir. Avrupa’nın Yeni Parti’ye yaklaşımı da bu tablonun içinden değerlendirilmelidir. Avrupa tek bir merkezden düşünen ve ortak bir siyasal ahlâkla hareket eden bütünlüklü bir kuvvet değildir. Avrupa’daki sosyal demokratlar, yeşiller, hükümetler, sermaye grupları ve güvenlik kurumları Türkiye’ye farklı ihtiyaçlarla bakıyor. Hukukun içinin boşaltılmasından, muhalefete yönelik baskılardan ve demokratik gerilemeden kaygı duyan çevreler Yeni Parti’yi desteklenmesi gereken demokratik bir güç olarak görebilir. Avrupa devletleri bakımından ise Türkiye’nin NATO’daki yeri, göçü denetleme gücü, enerji yolları, gümrük ilişkileri, savunma sanayisi ve bölgesel savaşlardaki konumu en az demokrasi kadar önem taşıyor. Avrupa Birliği, Türkiye’deki hukuk ve özgürlük sorunlarını eleştirirken Ankara’yla göç, enerji, ticaret ve güvenlik alanlarındaki iş birliğini sürdürmektedir. Bu ikili tutum geçici bir çelişki olmaktan çıkmış, Avrupa-Türkiye ilişkisinin yerleşmiş biçimine dönüşmüştür. Yeni Parti’nin Avrupa’da kabûl görme ihtimâli yüksektir. Sosyal demokrat kimliği, Avrupa Birliği üyeliğine verdiği önem, parlamenter sistem vaadi, NATO ve Avrupa Konseyi içindeki konumu güçlendirme hedefi, onu Batı açısından tanınabilir ve öngörülebilir bir iktidar seçeneği hâline getiriyor. Parti programının farklı kimlikleri, anadili, cinsel yönelim temelli ayrımcılığı ve sosyal hakları anması da Avrupa’daki demokratik çevrelerde karşılık bulabilir. Ancak Avrupa’nın desteğini Türkiye’nin demokratikleşmesinin güvencesi saymak büyük bir yanılgı olur. Avrupa için kabûl edilebilir bir Yeni Parti, otoriterliğin sertliğini azaltan, hukuku belli ölçüde onaran, göçü denetleyen ve ekonomik düzeni sürdüren bir restorasyon partisi de olabilir. Avrupa’nın tercihi, Türkiye toplumunun beklentileriyle her zaman örtüşmez. Yeni Parti’nin meşruiyeti Brüksel’in, Berlin’in veya Londra’nın onayından önce Türkiye’deki emekçilerin, gençlerin, kadınların, Kürtlerin, Alevilerin ve yoksulların hayatında yaratacağı değişime dayanmalıdır. Partinin gerçekten yeni olup olmadığı en açık biçimde Kürt meselesinde anlaşılacaktır. Programda Kürt sorununun adıyla anılması, eşit yurttaşlık vurgusu, “ana dil haktır” cümlesi, kayyım uygulamalarına karşı yerel iradenin savunulması ve bölgesel eşitsizliklerin giderilmesine yönelik vaatler önemlidir. Eski CHP’nin uzun yıllar boyunca kullandığı suskun veya güvenlikçi dille karşılaştırıldığında bunlar küçümsenecek adımlar değildir. Fakat programın kalıcı çözümü “terörün sona ermesiyle birlikte” kurulacak demokratik düzene bağlaması, hakların tanınmasını silahların bırakılmasından sonraya erteleyen devletçi sıralamanın izlerini taşıyor. Anadilin öğrenilmesi, kullanılması ve geliştirilmesinden söz edilirken anadilinde eğitim konusunda açık bir hüküm kurulmaması da partinin henüz aşamadığı sınırı gösteriyor. Kürtlerin temel hakları Kürt hareketinin atacağı adımlara bağlanamaz. Anadil, seçme ve seçilme hakkı, yerel yönetim iradesi, ifade özgürlüğü ve eşit yurttaşlık devletin güvenlik değerlendirmesine göre verilecek imtiyazlar değildir. Yeni Parti, Kürt meselesini silahların bırakılmasından sonra ele alınacak kültürel bir sorun olarak görmemelidir. Silahlı çatışmanın sona ermesini savunurken çatışmayı doğuran inkârı, eşitsizliği ve merkezî devlet anlayışını da sorgulamalıdır. Devam eden sürecin silahsızlanma ile hukukî güvenceler