top of page

SIRBİSTAN SEÇİM ZAFERİ; Saraçhane’den Belgrad’a: Doğrudan Demokrasi, Yeni Kuşak ve Mücadelenin Kendi İradesini Kurması -- Yücel Tekin

48false50 GMT+0000 (Coordinated Universal Time)
16 dakikada okunur

Sırbistan’da öğrenciler yalnızca bir iktidara karşı mücadele etmedi; siyasetin nasıl yapılacağına ilişkin yeni bir deneyim geliştirdi
Sırbistan’da öğrenciler yalnızca bir iktidara karşı mücadele etmedi; siyasetin nasıl yapılacağına ilişkin yeni bir deneyim geliştirdi

Sırbistan'dan gelen seçim zaferinin haberleri Sırp ve Boşnak gençlerle son aylarda yaptığım sohbetlerdeki izlenimlerle örtüştüğü için bu sonucun beni şaşırtmadığını baştan belirterek yazıya başlamak istedim. Gençlerle yaptığım sohbetlerden aklımda kalanlar: Sırbistan’da öğrenci hareketinin seçimlerde elde ettiği başarıyı, yalnızca bir iktidarın sandıkta yenilgiye uğratılması olarak değerlendirmenin yetersiz bir ifade olacağını belirtmek istiyorum. Çünkü bu başarıyı anlamlı kılan, üniversitelerde başlayan ve ülke çapında yayılan bir toplumsal hareketin kendi karar alma mekanizmalarını oluşturması, bu mekanizmaları uzun süre boyunca işletmesi ve sonunda seçim siyasetine de aynı iradeyi taşıyabilmesidir.

Burada söz konusu olan, geleneksel siyasal partilerin gençleri kendi programları doğrultusunda harekete geçirmesi değildir. Tersine, kendi mücadele pratiklerini geliştiren öğrencilerin, mevcut muhalefetin sınırlarını da sorgulayarak siyasal temsil sorununa kendilerinin yanıt üretmeye çalışmasıdır. Hareket, yalnızca neye karşı olduğunu değil, aynı zamanda nasıl karar alacağını, kimleri temsil edeceğini ve temsilcilerin hangi ölçütlere göre belirleneceğini de tartışmaya açtı.

Bu nedenle Sırbistan deneyimini doğrudan demokrasi tartışmasının dışında veya doğrudan demokrasinin karşısında konumlandırmak yerine, doğrudan demokratik karar alma mekanizmalarının geniş çaplı bir toplumsal hareket içinde nasıl kurulabildiğini ve seçim sürecine nasıl taşınabildiğini incelemek gerekiyor.

Sırbistan’daki öğrenci forumları, yani plenumlar, bu deneyimin merkezinde yer aldı. Bu forumlarda öğrenciler yalnızca protestoların tarihini ve biçimini belirlemediler. Hareketin siyasal yönünü, taleplerini, başka toplumsal kesimlerle ilişkilerini ve seçimlere katılıp katılmama meselesini de tartıştılar. Daha sonra milletvekili adaylarının belirlenmesi ve adaylara itiraz edilmesi süreçlerinde aynı karar alma ağının işletilmesi, doğrudan demokrasinin somut bir siyasal örgütlenme biçimine dönüşebileceğini gösterdi.

Bir tren istasyonunun çatısının çökmesiyle başlayan mücadele

1 Kasım 2024’te Novi Sad tren istasyonunun beton sundurmasının çökmesi ve 16 kişinin hayatını kaybetmesi, Sırbistan’da geniş çaplı protestoların başlangıç noktası oldu. Facia, kamusal inşaat projelerindeki denetim sorunlarını, yolsuzluk iddialarını ve siyasi sorumluluğu ülkenin gündemine taşıdı.

Öğrenciler, yaşananların yalnızca belirli bir kamu projesindeki teknik veya idari bir sorun olarak ele alınmasını kabul etmediler. Onlara göre mesele, kamu kurumlarının nasıl işlediği, kararların kimler tarafından alındığı, kamusal kaynakların nasıl kullanıldığı ve iktidarın topluma karşı neden hesap vermediğiyle ilgiliydi.

Üniversitelerde başlayan işgaller ve boykotlar kısa sürede farklı kentlere yayıldı. Öğrenciler fakültelerde bir araya gelerek genel kurullar düzenlemeye, eylemlerin yönünü ortak tartışmalar yoluyla belirlemeye başladılar. Hareketin gelişiminde belirleyici olan, protestoların yalnızca merkezi bir örgütün çağrılarıyla yürütülmemesiydi. Öğrenciler kendi üniversitelerinde karar alma alanları oluşturarak mücadelelerinin öznesi oldular.

Bu örgütlenme biçimi, liderliğin tek bir kişide veya küçük bir yönetici kadroda toplanmasına dayanmıyordu. Plenumlar, öğrencilerin katılabildiği, öneriler sunabildiği, farklı görüşleri tartışabildiği ve kararlar üzerinde doğrudan söz sahibi olabildiği forumlardı.

Bu, hareketin hiçbir koordinasyona ihtiyaç duymadığı anlamına gelmiyordu. Ülke çapında süren bir mücadele, farklı üniversiteler arasında iletişim ve eşgüdüm gerektiriyordu. Ancak bu koordinasyonun meşruiyeti, kendisini hareketin üzerinde konumlandıran bir liderlik iddiasından değil, katılımcıların karar alma süreçlerine dayanmasından geliyordu.

Plenumlar: Doğrudan demokratik karar almanın örgütsel zemini

Plenumların önemini yalnızca öğrencilerin bir araya gelerek fikirlerini açıklayabilmeleriyle sınırlamamak gerekiyor. Bu toplantılar, hareketin iradesinin nasıl oluşturulacağına ilişkin bir yöntem geliştirdi.

