top of page

Türkiye–Azerbaycan Gerilimi Üzerine Tezler -- Mustafa Mehmet Kapıkıran

24 Eki
5 dakikada okunur


Azerbaycan’daki başörtüsü kısıtlamalarının Türkiye’yle ilişkilerde böylesine geniş bir tartışmaya dönüşmesi, iki ülke arasında birikmiş anlaşmazlıkların bu mesele üzerinden açığa çıkmış olabileceğini düşündürüyor. Eğitim ve inanç özgürlüğü çevresinde başlayan itirazlar, egemenlik, dinî nüfuz, İsrail’le ilişkiler ve dış müdahale suçlamalarıyla iç içe geçti. Bu başlıkları birbirine bağlayan tek bir neden aramak yerine, her birinin diğerini nasıl etkilediğine bakmak daha açıklayıcı olabilir. Kısıtlamaları doğuran koşullarla, eleştiriler karşısında bunları savunmayı siyâsal bir irade gösterisine dönüştüren koşulların farklılaşması da bu ihtimaller arasında yer alıyor.


1. Başörtüsü kısıtlamaları, yönetimin bağımsız toplumsal ilişkilere duyduğu güvensizliğin bir uzantısı olabilir.


Azerbaycan’da başörtüsüne ilişkin tartışmaların geçmişi, bugünkü bölgesel gerilimlerden daha eskiye uzanıyor. Okul kıyafetleri üzerinden getirilen sınırlamalar ve bunlara karşı 2010’da gelişen protestolar, meselenin yönetimin din politikası içinde süreklilik taşıdığını gösteriyor. Rovshan Mammadli’nin aktardığı tarihsel arka plan, dinî görünürlüğün artmasının uzun süredir devlet katında kaygıyla karşılandığına işaret ediyor. [1]


Bu kaygının ne kadarının laik eğitim anlayışından, ne kadarının devletin denetimi dışında gelişebilecek ilişki ve örgütlenmelerden kaynaklandığı tartışmaya açık. Dinî çevreler, muhalefetin ve bağımsız örgütlenmenin daraltıldığı bir toplumda, insanların bir araya gelebildiği görece dayanıklı bağlar oluşturuyor olabilir. Yönetim açısından başörtüsünün taşıdığı anlam da bu nedenle kişisel inancın ötesine geçebilir.


Yine de başörtülü öğrencilerin ve öğretmenlerin varlığıyla rejimin güvenliği arasında kurulan ilişkinin açıklanmaya ihtiyacı var. Serkan Yolaçan’ın bu tehdidi ikna edici bulmaması, yönetimin gerekçelerini sorgulamak bakımından önemli. [2] Burada devletin güvenlik anlayışı kadar, insanların eğitim ve çalışma haklarının hangi siyâsal kaygılarla sınırlandırıldığı da araştırılmalı.


2. Mezhep farklılıklarının açıklayıcı gücü sınırlı görünüyor.


Azerbaycan’ın Şiî çoğunluğa sahip olması, İran’la tarihsel bağları ve bazı dinî muhalefet çevrelerinin geçmişi, başörtüsü meselesinin kolaylıkla mezhep üzerinden okunmasına yol açabiliyor. Oysa Şiî aidiyetinin İran’a siyâsal yakınlığa, Sünnî aidiyetinin ise Türkiye’nin politikalarını benimsemeye dönüşmesi, her durumda geçerli bir ilişki sayılamaz.


Son protestolara ilişkin gözlemler de daha geniş bir toplumsal zemine işaret ediyor. INSS’nin değerlendirmesinde, kısıtlamalara karşı ses çıkaranların dinî çevrelerin dışına taşması dikkat çekici bulunuyor. [3] Öğrencilerin okula, öğretmenlerin ise derslerine alınmaması, farklı dünya görüşlerinden insanları ortak bir haksızlık duygusunda buluşturmuş olabilir. Böyle bir yakınlaşma varsa, yönetimin kaygısını artıran unsurun dinî talepler kadar, bu talepler çevresinde kurulabilecek toplumsal dayanışma olduğu da düşünülebilir.


3. Karabağ sonrasında güçlenen Azerbaycan, Türkiye’yle yakınlığının şartlarını yeniden tanımlamak istiyor olabilir.


Karabağ’daki askerî başarı, Bakü’nün dış ilişkilerdeki ağırlığını ve kendi gücüne duyduğu güveni artırdı. Türkiye’nin katkısına verilen önem sürerken, bu katkının Azerbaycan üzerinde sürekli bir söz hakkına dönüşebileceği düşüncesi rahatsızlık yaratıyor olabilir. Türkiye’de dayanışmayı anlatan “tek millet, iki devlet” sözü, Bakü’de ilişkinin eşitliği bakımından başka soruları da beraberinde getirebilir.