arasındaki sıralama anlaşmazlığı nedeniyle tıkanması, meseleyi salt güvenlik öncelikleriyle çözmenin sınırını bir kez daha gösteriyor. Yeni Parti’nin Kürt meselesindeki tutumu birkaç genel cümleden daha açık olmalıdır. Anadili, eğitim dâhil hayatın bütün alanlarında güvence altına alan, kayyım düzenini kesin biçimde reddeden, yerel yönetimleri güçlendiren, siyasal temsil üzerindeki baskıları kaldıran ve geçmişte yaşanan ağır hak ihlâlleriyle yüzleşmeyi göze alan bir program kurmalıdır. Kürtleri seçim kazanmak için desteğine ihtiyaç duyulan bir seçmen topluluğu gibi gördüğü anda eski CHP’nin yoluna döner. Kürt demokratik hareketini yeni bir cumhuriyetin eşit siyâsal öznesi olarak kabul edebilirse tarihsel bir kapı açar. Bu ortaklık, her konuda aynı düşünmeyi veya siyâsal örgütlerin birbirine katılmasını gerektirmez. Eşitlik temelinde konuşmayı, devletin sınırlarını halkların haklarından üstün tutmamayı ve anlaşmazlıkları güvenlik aygıtı yerine siyaset yoluyla çözmeyi gerektirir. Eski CHP’nin yüz yıllık kamburundan kurtulma ihtimâli de bu noktada ortaya çıkar. Bu kambur, partinin yaşı veya Cumhuriyet’i kurmuş olması değildir. Asıl yük, devleti toplumun üzerinde gören anlayış, merkeziyetçilik, Kürt meselesinde inkâr ve güvenlik siyaseti, Alevilerin eşitlik talebini sürekli erteleme, laikliği halkın özgürleşmesi yerine zaman zaman bürokratik bir terbiye aracı gibi kullanma ve siyaseti parti merkezleriyle devlet seçkinleri arasında yürütme alışkanlığıdır. Cumhuriyet’in laiklik, kadın hakları, yurttaşlık, kamuculuk ve bağımsızlık birikimi korunabilir. Bunun için tekçi devlet anlayışını, zorla benzeştirmeyi ve yukarıdan toplum mühendisliğini savunmak gerekmez. Yeni Parti, geçmişi bütünüyle reddederek de tarihsel yükten kurtulamaz. Yapması gereken, hangi mirası taşıyacağını ve hangisiyle hesaplaşacağını açık biçimde söylemektir. Cumhuriyet’i değişmez bir devlet biçimi olarak mı, halkın eşitlik ve özgürlük arayışı içinde sürekli yeniden kuracağı ortak bir hayat olarak mı görüyor? Atatürkçülüğü devletin dokunulmazlığına mı, halk egemenliğine ve bağımsızlığa mı bağlıyor? Laikliği dindar yurttaşı kuşkuyla izleyen bir devlet alışkanlığı içinde mi, herkesin inanç ve inançsızlık özgürlüğünü koruyan bir toplumsal düzen içinde mi savunuyor? Bu sorulara verilecek cevaplar Yeni Parti’nin CHP’den ayrılıp ayrılmadığını gösterir. Parti sürekli olarak “gerçek CHP biziz” demeye mecbur hissederse tarihsel yenilenme imkânını kendi eliyle daraltır. Toplumdaki değişim isteği Yeni Parti bakımından büyük bir imkândır; aynı zamanda ciddi bir uyarı taşır. Son yıllarda sokağa çıkan gençler, kadınlar, emekliler, işçiler, çiftçiler ve çevre mücadeleleri tek bir parti tarafından yönetilen ortak bir programa sahip değildir. Buna rağmen farklı itirazların altında benzer bir hayat duygusu bulunuyor. İnsanlar geçinemiyor, çalışarak gelecek kuramıyor, mahkemelere güvenmiyor, kendi oyunun ve sözünün etkisizleştiğini düşünüyor. Çocuklarının başka ülkelere gitmesini kader saymak istemiyor. Devletin karşısında korkmadan yaşayabileceği, hakkını aradığında suçlu durumuna düşmeyeceği, kimliği ve inancı nedeniyle aşağılanmayacağı bir ülke arıyor. Toplum ne istiyor sorusunun tek ve kolay bir cevabı yoktur. Patronla işçi, kiracıyla büyük mülk sahibi, işsiz gençle ihale zengini aynı şeyi istemez. Kürtlerin eşitlik talebiyle devletçi milliyetçiliğin