Öğrenciler taleplerini, eylemlerini ve mücadele stratejilerini tartışıyor; önerileri değerlendiriyor ve kararlarını doğrudan katılımla belirliyordu. Uzlaşma sağlanabilen konularda ortak karar oluşturuluyor, uzlaşma sağlanamadığında ise oylamaya başvurulabiliyordu. Dolayısıyla doğrudan demokrasi, her konuda herkesin aynı düşünmesi veya bütün kararların oybirliğiyle alınması anlamına gelmiyordu. Farklı görüşlerin karar sürecine katılabilmesi ve kararların katılımcı mekanizmalar üzerinden oluşturulması esas alınıyordu.

Bu yöntem, siyasal iradenin yalnızca önceden belirlenmiş bir programın onaylanmasıyla oluşmadığı anlamına gelir. Katılımcılar programın, taleplerin ve eylem biçimlerinin oluşturulmasına da dahil olurlar. Böylece siyaset, uzmanların veya profesyonel siyasetçilerin yurttaşlar adına karar verdiği bir faaliyet olmaktan çıkarak ortaklaşa yürütülen bir pratiğe dönüşür.

Sırbistan’daki plenumlar bu anlamda yalnızca bir protesto örgütlenmesi değildi. Öğrenciler, kendi karar alma biçimlerini mücadelelerinin kurucu bir parçası haline getirdiler. Bu mekanizmalar, hareketin kim tarafından ve nasıl temsil edileceği sorusuna gelindiğinde de önemini korudu.

Plenumların üniversiteler arasında oluşturduğu ağ, hareketin tek bir fakültenin veya kentin sınırları içinde kalmasını önledi. Farklı üniversite merkezleri arasında kararların tartışılması ve ortaklaştırılması, ülke çapındaki bir hareketin tabandan gelen iradeler aracılığıyla koordinasyonunu mümkün kıldı.

Bu nedenle Sırbistan deneyiminde doğrudan demokrasi, yalnızca gelecekte kurulması arzulanan bir siyasal sistem değildir. Üniversite işgallerinde, genel kurullarda, ortak taleplerin oluşturulmasında ve aday belirleme süreçlerinde uygulanan bir örgütlenme ilkesidir.

Üniversiteden topluma: Yerel meclisler ve toplumsal dayanışma

Hareketin gelişimi üniversitelerle sınırlı kalmadı. Öğrenciler, farklı kentlerdeki ve yerleşimlerdeki yurttaşları da bir araya gelmeye çağırdılar. Zborovi adı verilen yerel meclisler aracılığıyla insanlar yerel sorunları, protestoları ve öğrenci hareketine desteği tartışabilecekleri alanlar oluşturdu.

Bu yerel toplantılar, öğrenci hareketi ile toplum arasındaki ilişkinin yalnızca mitinglere katılma veya öğrencilere destek açıklaması yapma düzeyinde kalmamasına yardımcı oldu. İnsanlar yaşadıkları yerlerde bir araya gelerek kendi sorunlarını tartışabiliyor, dayanışma ilişkileri kurabiliyor ve ortak mücadeleye nasıl katılabileceklerini değerlendirebiliyorlardı.

Öğrenci plenumları ile yerel yurttaş meclislerinin işlevlerini birbirinden ayırmak gerekiyor. Üniversite forumları öğrenci hareketinin karar alma mekanizmalarıydı; yerel meclisler ise daha geniş toplumsal katılımın gelişebileceği alanlar oluşturuyordu. Bu iki düzey arasındaki ilişki, hareketin hem kendi örgütsel iradesini korumasına hem de toplumsal tabanını genişletmesine katkıda bulundu.

15 Mart 2025’te Belgrad’da yüz binlerce kişinin katıldığı büyük gösteri, bu toplumsallaşmanın en görünür aşamalarından biriydi. Mücadele, yalnızca öğrencilerin üniversitelerdeki taleplerinden ibaret olmaktan çıkarak yolsuzluğa, hesap vermeyen iktidara ve demokratik denetimin zayıflamasına karşı geniş bir toplumsal itiraza dönüştü.

Seçime katılma meselesi: Demokratik karar alma süreçleri

Sırbistan deneyiminin önemli yönlerinden biri, öğrencilerin seçimlere katılma kararını kendiliğinden ve tartışmasız biçimde almamış olmasıdır. Parlamenter siyasete girme fikri, liderlikten uzak durmaya çalışan bir hareket açısından önemli bir sorunu beraberinde getiriyordu: Seçime katılmak, hareketi kendi eleştirdiği parti biçimine dönüştürebilir miydi?

Bu soru yalnızca teorik değildi. Seçimlere katılmak, adayların belirlenmesini, bir seçim listesinin oluşturulmasını, seçim kampanyasının yürütülmesini ve seçimlerden sonra parlamentoda görev üstlenecek kişilerin ortaya çıkmasını gerektiriyordu. Bu süreç, siyasal kararların yeniden küçük bir kadronun elinde toplanması riskini taşıyordu.

Bu nedenle seçimlere katılma fikri hareket içinde tartışıldı. ECPR’nin The Loop platformunda yayımlanan ve hareketin iç belgelerine dayanan incelemeye göre, Belgrad’daki plenumlarda erken seçim talebi 29’a karşı 5 oyla desteklenirken, öğrencilerin kendi listelerini oluşturması önerisi 23’e karşı 9 oyla kabul edildi. Bu iki karar arasındaki fark, erken seçim istemekle doğrudan kendi seçim listesini oluşturmanın aynı şey olmadığını gösteriyor.

Öğrencilerin bir bölümü, geleneksel muhalefet partilerinin iktidara karşı seçimlerde güç birliği yapmasını yeterli görebilirdi. Başka bir bölüm ise kendi listesini oluşturmanın hareketi parti siyasetine yaklaştıracağından kaygı duyuyordu. Dolayısıyla mesele yalnızca seçime girme veya girmeme tercihi değildi; hareketin kendi iradesini seçim sürecinde nasıl koruyacağıydı.