Sam Harshbarger’ın değerlendirmesi, gerilimi iki yönetimin genişleyen bölgesel iddiaları arasındaki sürtüşmeyle ilişkilendiriyor. [4] Ankara daha etkili bir bölgesel merkez olmayı amaçlarken, Bakü de farklı ortaklıklar arasında kendi tercihlerini yapabilen bir güç olarak tanınmak istiyor olabilir. Başörtüsü eleştirilerine verilen sert karşılık, bu bakımdan, ilişkinin sınırlarını hatırlatma çabası olarak okunabilir.


Böyle bir durumda, kısıtlamayı sürdürmenin anlamı da değişir. İçeride alınmış bir karardan dönmek, dışarıdan gelen tepkilerin ardından yönetimin gözünde egemenlik meselesine dönüşebilir. Yolaçan’ın yasağın ilk nedeninden çok, sonrasında sergilenen iradeye dikkat çekmesi bu ayrımı düşündürüyor. [2]


4. Türkiye–Ermenistan normalleşmesi, görünür tartışmanın ardındaki anlaşmazlıklardan biri olabilir.


Fuad Shahbazov’un yazısı, Ankara–Erivan yakınlaşmasının Bakü’de doğurabileceği kaygıları gündeme getiriyor. [5] Türkiye açısından sınırların açılması, ticaretin gelişmesi ve ulaşım bağlantılarının kurulması giderek daha fazla önem kazanabilir. Azerbaycan ise bu adımların kendi Ermenistan görüşmeleriyle birlikte ilerlemesini, elindeki pazarlık imkânlarının korunması bakımından gerekli görebilir.


İki müttefikin çıkarları aynı bölgesel düzen içinde farklı öncelikler kazanıyor olabilir. Ankara’nın normalleşmede hızlanması, Bakü’de eşgüdümün zayıfladığı hissini doğurabilir; Bakü’nün süreci kendi taleplerine bağlaması da Türkiye’nin hareket alanını daraltabilir. Başörtüsü tartışmasındaki sertliğin bu anlaşmazlıklarla ne ölçüde beslendiği henüz açık olmasa da, ilişkinin geleceğini değerlendirirken Ermenistan boyutuna daha fazla ağırlık vermek yerinde görünüyor.


5. İsrail’le ortaklık, Bakü’nün özerklik arayışını desteklerken Türkiye’yle ilişkilerini zorlaştırıyor olabilir.


Enerji, silah, teknoloji ve güvenlik alanlarında gelişen İsrail ortaklığı, Azerbaycan’a Türkiye dışındaki bağlantılarını güçlendirme imkânı sunuyor. Shahin Jafarli bu ilişkiye, Washington’da sağladığını düşündüğü diplomatik desteği de ekliyor. Aynı değerlendirmede, SOCAR protestolarının Bakü tarafından Türkiye’deki bazı devlet veya hükümet çevrelerinin örgütlediği bir baskı olarak algılandığını aktarıyor. [6]


Bu algı doğru aktarılıyorsa, yönetim Türkiye’de farklı nedenlerle ortaya çıkan itirazları ortak bir müdahale girişiminin parçaları olarak görüyor olabilir. Gazze, petrol sevkiyatı ve başörtüsü etrafındaki eleştirilerin aynı anlatı içinde toplanması, tartışmanın neden hızla devlet güvenliği alanına taşındığını açıklamaya yardımcı olabilir. Burada protestolar arasındaki somut bağlarla, Bakü’nün bunlara yüklediği anlamı ayırmak gerekiyor.


Öte yandan Azerbaycan’ın Türkiye ve İsrail’le eşzamanlı yakınlığı, kendisine aracılık imkânı da kazandırıyor. Amberin Zaman’ın hatırlattığı çatışmayı önleyici temaslar, bu ilişkinin diplomatik değerine işaret ediyor. [7] Dolayısıyla Ankara–Bakü geriliminin büyümesi, İsrail açısından da yararlı bir iletişim kanalının zayıflaması anlamına gelebilir.


6. Dış müdahale suçlamalarında, devletin güvenliği ve iktidarın devamlılığına ilişkin kaygılar birbirine karışıyor olabilir.


Hakan Fidan’ı hedef alan yayınlarda diplomatik temasların, yardım kuruluşlarının ve dinî ilişkilerin istihbarat faaliyetiyle birlikte anılması, karşılıklı güvensizliğin ulaştığı düzeyi gösteriyor. Harshbarger, bu suçlamaları Aliyev yönetiminin içeriden ve dışarıdan gelebilecek tehditlere ilişkin kaygılarıyla birlikte ele alıyor; muhtemel aile içi halefiyet tartışmasına da yer veriyor. [4]


Bu bağlantı üzerinde durulabilir. İktidarın geleceğine ilişkin hassasiyet arttığında, dışarıdaki güçlü bir müttefikin içeride sahip olduğu toplumsal ve kurumsal ilişkiler daha kuşkulu görülmeye başlanabilir. Türkiye’yle yakınlığın biriktirdiği bağlar, böyle bir ortamda yönetimin gözünde nüfuz kanallarına dönüşebilir.