beklentisi uzlaşmayabilir. Kadınların özgürlük arayışıyla aileyi ve toplumu denetlemek isteyen muhafazakâr siyaset çatışabilir. Yine de geniş kesimleri birleştiren bazı temel talepler vardır: Geçim güvencesi, adalet, saygınlık, barış, siyasete katılma ve ülkenin yönetimini değiştirebilme hakkı. Toplum kendi hayatına dokunacak güçlü bir kamu düzeni istiyor; fakat bu gücün kendisini ezen, susturan ve ayıran bir devlet biçimine dönüşmesini istemiyor. İnsanlar güçlü olduğu kadar adil, etkin olduğu kadar denetlenebilir, toplumun bütün kesimlerine eşit uzaklıkta duran bir yönetim arıyor. Yeni Parti bu taleplerin bir bölümüne cevap verebilecek program maddelerine sahiptir. Kamuculuk, sosyal devlet, taşeron çalışmanın kaldırılması, grev ve toplu sözleşme haklarının genişletilmesi, barınma, eğitim, sağlık ve temel gelir vaatleri önemlidir. Parti, kendisini renksiz bir merkez partisi olarak tanımlamıyor; sosyal demokrat bir yönelim ilân ediyor. Buna karşılık programın CHP’nin Özgür Özel döneminde hazırlanan metninin kısaltılmış bir biçimine dayanması, siyasal kopuşun program düzeyinde henüz sınırlı kaldığını gösteriyor. Daha önemli sorun, programın işçiyi, çiftçiyi, esnafı, sanayiciyi, sağcıyı, solcuyu, milliyetçiyi ve muhafazakârı “Türkiye İttifakı” içinde yan yana sıralamasıdır. Geniş bir demokratik birlik arayışı anlaşılırdır. Ne var ki toplumun bütün kesimlerini aynı çıkar etrafında birleşmiş gibi göstermek, gerçek sınıf çatışmalarını örtebilir. İşçi ücretini artırmak isterken patron işçilik maliyetini düşürmek isteyecektir. Kiracı barınmayı hak olarak görürken büyük gayrimenkul sahipleri konutu kâr alanı sayacaktır. Köylü toprağını korumaya çalışırken maden şirketi aynı toprağı işletme ruhsatı olarak görecektir. Sosyal demokrat bir parti bu çatışmalar karşısında herkesi memnun edemez. Kimin yanında duracağını seçmek zorundadır. Yeni Parti’nin eski CHP’nin yeni sürümü olarak kalma ihtimâli de vardır. Parti daha genç, hareketli, mücadeleci ve açık bir dil kurabilir. Sokakla eski CHP’den daha canlı bir ilişki geliştirebilir. Kürt meselesinde daha ileri cümleler söyleyebilir, kadınların ve gençlerin temsiline daha fazla alan açabilir. Tüm bunları yaparken toplumsal hoşnutsuzluğu bir bütün olarak seçim sandığına, liderlere ve parlamenter iktidar değişikliğine yönlendiren temel işlevini sürdürebilir. Kuruluş biçiminin yeni olması, siyâsal işlevinin de değiştiğini göstermez. Yeni Parti, toplumda biriken öfkeyi mevcut ekonomik ve toplumsal düzene yöneltmek yerine daha iyi yönetilen bir devlete bağlarsa değişim isteğini temsil etmekten çok denetim altına alır. Bu nedenle partinin yeniliğini programındaki ileri cümlelerden önce gerçek çatışma anlarında ölçmek gerekir. İşçiler greve çıktığında Yeni Parti belediye yönetiminin mi, işçilerin mi yanında duracak? Bir şirket ormanı, suyu veya tarım toprağını işletmeye açmak istediğinde yatırım gerekçesini mi, halkın yaşam hakkını mı savunacak? Avrupa’dan sermaye çekmek için emek haklarının esnetilmesine razı olacak mı? Kürt meselesinde milliyetçi tepki yükseldiğinde programının arkasında durabilecek mi? Kendi belediye başkanı veya yöneticisi yolsuzlukla suçlandığında hukuku ilkesel biçimde savunabilecek mi? Bir partinin toplumsal yönü, herkesin aynı cümleyi alkışladığı kongrelerde değil, çıkarların karşı karşıya geldiği anlarda açığa çıkar. Sokakta görünen kitle Yeni Parti’ye