Kendi seçim listesini oluşturma kararını destekleyenler, bu soruna doğrudan demokratik karar alma mekanizmalarını koruyarak yanıt vermeye çalıştılar. Amaç, öğrencilerin geleneksel bir partiye dönüşmesi değil; hareketin kendi ilkeleri doğrultusunda kimlerin aday olacağına karar verebilmesi ve adayları denetleyebilmesiydi.

Nisan 2025’ten itibaren bu amaçla aday belirleme kuralları üzerinde çalışıldı. Hareketin içinden geliştirilen ve daha sonra Directive olarak anılan kurallar, adaylık ölçütlerini, üniversite merkezleri arasında kontenjan dağılımını ve adaylara itiraz yöntemini belirledi. Böylece seçim listesi, bir parti liderinin veya dar bir yönetici kadronun tercihleriyle oluşturulacak bir liste olmaktan çıkarılmaya çalışıldı.

Adayları kim belirledi?

Aday belirleme sürecinin temel özelliklerinden biri, öğrencilerin kendilerini milletvekili adayı olarak listeye yerleştirmemeleriydi. Öğrenciler, kendi hareketleri adına parlamentoya girecek kişileri belirleyen ve değerlendiren taraf olarak hareket ettiler.

Bu tercih, hareketin kendi mücadele gücünü kişisel siyasal kariyerlere dönüştürme riskine karşı geliştirdiği bir güvenceydi. Öğrenciler kendi adlarına siyasal temsil oluşturmak istiyor, ancak bunu öğrencilerin doğrudan milletvekilliği kariyerine yönelmesi biçiminde tasarlamıyorlardı.

Aday listesi, 250 sandalyeli Sırbistan Ulusal Meclisi için 250 kişiden oluşacaktı. Ülke çapındaki tek seçim çevresi ve kapalı liste sistemi nedeniyle adayların tek bir ulusal listede sıralanması gerekiyordu. Bu nedenle adayların hangi üniversite merkezlerinden önerileceği ve listede nasıl dağıtılacağı da önemli bir karar haline geldi.

Belgrad, Novi Sad, Niş, Kragujevac, Novi Pazar ve Kosovska Mitrovica gibi üniversite merkezleri arasında kontenjan dağılımı yapıldı. Kontenjanlar öğrenci sayılarına göre belirlendi; farklı merkezlerin adaylarının listede dengeli biçimde temsil edilmesi hedeflendi. Böylece tek bir üniversite merkezinin listeyi bütünüyle belirlemesinin önüne geçilmeye çalışıldı.

Adayların belirlenmesinde plenumlar etkin rol oynadı. Bir öğrenci, belirli bir kişiyi aday olarak önerebiliyor, bu önerinin gerekçesini açıklayabiliyor ve adayın özgeçmişini sunabiliyordu. Ardından isimler genel kurullarda tartışılıyor, adayların geçmişleri ve hareketin ilkeleriyle uyumları değerlendiriliyordu.

Belgrad Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisi Petar Živković’in aktardığı sürece göre, aday öneren kişiler önerilerinin gerekçelerini açıklıyor ve adayların biyografilerini sunuyordu. Bu isimler, saatler sürebilen tartışmaların ardından değerlendirmeye alınıyordu.

Bu yöntem, aday belirleme yetkisini bir parti merkezine veya tek bir siyasi aktöre bırakmıyordu. Öneri yapma hakkı, plenumlarda tartışma ve değerlendirme süreçleri üzerinden işliyordu. Adayların kim olacağı, yalnızca tanınmışlıklarına veya kamuoyundaki popülerliklerine göre değil, belirlenmiş ölçütler ve kolektif değerlendirme yoluyla kararlaştırılmaya çalışılıyordu.

Adaylık ölçütleri: Hareketin kendi adına kimlerin konuşabileceğini belirlemesi

Adayların belirlenmesi sırasında yalnızca isimler tartışılmadı; kimlerin öğrenci hareketinin seçim listesinde yer alabileceği de kurallara bağlandı.

Mevcut öğrencilerin aday olmasının önüne geçildi. Bunun amacı, öğrenci hareketinin kendi üyelerini kişisel siyasal kariyerlere yönlendirdiği veya hareketin gücünü bir grup öğrencinin parlamenter kariyerine dönüştürdüğü eleştirisini önlemekti.

İktidar koalisyonundaki partilerde geçmişte üyeliği bulunan kişiler ve bu koalisyon adına yasama ya da yürütme görevleri üstlenmiş olanlar için de kısıtlamalar getirildi. Parlamentodaki muhalefet partilerinde yöneticilik yapmış kişiler açısından da sınırlamalar öngörüldü. Buna karşılık, muhalefet partilerine sıradan üyelik her durumda otomatik dışlanma nedeni olarak değerlendirilmedi.

Bu ölçütler, hareketin kendisini yalnızca mevcut iktidarın karşısında konumlandırmakla yetinmediğini gösteriyordu. Öğrenciler, temsil edecekleri kişilerin siyasal geçmişlerinin ve mevcut parti yapılarıyla ilişkilerinin de değerlendirilmesini istiyorlardı.

Böylece adaylık, yalnızca seçim kazanabilecek popüler isimleri bir araya getirmekten ibaret değildi. Hareketin siyasal bağımsızlığını koruyabilmesi, temsilcilerin kimlerden oluşacağına ve hangi ilişkilerden uzak durmaları gerektiğine ilişkin ortak kuralların oluşturulmasını da gerektiriyordu.