1995 darbe girişiminin yeniden hatırlatılması da bu kuşkuya tarihsel bir dayanak sağlıyor olabilir. Geçmişin bugünkü suçlamalarda kullanılış biçimi, güncel olaylar kadar anlamlı. Bununla birlikte, bugünkü müdahale girişiminin varlığı, kendi faaliyetleri ve belgeleri üzerinden değerlendirilmelidir.


7. Karşılıklı bağımlılık, gerilimi sınırlayabilir; ilişkinin eski biçimiyle sürmesini garanti altına almayabilir.


Enerji hatları, yatırımlar, savunma işbirliği ve ulaşım projeleri, iki ülke açısından kopuşun maliyetini yükseltiyor. Bu nedenle sert açıklamaların ardından diplomatik temasların sürmesi şaşırtıcı sayılmaz. Yakınlığın korunmasıyla, ilişkinin içindeki güç dağılımının değişmesi birlikte gerçekleşebilir.


Petrolün Ceyhan üzerinden İsrail’e ulaşması da bu karşılıklı bağımlılığın çelişkili sonuçlarını görünür kılıyor. Satış, mülkiyet ve transit geçiş farklı sorumluluk alanları olsa da, kamuoyundaki itirazlar hem Bakü’ye hem de Ankara’ya yöneliyor. İki yönetimin birbirine ihtiyacı sürerken, birbirlerinin politikalarını kendi toplumlarına açıklamaları zorlaşabilir.


Mekke Anlaşması gibi yeni savunma düzenlemelerine de bu açıdan bakılabilir. Daha bağlayıcı ortaklıkların gündeme gelmesi, Azerbaycan’ın farklı güçlerle aynı anda yakın ilişki kurma imkânını etkileyebilir. Burada belirleyici olacak husus, anlaşmaların ortaklardan hangi somut yükümlülükleri beklediği ve Bakü’nün bunları kendi hareket alanıyla nasıl bağdaştıracağıdır.


Bu tezler birlikte düşünüldüğünde, başörtüsü tartışması, Türkiye–Azerbaycan yakınlığının değişen koşullarını açığa çıkaran bir mesele olarak okunabilir. Bakü’nün özerklik arayışı, Ankara’nın bölgesel beklentileri ve iki toplumun farklı talepleri aynı ilişkiye yükleniyor. Gerilimin seyri, bu beklentilerin ne kadarının uzlaştırılabileceğine bağlı görünüyor. Bütün bu güç hesaplarının içinde, eğitimden ve çalışma hayatından dışlanan insanların haklarının geri plâna itilmesi ise meselenin en somut toplumsal sonucu olarak ortada durmaya devam ediyor.


Kaynakça


Başlıklar Türkçeleştirilmiştir. Al-Monitor abonelik istediği için yazısının erişilebilen giriş bölümünden faydalanılmıştır.


[1] Rovshan Mammadli. “Başörtüsü tartışması, İsrail ve Azerbaycan–Türkiye ilişkilerindeki çatlaklar.” The New Arab, 20 Ekim 2026.



[2] Ruşen Çakır–Serkan Yolaçan söyleşisi. “Azerbaycan hakkında bilmediğiniz ve öğrenmek isteyebileceğiniz her şey.” Medyascope, 22 Ekim 2026.



[3] INSS. “Başörtüsü ve laiklik ilkesi: Azerbaycan’daki protestoların arkasında ne var?” Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü, 14 Ekim 2026.



[4] Sam Harshbarger. “Türkiye–Azerbaycan geriliminin arkasında ne var?” Foreign Policy, 23 Ekim 2026.



[5] Fuad Shahbazov. “Türkiye ve Azerbaycan: Eski müttefikler anlaşmazlığa düşüyor.” CEPA, 22 Ekim 2026.



[6] İslam Özkan, Nihal Bengisu ve Shahin Jafarli. “Dünya Alem (65): Türkiye–Azerbaycan ilişkileri krizde mi? İsrail ve başörtüsü tartışması.” Medyascope, 23 Ekim 2026.



[7] Amberin Zaman. “İsrail ve Ermenistan, Türkiye–Azerbaycan başörtüsü anlaşmazlığından neden yarar sağlamıyor?” Al-Monitor, 14 Ekim 2026.


 
 
 

Yorumlar


The Science & 

Mathematics University

© 2023 by Scientist Personal. Proudly created with Wix.com

  • Facebook Clean Grey
  • Twitter Clean Grey
  • LinkedIn Clean Grey
bottom of page