de sosyalistlere de önemli bir şey anlatıyor. İnsanlar, yerleşik siyâsal örgütlerin çağrısını beklemeden harekete geçebiliyor. Bir belediye başkanına veya partiye yapılan müdahale sokağa çıkışın kıvılcımı olabilir; fakat biriken öfkenin kaynağı bundan çok daha geniştir. Geleceksizlik, işsizlik, barınma sorunu, hayat pahalılığı, baskı, kadınların yaşadığı şiddet, eğitimdeki eşitsizlik ve siyasal etkisizlik duygusu aynı kalabalığın içinde buluşabilir. Yeni Parti bu insanları kendi doğal seçmeni veya hazır örgüt gücü sayarsa yanılır. Kitlelerin bir partiye yakın durması, o partiye ait oldukları anlamına gelmez. Sosyalistlerin de aynı kitleye yukarıdan bakma hakkı yoktur. Sokağa çıkanlar sosyalist örgütlerin çağrısıyla hareket etmedi diye kitleyi CHP’li, küçük burjuva, liberal veya düzen içi olarak küçümsemek, kendi güçsüzlüğünü teorik bir üstünlük gibi sunmaktır. İnsanlar devrimci bir programa sahip olmadan da adalet ve özgürlük talebiyle ayağa kalkabilir. Sosyalist düşünce, toplumun hazır biçimde kendisine gelmesini bekleyemez. Toplumun yaşadığı çelişkilerin içine girmek, insanlarla mücadele içinde karşılaşmak ve ortak deneyim üzerinden güven kurmak zorundadır. Sosyalistler ve devrimciler sokaktaki kitleyle ancak gündelik hayatın içinde temas kurabilir. Üniversitede yemek, yurt, ulaşım ve söz hakkı; işyerinde ücret, sendika ve çalışma güvenliği; mahallede kira, fatura ve barınma; köyde su, toprak ve ürün fiyatı; kadınların hayatında şiddet ve güvencesizlik; Kürtlerin yaşamında anadil, eşitlik ve barış meselesi birbirinden kopuk mücadele alanları olarak görülemez. Sosyalistlerin görevi her itirazın üzerine kendi bayrağını dikmek veya insanlara dışarıdan ders vermek değildir. İnsanların kendi sorunları üzerinde birlikte karar verebileceği, mücadeleyi sürdürebileceği ve küçük de olsa kazanımlar elde edebileceği kalıcı örgütlenmeler kurmaktır. Yeni Parti’yi değişime zorlayacak güç de buradan doğabilir. Sosyalistlerin Yeni Parti’yi içeriden ele geçirmesi, yönetim organlarına birkaç temsilci yerleştirmesi veya partinin sol kanadı hâline gelmesi gerçek bir toplumsal yön değişikliği yaratmaz. Aksine sosyalist siyaset, büyük bir seçim partisinin iç dengilerine ve kararlarına bağımlı hâle gelir. Esas mesele toplumsal muhalefeti parlamenter muhalefetten bağımsızlaştıracak bir güç üretmektir. Bu bağımsızlık, parlamenter muhalefetle her koşulda kavga etmek veya ortak mücadeleden kaçmak anlamına gelmez. Kendi programına, örgütüne, kararına ve toplumsal dayanağına sahip olmak anlamına gelir. Sosyalistler seçilmişlerin iradesine yönelik saldırıya karşı Yeni Parti’yle birlikte durabilir. Kayyımlara, siyâsal tutuklamalara, toplantı ve gösteri hakkının engellenmesine, yargının siyasallaşmasına karşı ortak mücadele yürütebilir. İşçi hakları, kadın özgürlüğü, laiklik, çevre, barış ve demokratik anayasa gibi alanlarda yan yana gelebilir. Fakat bu ortaklık sırasında kendi sözünü askıya alamaz. Yeni Parti, sermayenin yanında durduğunda, belediyelerde işçi hakkını çiğnediğinde, Kürt meselesinde milliyetçi baskıya boyun eğdiğinde veya toplumsal hareketi seçim çalışmasına indirgediğinde açık biçimde karşı çıkmalıdır. Yeni Parti’yi sola çekecek kuvvet genel merkezlerde yapılacak görüşmelerden önce grevlerde, üniversitelerde, mahallelerde, kadın hareketinde, ekoloji mücadelelerinde ve Kürt halkının eşitlik arayışında ortaya