Bu süreçte önemli olan, adayların her birinin öğrencilerle bütün siyasi meselelerde aynı görüşte olması değildi. Önemli olan, hareket adına temsil görevi üstlenecek kişilerin belirlenen ölçütlere uygunluğunun tartışılabilmesi ve bu uygunluğun yalnızca tek bir karar vericinin değerlendirmesine bırakılmamasıydı.

 

Adaylara itiraz ve veto: Tek bir forumun kararını bütün harekete dayatmamak

Aday belirleme sürecinin en dikkat çekici aşamalarından biri, ön listeye giren kişilere yönelik itiraz mekanizmasıydı. Bir plenumun bir aday hakkında kaygısı veya itirazı varsa, bunu gerekçeleriyle birlikte diğer forumlara iletebiliyordu.

Ancak bir plenumun itiraz etmesi, adayın otomatik olarak listeden çıkarılması anlamına gelmiyordu. İtirazın gerekçeleri diğer plenumlar tarafından değerlendiriliyordu, karşı görüşlerin sunulmasına imkân tanınıyordu ve adayın listeden çıkarılması için plenumların çoğunluğunun desteği aranıyordu.

Bu ayrım çok önemli. Bir adayın yalnızca tek bir forum tarafından istenmemesiyle, hareketin genelinde o adayın temsilci olmasına karşı çoğunluk oluşması aynı şey değildir. Veto mekanizması, tek bir plenumun kendi tercihini tüm harekete dayatmasını engellemeyi ve adayların ortak bir değerlendirmeye tabi tutulmasını amaçlıyordu.

Ağustos 2026’da kamuoyuna yansıyan çalışma listesinde 99 aday hakkında itiraz sürecinin başlatıldığı bildirildi. Ancak itiraz edilen isimlerin tamamının otomatik olarak elenmesi söz konusu değildi. İtirazlar, diğer forumların değerlendirmesine açılıyordu; gerekçeler ve karşı gerekçeler tartışıldıktan sonra karar veriliyordu.

Nihai değerlendirme sürecinde yaklaşık 80’den fazla plenum yer aldı. Her birinin bir aday hakkındaki itirazı inceleyebilmesi ve oy kullanabilmesi, aday belirleme yetkisinin yalnızca listenin ilk taslağını hazırlayan küçük bir grubun elinde kalmamasını sağladı.

Bu mekanizma, doğrudan demokrasinin yalnızca aday önermekten ibaret olmadığını da gösteriyor. Doğrudan demokratik denetim, önerilen kişilerin sorgulanabilmesini, itirazların gerekçelendirilmesini, karşı görüşlerin dinlenmesini ve nihai kararın ortak bir süreçte alınmasını gerektiriyor.

Adayların değerlendirilmesi, tanınmış veya hareket tarafından başlangıçta desteklenmiş kişiler için de geçerliydi. Belgrad Üniversitesi Rektörü Vladan Đokić örneğinde, öğrencilerin hareketine destek vermiş ve listenin önde gelen isimlerinden biri olması beklenmiş bir kişi dahi bu değerlendirme sürecinden muaf tutulmadı. ECPR’nin The Loop platformundaki incelemeye göre, 6 Eylül 2026’daki son oylamada 85 plenumdan 43’ü Đokić’in listeden çıkarılması yönünde oy kullandı ve adaylığı sona erdi.

Bu örnek, aday belirleme mekanizmasının yalnızca baştan belirlenmiş isimleri onaylayan bir prosedür olmadığını gösteriyor. Hareketin tanınmış isimlere ilişkin beklentileri bile ortak karar alma sürecinin denetimine açılabiliyordu.

Bir adayın listeden çıkarılması, o kişinin öğrenci hareketinin düşmanı ilan edilmesi anlamına da gelmiyordu. Adaylık, ortak mücadeleye katılmanın tek yolu değildi. Bir kişi listede yer almasa da hareketin amaçlarını desteklemeye ve başka biçimlerde katkı sunmaya devam edebilirdi. Bu ayrım, siyasi temsil görevini üstlenmek ile toplumsal mücadeleye katılmak arasındaki farkı korumak bakımından önemliydi.

Doğrudan demokrasi seçim listesine nasıl taşındı?

Sırbistan’daki deneyimin asıl özgünlüğü burada ortaya çıkıyor. Öğrenci hareketi, üniversitelerdeki doğrudan demokratik karar alma biçimlerini seçim sürecinin dışında bırakmadı. Adayların belirlenmesi, değerlendirilmesi ve gerektiğinde listeden çıkarılması süreçlerinde plenumların karar alma yetkisini korumaya çalıştı.

Bir seçim listesi normalde parti liderleri, merkez yönetimleri veya aday belirleme komisyonları tarafından oluşturulabilir. Bu yapılarda karar alma yetkisi, çoğunlukla önceden tanımlanmış bir örgütsel hiyerarşi içinde toplanır. Sırbistan’daki öğrenciler ise adayların kim olacağına karar veren mekanizmayı, kendi hareketlerinin tabanında bulunan forumlara dayandırdılar.

Bu, seçimlere katılmanın doğrudan demokrasiyle zorunlu olarak çelişmediğini gösteriyor. Temel mesele, seçime girilip girilmemesinden çok, seçime katılma kararının nasıl alındığı ve adayların hangi mekanizmalarla belirlendiğidir.

Doğrudan demokrasi, bütün temsil biçimlerinin bir anda ortadan kaldırılması anlamına gelmez. Bir toplumsal hareket seçimlere katılmayı tercih edebilir; ancak bunu yaparken temsilcilerin belirlenmesini, adaylara itiraz edilmesini ve ortak iradenin korunmasını taban örgütlenmelerinin kararlarına dayandırabilir.

Sırbistan’da öğrencilerin yaptığı da buydu. Parlamentoya girecek kişileri kendileri belirlediler, adayların geçmişini tartıştılar, belirlenen ölçütlere uyulup uyulmadığını değerlendirdiler ve tek bir forumun kararının bütün hareket adına belirleyici olmasını engelleyecek bir itiraz mekanizması oluşturdular.