çıkabilir. Parti, bağımsız toplumsal hareketlerin gücü büyüdüğü ölçüde taleplerini değiştirmek zorunda kalır. İşçiler örgütsüzse emek vaatleri program sayfalarında kalır. Kürtler sadece seçim aritmetiği içinde görülüyorsa eşit yurttaşlık sözü milliyetçi tepki karşısında geri çekilir. Gençlik kendi örgütlerini kuramıyorsa parti yönetimi gençleri kürsü süsü ve seçim çalışmasının enerjik unsuru olarak kullanır. Sosyalistler Yeni Parti’nin sol kanadı olmaya çalışmak yerine toplumun bağımsız, örgütlü ve devrimci kanadını kurmalıdır. Muhalefette ortaklaşma da bu bağımsızlığın karşıtı değildir. Yeni Parti, DEM Parti, sosyalistler, kadın ve çevre hareketleri, demokrat muhafazakârlar ve diğer muhalefet güçleri aynı düşünceye sahip olamaz. Birbirlerini tek bir kimlik içinde eritmeye çalışmaları da gerekmez. Ortaklaşma, demokratik geçişin temel şartları üzerinde kurulabilir: Seçim sonuçlarına saygı, bağımsız yargı, kayyımların sona ermesi, siyasî hakların güvence altına alınması, ifade ve örgütlenme özgürlüğü, Kürt meselesinin barışçı çözümü, yerel demokrasinin güçlendirilmesi ve halkın temel ihtiyaçlarını koruyan ekonomik düzen. Bu ortaklığın iktidar karşıtlığından daha ileri bir sözü olmadığında, iktidar değişse bile eski devlet ve ekonomi düzeni başka kadrolarla devam eder. Yeni Parti, bugün tamamlanmış bir cevap değildir. Türkiye’deki rejim krizinin, CHP’ye yönelik müdahalenin ve toplumdaki değişim isteğinin içinde açılmış siyâsal bir imkândır. Aynı zamanda eski düzenin kendisini daha hukuklu, daha çağdaş ve daha kabûl edilebilir bir biçimde yenileme ihtimâlini de taşır. Avrupa onu öngörülebilir bir iktidar seçeneği olarak destekleyebilir. Sermaye çevreleri iktidarın aşırılıklarını azaltan fakat ekonomik düzeni koruyan bir restorasyon gücü arayabilir. CHP’den gelen kadrolar eski örgüt alışkanlıklarını sürdürebilir. Milliyetçi baskı Kürt meselesindeki adımları sınırlayabilir. Gençlerin, emekçilerin, kadınların, Kürtlerin ve diğer toplumsal hareketlerin bağımsız gücü ise partiyi bugünkü programının ilerisine zorlayabilir. Yeni Parti’nin hangi yöne gideceği sadece yöneticilerinin niyetlerine bağlı olmayacaktır. Partinin içinde ve dışında mücadele eden toplumsal kuvvetler bu yönü tayin edecektir. Devlet ile yurttaş, sermaye ile emek, savaş ile barış, merkez ile yerel karşı karşıya geldiğinde alınacak tutumlar gerçek kimliğini oluşturacaktır. Yeni Parti eski devlet düzenini daha ölçülü ve hukuklu biçimde yönetmeye talip olabilir. Bu yol iktidar değişikliğine hizmet eder, fakat Türkiye’nin birikmiş sorunlarını yeniden üretir. Cumhuriyet’i halkların eşitliği, emeğin hakları, kadınların özgürlüğü, laiklik, barış ve toplumun karar süreçlerine doğrudan katılması üzerinden yeniden kurmaya yönelirse tarihsel bir anlam kazanabilir. Toplum değişim istiyor; fakat bu değişimin ortak programı ve kalıcı örgütleri henüz kurulmuş değildir. Yeni Parti bu arayışın önemli adreslerinden biri olabilir. Arayışın sahibi olamaz. Sosyalistlerin görevi partinin peşinden yürümek veya kenarda durup başarısız olmasını beklemek değildir. Toplumun dağınık hâlde dile getirdiği ekmek, adalet, özgürlük, barış ve saygınlık talebini bağımsız bir halk gücüne dönüştürmektir. Böyle bir güç Yeni Parti’yi de değiştirir, muhalefetin sınırlarını da genişletir ve Türkiye’nin geleceğini parti genel merkezlerinden çıkararak yeniden toplumun ellerine verir.