Dolayısıyla bu deneyimi yalnızca “lideri olmayan bir hareketin seçime girmesi” şeklinde tarif etmek yetersizdir. Asıl mesele, liderliğin ve temsil yetkisinin hangi örgütsel ilkelerle sınırlandırıldığıdır. Plenumlar, temsilcileri yalnızca seçen değil, adaylık sürecinde onların uygunluğunu değerlendiren ve ortak ölçütleri koruyan mekanizmalar olarak işledi.

Seçimden sonra ortaya çıkan sorun: Temsilciler nasıl denetlenecek?

Doğrudan demokratik aday belirleme mekanizmalarının gücü, adayların seçilmesinden önceki aşamada açıkça görülüyor. Ancak seçimden sonra yeni bir sorun ortaya çıkıyor: Parlamento üyeleri seçildikten sonra öğrenci forumlarının kararlarıyla ne ölçüde bağlı olacaklar?

Burada hukuki bir sınır bulunuyor. Sırbistan’da milletvekilliği kişisel bir anayasal temsil yetkisidir. Öğrenci forumlarının bir adayı seçimden önce listeden çıkarması ile seçimden sonra seçilmiş bir milletvekilinin görevini hukuken sona erdirebilmesi aynı şey değildir. Önceden imzalanmış boş istifa belgeleriyle milletvekillerini görevden alma uygulaması da yargı kararlarıyla sınırlandırılmıştır.

Bu nedenle adaylık aşamasında işleyen veto mekanizması, seçim sonrasında milletvekillerini otomatik olarak görevden alabilen bir hukuki yetkiyle karıştırılmamalıdır. Plenumlar seçimden önce adayları listeden çıkarabilir; fakat seçimden sonra parlamenter mandata ilişkin hukuki koşullar değişir.

Bu durum, doğrudan demokrasinin seçim sürecine taşınmasının önemini azaltmaz. Aksine, hareketin önündeki asıl siyasal sorulardan birini ortaya koyar: Seçilmiş temsilcilerin kararlarıyla hareketin tabanında oluşan irade arasındaki ilişki nasıl korunacak?

Adayların belirlenmesinde uygulanan kolektif denetim, seçim sonrasında da siyasal ve toplumsal bir denetim biçimi olarak sürdürülebilir. Ancak bunun nasıl işleyeceği, forumların temsilcilerle ilişkilerini nasıl düzenleyeceği ve seçilmiş kişilerin kendi kararlarını hareketin ortak iradesinden bağımsızlaştırmalarının nasıl önleneceği ayrı bir mücadele konusu olacaktır.

Bu sorunun henüz bütünüyle çözülmemiş olması, Sırbistan deneyiminin doğrudan demokrasi açısından değerini ortadan kaldırmaz. Tam tersine, doğrudan demokratik mekanizmaların yalnızca aday belirleme aşamasında değil, seçilmiş temsilcilerin denetiminde ve kararların uygulanmasında da nasıl sürdürülebileceği üzerine düşünmemizi sağlar.

Saraçhane: Yeni bir siyasal öznenin ortaya çıkışı

Sırbistan deneyimini Türkiye’deki Saraçhane gösterileriyle karşılaştırdığımızda, genç kuşağın kendi iradesiyle hareket etmesinin ne anlama geldiğini daha iyi görebiliriz.

Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından İstanbul’da başlayan protestolar sırasında üniversite öğrencilerinin gösterdiği inisiyatif, yeni bir mücadele dinamiğinin ortaya çıktığını gösterdi. Üniversitelerden çıkarak polis barikatlarını aşan ve Saraçhane’ye ulaşan gençler, yalnızca mevcut muhalefetin çağrılarına yanıt veren bir topluluk değildi. Kendi refleksleri, talepleri ve mücadele iradeleriyle hareket eden yeni bir siyasal öznenin ortaya çıkışına tanıklık ediyorduk.

O günlerde bir YouTube programında yaptığım değerlendirmede vurguladığım nokta buydu: Gençlerin üniversitelerden çıkarak polis barikatlarını aşması ve Saraçhane’de on binlerce insanla buluşması, yeni bir mücadele sürecinin başlangıcı olabilirdi. Bu süreç, geleneksel muhalefetin belirlediği siyasal sınırlar içinde kalmayacak bir dinamik yaratma potansiyeli taşıyordu.

Saraçhane’de toplanan kalabalıkların Taksim’e ulaşmak için gösterdiği ısrar, yalnızca bir güzergâh ya da mekân tartışması değildi. Mücadelenin nasıl sürdürüleceğine, hangi sınırların kabul edileceğine ve siyasal iradenin kim tarafından belirleneceğine ilişkin bir gerilimi açığa çıkarıyordu.

Bir tarafta sokaktaki hareketin daha ileri gitmesini ve mevcut sınırları zorlamasını isteyen gençlerin iradesi vardı. Diğer tarafta ise kitlesel enerjiyi mitingler, parti açıklamaları ve geleneksel seçim siyaseti aracılığıyla yönetmeye çalışan bir muhalefet anlayışı var. Sorun, bir siyasal partinin miting düzenlemesi veya seçimlere hazırlanması değildi; sokakta ortaya çıkan toplumsal iradenin bağımsız bir siyasal güç olarak gelişmesine alan açılıp açılmamasıydı.

O günlerde ortaya koyduğum değerlendirme bu ikileme dayanıyordu: Özgür Özel ya yeni gelişen hareketin önünü kapatacak ya da gençlerin ve sokaktaki kitlenin yarattığı dinamiğin peşinden giderek onlarla birlikte yeni bir mücadele yolu açacaktı.