 

Kaynakça :

Yeni Parti’nin programı, tüzüğü ve kuruluş süreci


1.     Yeni Parti, Yeni Parti Programı, 24 Temmuz 2026.

2.     Yeni Parti, Yeni Parti Tüzüğü, 2026.

3.     T24 Haber Merkezi, “İşte Yeni Parti Programı’nın Tam Metni: ‘Bu Kara Düzeni Değiştireceğiz’ Vurgusuyla Milliyetçi ve Muhafazakâr Sağa da ‘Türkiye İttifakı’ Çağrısı Yapıldı”, 24 Temmuz 2026.

4.     Evrensel, “Yeni Parti’nin Tüzük ve Programı Paylaşıldı”, 24 Temmuz 2026.

5.     Göksel Göksu, “Yeni Parti: CHP’ye Sıkışmadan Yeni Bir Kimlik Kurabilir mi?”, Medyascope, 16 Temmuz 2026. Konuklar: Murat Somer, Murat Aksoy ve Bülent Tezcan.

6.     Reuters, “Turkey’s Opposition Leader to Form New Party to Challenge Erdoğan”, 21 Temmuz 2026.

7.     Reuters, “Beleaguered Turkish Opposition Attempts to Regroup with New Party”, 24 Temmuz 2026.

Yeni Parti üzerine değerlendirmeler

8.     Murat Aksoy, “Yeni Parti CHP’yi Aşan Siyasetin İnşasında İlk Adımıdır”, Yeni Arayış, 24 Temmuz 2026.

9.     Cuma Çiçek, “Yeni Parti: Kurumsal Kopuş mu Siyasi Süreklilik mi?”, Birikim, 27 Temmuz 2026.

10.  Tolga Şirin, “‘Yeni Parti’ Hakkında İlk Gözlemler”, T24, 26 Temmuz 2026.

11.  Kemal Can, “Yeni Parti Tartışmaları Genişliyor”, Medyascope, 20 Temmuz 2026.

12.  Ali Bayramoğlu, “Yeni Parti’nin Yüzdüğü Havuz”, Karar, 25 Temmuz 2026.

13.  Murat Sevinç, “Özgür Özel ve Arkadaşları Çok Doğru Bir İş Yaptı”, Diken, 22 Temmuz 2026.

14.  Onur Özgen, “Yeni Parti, Eski Beklentiler”, Ayrım, 28 Temmuz 2026.

15.  Mustafa Peköz, “Yeni Parti’nin Programı ve Geleceği Üzerine Birkaç Not”, Küresel Stratejiler Araştırma Merkezi, 2026.

16.  Yasemin Giritli İnceoğlu, “Yeni Parti, Eski Kutuplaşma”, Diken, 27 Temmuz 2026.

17.  Tanıl Bora, “Yeni Parti ve Çayı Koyanlar”, Birikim, 28 Temmuz 2026.

18.  Polat S. Alpman, “Hep ‘Yeni Bir CHP Yaratmak’ II”, Birikim, 31 Temmuz 2026.

19.  Mesut Yeğen, “Yeni Parti: İdeoloji ve Politika”, Perspektif, 24 Temmuz 2026.

20.  Mesut Yeğen, “Yeni Parti Nasıl Durdurulabilir?”, Perspektif, 2026.

Kürt meselesi, barış ve demokratik dönüşüm

21.  Hasan Kılıç, “Yeni Parti ve Kürtler”, Yeni Yaşam, 24 Temmuz 2026.

22.  Müjgan Halis, “Muhalefetin ‘Küçük’, Orta Doğu ve Kürtlerin ‘Büyük’ Dünyası”, Independent Türkçe, 31 Temmuz 2026.

23.  Akın Olgun, “Yeni Parti, ‘Normalleşme’ Siyasetine Döner mi?”, İlke TV, 30 Temmuz 2026.

24.  Nur Mehmet Güler, “CHP’den Kopuşun Sınırları Üzerine: YENİ Parti’de Yeni Olan Ne?”, Medyascope, 28 Temmuz 2026.

25.  Nur Mehmet Güler, “Devletin Yeni Paradigma Arayışı: Demokrasi mi, Otokrasi mi?”, Medyascope, 17 Temmuz 2026.

26.  Ender İmrek, “CHP’nin Çöküşü, İktidarın Manevrası ve Yeni Bir Ufkun İmkânı”, Yeni Yaşam, 1 Ağustos 2026.

27.  Gençlik Örgütleri Forumu ve Hafıza Merkezi, Gençlerin Gözünden Müzakere Süreci: Duygular, Deneyimler ve Beklentiler, Haziran 2026.

Toplumsal hareket ve sosyalistlerin tutumu

28.  M. Görkem Doğan, “CHP ve Yeni Sürümü”, e-komite, 2 Ağustos 2026.

29.  Ender Helvacıoğlu, “Yeni Parti ve Sosyalistler”, Bilim ve Gelecek, 24 Temmuz 2026.

30.  Volkan Akyıldırım, “CHP, Baskı, Butlan ve Sosyalistler”, Marksist.org, 25 Haziran 2026.

31.  Burak Çetiner ve Eren Çağlar Başbağ, “Sosyalist ‘Siyasetsizlik’ ve Ana Muhalefetin Parçalanması”, Kılavuz, 18 Haziran 2026.

32.  Psikopolitik Dergi, “19 Mart Sonrası Gençlik Hareketleri”, 28 Mayıs 2026.

33.  Murat Yetkin, “Toplum Güçlü Ama Adil Bir Devlet İstiyor: Anket Bunu Gösteriyor”, Yetkin Report, 23 Mayıs 2026.

34.  M. Görkem Doğan, “Sınıflar, Halkçılık ve Egemenlik Üzerine”, e-komite, 23 Nisan 2026.

Ortadoğu ve Türkiye’nin bölgesel konumu

35.  Galip Dalay, “As Iran War Reshapes the Middle East, Turkey’s Regional Role Looks Set to Expand”, Chatham House, 5 Haziran 2026.

36.  Reuters, “Iraq, Turkey, Qatar, UAE Sign Preliminary Deal to Cooperate on Development Road Project”, 22 Nisan 2024.

Avrupa Birliği ve Avrupa’daki siyasal çevrelerin tutumu

37.  Sergen Kızılhan ve Demir Murat Seyrek, “The Turkey-EU Relationship Reveals the Limits of Transactionalism”, Centre for European Policy Studies, 8 Mayıs 2026.

38.  Avrupa Birliği Dış İlişkiler Servisi, “The European Union and Türkiye”.

39.  Avrupa Birliği Dış İlişkiler Servisi, “Joint Statement on the EU-Türkiye High-Level Economic Dialogue”, 2 Temmuz 2026.

40.  Avrupa Birliği Dış İlişkiler Servisi, The EU and Türkiye: Country Fiche, Temmuz 2026.    https://www.eeas.europa.eu/sites/default/files/2026/documents/Turkiye%20country%20fiche%20July%202026.pdf

41.  Avrupa Sosyalistler Partisi, “Inadmissible Removal of CHP Leader: Erdoğan’s Latest Blow to Turkish Opposition”, 21 Mayıs 2026.

42.  Avrupa Yeşiller Partisi, “Turkish Court Move Against Leadership of Biggest Democratic Opposition Party Is Another Attack on Democracy in Turkey”, 21 Mayıs 2026.

43.  Kaya Genç, “After Teargas, Protests and Legal Strife, Turkey Has a New Opposition Party. Is This the Man Who Can Defeat Erdoğan?”, The Guardian, 31 Temmuz 2026.

44.  Associated Press, “Turkish Court Rules to Remove Head of the Main Opposition Party in Latest Blow”, 21 Mayıs 2026.


Not:Yabancı kaynaklar arama motorunun sağladığı otomatik çeviri kolaylığı kadar okunabildi !

 
 
 

Yorumlar


The Science & 

Mathematics University

© 2023 by Scientist Personal. Proudly created with Wix.com

  • Facebook Clean Grey
  • Twitter Clean Grey
  • LinkedIn Clean Grey
bottom of page