Saraçhane’deki toplumsal enerji, kendi bağımsız karar alma mekanizmalarını, sürekliliği olan taban örgütlenmelerini ve siyasal temsil biçimlerini yeterince geliştiremedi. Sokakta ortaya çıkan irade, geleneksel muhalefetin örgütsel ve siyasal çerçevesini aşacak kalıcı bir güce dönüşemedi.

Sırbistan ile Türkiye arasındaki farkı yalnızca iki hareketin katılımcı sayısı veya sokaktaki cesaret üzerinden açıklamak mümkün değil. Sırbistan’da öğrenciler, protestolar boyunca geliştirdikleri forumları seçim sürecinde de kullandılar. Aday belirleme ve adaylara itiraz etme mekanizmalarını oluştururken kendi karar alma pratiklerini siyasal temsil alanına taşıdılar. Saraçhane’de ise ortaya çıkan dinamizmin benzer bir örgütsel sürekliliğe ve bağımsız temsil mekanizmalarına dönüşmesi mümkün olmadı.

Birlikte mücadele edebilmek: Sırbistan ve Türkiye arasındaki toplumsal fark

Sırbistan’daki hareketin önemli özelliklerinden biri, farklı toplumsal kesimlerin ortak bir mücadele içinde buluşabilmesiydi. Bosnalı Müslümanların da dahil olduğu bu geniş toplumsal itiraz, milliyetçi ve tarihsel ayrışmaların aşılabileceğini gösteren bir deneyim sundu.

Bir zamanlar savaşta karşı karşıya gelmiş ailelerin çocuklarının bugün aynı sokaklarda, aynı talepler etrafında birlikte mücadele etmeyi öğrenmesi, hareketin toplumsal anlamını büyütüyor. Ebeveynlerinin kuşağında şiddet ve düşmanlıkla ayrıştırılmış insanların çocuklarının ortak bir gelecek için yan yana gelebilmesi, siyasetin milliyetçi sınırlarını aşma imkânını gösteriyor.

Türkiye’de ise Saraçhane sürecinin en başından itibaren Kürtlerin bu mücadeleye eşit ve özgür biçimde katılabilmesinin önüne engeller çıkarıldı. Başta Zafer Partisi olmak üzere ırkçı siyasetin ve provokasyonların yarattığı iklim, Kürtlerin hareketin dışında bırakılması yönündeki müdahalelere alan açtı. Bu müdahalelerin devletin kendisi ya da onun yönlendirdiği aracılar eliyle yürütüldüğü ihtimali de ayrıca sorgulanmalıdır; bu konuda kesin hüküm vermek için somut kanıt gereklidir. Ancak ortaya çıkan siyasal sonuç bakımından sorun açıktı: Daha geniş ve eşitlikçi bir toplumsal dayanışmanın gelişebileceği imkân, daha başlangıçta zayıflatıldı.

Türkiye’de Türk halklarının kendi mücadelelerinin önünü açabilmesi için ırkçılıkla, homofobiyle ve toplumun içine kök salmış diğer ayrımcılık biçimleriyle de mücadele etmesi gerekiyor. Kürtleri, LGBTİ+’leri veya başka toplumsal kesimleri dışlayan bir siyasal birlik, toplumun tamamının özgürleşmesine dayalı bir mücadele hattı kuramaz. Birlik, farklılıkların bastırılmasıyla değil, eşitlik ve karşılıklı tanınma temelinde kurulabilir.

Yeni kuşağın bu imkânı kavrayabilecek zihinsel açıklığa sahip olduğunu düşünüyorum. Önemli olan, mevcut sistemin köhneleşmiş kurumsal yapılarının dışına çıkabilmek; gençlerin ve farklı toplumsal kesimlerin kendi özgür iradeleriyle, kendi özgür örgütlenmeleri aracılığıyla kendilerini ifade edebilecekleri yeni mücadele araçları kurabilmesidir.

Yeni kuşağın mücadelesi: Güvencesizlik, ayrımcılık ve geleceksizlik

Dünyanın farklı bölgelerinde gelişen toplumsal hareketler, genç kuşakların siyasetle kurduğu ilişkinin değişmekte olduğunu gösteriyor. Paris’te, Madrid’de, Barselona’da, Brezilya’da ve başka yerlerde ortaya çıkan hareketler birbirinden farklı tarihsel koşullara ve taleplere sahip. Bunları tek bir hareketin parçaları gibi değerlendirmek doğru olmaz. Bununla birlikte, siyasetin yalnızca geleneksel parti örgütleri ve liderler aracılığıyla yürütülmesine yönelik güvensizlik, yerel ağların ve doğrudan katılımın önem kazanması gibi ortak eğilimler görülebiliyor.

Genç kuşakların siyasal dünyası, deneyimledikleri toplumsal koşullar içinde şekilleniyor. Güvencesiz çalışma, yüksek barınma maliyetleri, geleceğe ilişkin belirsizlik, eğitim ile istihdam arasındaki kopukluk ve toplumsal eşitsizlikler, özellikle gençlerin hayatını belirleyen sorunlar arasında yer alıyor.

Freelance çalışma kimi zaman özgürlük ve esneklik söylemiyle sunuluyor; oysa birçok durumda düzenli gelirden, sosyal güvenceden ve örgütlü emeğin koruyucu mekanizmalarından yoksun kalmak anlamına geliyor. Gençlerin karşı karşıya olduğu güvencesizlik, yalnızca ekonomik bir sorun değil; geleceğe ilişkin karar verme ve kendi hayatları üzerinde söz sahibi olma imkânlarının daralmasıdır.

Buna kadınların ve LGBTİ+’lerin eşitlik taleplerini, homofobi ve ayrımcılığa karşı mücadelelerini, ırkçılık karşıtı hareketlerini ve Gazze soykırımına karşı gelişen uluslararası dayanışma ağlarını da eklemek gerekiyor. Özellikle Filistin’le dayanışma ve Gazze soykırımına karşı protestolar, üniversitelerden kamusal alanlara uzanan, farklı ülkelerdeki yerel girişimlerin birbirleriyle ilişki kurabildiği mücadele pratiklerini görünür kıldı.

Bu hareketlerin tümü aynı örgütlenme modeline sahip değil. Ancak birçok örnekte katılımcıların kendi eylemlerini örgütleme, yatay ağlar oluşturma, yerel inisiyatifleri birleştirme ve siyasal temsilin sınırlarını sorgulama eğilimi öne çıkıyor. Yeni kuşağın siyaseti yalnızca yeni iletişim araçlarının kullanımıyla açıklanamaz. Asıl değişim, siyasetin nasıl yapılması gerektiğine ilişkin beklentilerde ortaya çıkıyor.

Gençler yalnızca kendileri adına karar verecek yeni liderler aramıyor olabilirler. Aynı zamanda kararların nasıl alınacağını, temsilcilerin nasıl belirleneceğini ve siyasal iradenin nasıl denetleneceğini de yeniden tartışmaya açıyorlar. Sırbistan’daki öğrenci hareketi, bu arayışın örgütsel mekanizmalara dönüştürülebileceğini gösterdi.

 

Doğrudan demokrasi bir slogan değil, mücadelenin kendi iradesini kurma biçimidir

Sırbistan deneyiminde doğrudan demokrasi, seçimlerin karşısında duran soyut bir ideal değildir. Öğrencilerin kendi hareketlerini örgütlerken geliştirdikleri, aday belirleme süreçlerine taşıdıkları ve ortak karar alma mekanizmalarıyla somutlaştırdıkları bir siyasal pratiktir.

Bu pratiğin temelinde, insanların yalnızca kendileri adına karar verilmesini beklememeleri vardır. Taleplerin oluşturulmasına, eylemlerin belirlenmesine, temsilcilerin seçilmesine ve adayların denetlenmesine doğrudan katılmaları hedeflenir. Karar alma yetkisi, kendisini toplumun üzerinde konumlandıran profesyonel bir siyasal kadroya bırakılmaz.

Plenumlar bu yaklaşımın örgütsel zeminini oluşturdu. Adayların belirlenmesi sürecinde öneri sunma, gerekçe açıklama, biyografi değerlendirme ve adaylara itiraz etme yetkilerinin forumlarda bulunması, doğrudan demokrasinin seçim siyasetine taşınmasının somut bir örneğiydi.

Bu mekanizmalar kusursuz olmak veya her sorunu çözmüş olmak zorunda değil. Seçimden sonra temsilcilerin nasıl denetleneceği ve toplumsal hareketin ortak iradesinin parlamenter kurumlar içinde nasıl korunacağı gibi sorular hâlâ önem taşıyor. Fakat bu soruların varlığı, doğrudan demokratik deneyimin yok sayılmasını değil, daha ileri taşınmasını gerektiriyor.

Sırbistan’daki öğrenci hareketi, siyasetin yalnızca mevcut partiler arasında tercih yapmak anlamına gelmediğini gösterdi. İnsanlar kendi mücadelelerini örgütleyebilir, kendi karar alma mekanizmalarını kurabilir ve bu mekanizmalar aracılığıyla siyasal temsilin nasıl oluşacağını belirleyebilirler.

Seçim zaferinden sonra: Yeni bir siyasal örgütlenmenin sınavı

Sırbistan’da öğrencilerin kazandığı seçim zaferi, aşağıdan gelişen bir toplumsal hareketin kendi siyasal temsilini oluşturabileceğini gösteren önemli bir eşiktir. Ancak seçim zaferi, mücadelenin sona erdiği anlamına gelmez.

Asıl soru, hareketin seçim öncesinde geliştirdiği doğrudan demokratik karar alma mekanizmalarını seçim sonrasında nasıl koruyacağıdır. Parlamentoda görev üstlenecek kişilerin hareketin toplumsal tabanıyla ilişkilerini nasıl sürdürecekleri, forumların kararlarının nasıl dikkate alınacağı ve temsilcilerin bağımsız bir siyasal kadroya dönüşmelerinin nasıl önleneceği, önümüzdeki dönemin belirleyici meseleleri olacaktır.

Burada önemli olan, parlamentoya girmeyi başlı başına bir başarısızlık veya doğrudan demokrasiden uzaklaşma olarak değerlendirmemektir. Sırbistan’daki öğrenciler, seçimlere katılma kararını kendi iç tartışmalarıyla aldılar ve adayları belirleme süreçlerini kendi forumlarına dayandırdılar. Dolayısıyla seçim sürecine katılmaları, doğrudan demokratik deneyimlerinin sona erdiği anlamına gelmiyor.

Bununla birlikte, seçim öncesinde adaylar üzerinde işleyen veto mekanizması ile seçim sonrasında milletvekillerinin hukuki yetkileri arasındaki farkı göz önünde bulundurmak gerekiyor. Hareketin bundan sonraki sınavı, temsilcilerle taban arasındaki ilişkinin yalnızca ahlaki ve siyasi beklentilere değil, sürdürülebilir katılım ve denetim biçimlerine de dayanıp dayanmayacağı olacaktır.

Sırbistan’daki deneyim, doğrudan demokrasinin yalnızca küçük topluluklarda veya yerel meselelerde uygulanabileceği düşüncesini de sorgulamaya açıyor. Çok sayıda üniversiteyi ve farklı toplumsal kesimleri kapsayan bir hareket, karar alma süreçlerini forumlar üzerinden örgütleyebildi ve bu mekanizmaları ulusal ölçekte bir seçim listesi oluşturmak için kullanabildi.

Bu deneyim, doğrudan demokratik karar alma biçimlerinin büyük ölçekli siyasal mücadelelerle ilişkilendirilebileceğini gösteriyor. Elbette bu ilişkinin seçim sonrasında nasıl korunacağı ayrı bir sorun; ancak seçimlere katılmanın zorunlu olarak geleneksel parti hiyerarşisini yeniden üretmesi gerekmediği açık.

Yeni bir mücadele hattı mümkün mü?

Neoliberal politikaların yarattığı güvencesizlik, siyasal otoriterleşme, toplumsal eşitsizlikler ve demokratik kurumların aşınması farklı ülkelerde farklı biçimlerde yaşanıyor. Bu sorunlara karşı gelişen hareketler de aynı yolu izlemiyor. Ancak mevcut siyasal yapıların toplumsal talepleri karşılayamadığı ve temsil mekanizmalarının geniş kesimler açısından inandırıcılığını yitirdiği koşullarda, yeni örgütlenme ve mücadele biçimlerinin ortaya çıkması şaşırtıcı değildir.

Sırbistan’da öğrencilerin yaptığı, yalnızca sokakta kalmak ya da seçimlere katılmak değildi. Bu iki mücadele alanı arasında kendi siyasal iradelerini koruyabilecekleri bir ilişki kurmaya çalıştılar. Üniversitelerdeki kolektif karar alma deneyimini ülke çapındaki toplumsal dayanışmayla birleştirdiler; kendi seçim listelerini oluşturdular; adayların kim olacağına karar verdiler ve adaylara yönelik itirazların da ortak bir mekanizma üzerinden değerlendirilmesini sağladılar.

Buradan çıkarılabilecek ders, sokak mücadelesinin her zaman seçim zaferiyle sonuçlanacağı değildir. Asıl mesele, bir hareketin kendi karar alma ve temsil mekanizmalarını oluşturmasının, geleneksel muhalefetin sınırlarını aşabilmek açısından belirleyici olabileceğidir.

İşçilerin, güvencesiz çalışanların, yoksulların, kadınların, LGBTİ+’lerin ve geleceksizlik duygusuyla karşı karşıya kalan gençlerin kendi mücadeleleri üzerinde daha fazla söz sahibi olabilmesi, bu arayışın önemli bir parçasıdır. Böyle bir siyasal hat, yalnızca iktidarı değiştirmeyi değil, iktidarın nasıl kullanılacağına ilişkin ilişkileri de dönüştürmeyi hedeflemelidir.

Türkiye’de de yeni bir mücadele hattının gelişebilmesi için mevcut kurumsal yapıların sınırları içinde kalmayan, farklı toplumsal kesimlerin eşit biçimde katılabildiği ve kararların aşağıdan oluşturulabildiği örgütlenmelere ihtiyaç var. Irkçılık, homofobi ve diğer ayrımcılık biçimleriyle mücadele etmek, bu hattın vazgeçilmez koşullarından biri. Toplumun bazı kesimlerini dışlayarak kurulan siyasal birlikler, herkesin özgürleşmesine dayanan bir mücadele yaratamaz.

Belgrad’dan gelen deneyimin önemi burada yatıyor. Öğrenciler yalnızca iktidara karşı oy toplamadılar; kendi mücadelelerinin siyasal temsilini kendilerinin de oluşturabileceğini gösterdiler. Üniversitelerdeki forumlar, aday belirleme süreçleri ve veto mekanizması, doğrudan demokratik karar almanın büyük ölçekli bir siyasal mücadelede nasıl işleyebileceğine dair somut bir deneyim sundu.

Şimdi bu deneyimin seçim sonrasında nasıl gelişeceğini göreceğiz. Fakat Belgrad, Saraçhane’de ortaya çıkan soruyu yeniden önümüze koyuyor: Toplumsal hareketlerin yarattığı siyasal enerji, mevcut iktidar ve muhalefet yapılarının sınırları içinde mi kalacak, yoksa kendi demokratik karar alma ve temsil mekanizmalarını oluşturarak yeni bir mücadele hattı mı açacak?

Sırbistan’daki öğrenci hareketi, ikinci yolun yalnızca bir ideal olmadığını, örgütsel kurallar ve kolektif karar alma süreçleri aracılığıyla hayata geçirilebileceğini gösterdi.

Saraçhane’den Belgrad’ın Slavija Meydanı’na uzanan bu hat, yeni kuşağın yalnızca siyasetin nesnesi değil, siyaseti kendi iradesiyle yeniden kurmaya çalışan bir özne olduğunu hatırlatıyor. Mücadelenin önündeki temel görev, bu iradeyi geçici bir sokak enerjisi olarak bırakmamak; onu özgür örgütlenme, doğrudan demokratik karar alma ve toplumsal dayanışma mekanizmalarıyla kalıcı hâle getirmektir.

NOTLAR

  1. Zarris, Sadie. "From plenums to parliament: the rulebook behind Serbia's Student List." ECPR - The Loop (European Consortium for Political Research), 21 Ekim 2026.

  2. Leofreddi, Asia. "Students challenge state and societal 'capture' in Serbia." ECPR - The Loop, 14 Mayıs 2025.

  3. Prof. Dr. Vladan Đokić Röportajı ve Demostat Analizi. "Rector Đokić: The University is not against the state" (NIN Magazine, 18 Haziran 2025) ve "RECTOR ĐOKIĆ: I am certain that the Student List will win the largest number of votes" (Demostat / Serbian Times, Ekim 2026).

  4. Sırbistan Seçim Sonuçları ve Öğrenci Listesi (Studentska Lista) Raporları. Wikipedia / CeSID-Ipsos Seçim Projeksiyonları / Wonkhe Analizi, Ekim 2026.

 

 
 
 

Yorumlar


The Science & 

Mathematics University

© 2023 by Scientist Personal. Proudly created with Wix.com

  • Facebook Clean Grey
  • Twitter Clean Grey
  • LinkedIn Clean Grey
bottom of page