Göç, Sınır ve Pazarlık -- Mehmet Mustafa Kapıkıran
- 1 Ağu
- 11 dakikada okunur

Fas’ın kuzeyindeki Fnideq kıyılarından İspanya’ya bağlı (özerk) Ceuta’ya yönelen son insan hareketi, Akdeniz’de yaşanan olağan göç hadiselerinin çok ötesine geçti. İspanyol makamları, bir gün içinde yaklaşık 49 bin, birkaç gün içinde ise toplamda 50 ila 60 bin kişinin şehre ulaştığını tahmin ediyor. Çoğu genç Faslı erkek ve çocuklardan oluşan kalabalığın bir bölümü sınır kapılarını aşarak, büyük bölümü ise dalgakıranların çevresinden yürüyerek veya yüzerek İspanyol toprağına geçti. Onlarca insanın denizde öldüğü bilgisi var. Ceuta’nın nüfusuna yaklaşan bu hareket, şehrin barınma ve güvenlik imkânlarını kısa sürede ortadan kaldırdı. İspanya asker sevk etti; Fas güvenlik güçleri, ilk saatlerdeki hareketsizliğin ardından sınır çevresine müdahale etti; geçiş yapanların büyük bölümü de ertesi günlerde Fas’a döndü. Rakamlar hâlâ değişiyor. Değişmeyen hakîkat, Avrupa’nın en tahkim edilmiş sınırlarından birinin birkaç saat içinde işlemez hâle gelmiş olmasıdır.
Bu olayın yakın sebebi olarak İspanya Yüksek Mahkemesi'nin temmuz ayı başında verdiği karar gösterildi. Mahkeme, Ceuta veya Melilla’ya ulaşmak amacıyla açık denizde yüzen insanların yakalandıkları anda hiçbir hukukî işlem yapılmadan Fas’a teslim edilemeyeceğine hükmetti. Kara sınırındaki tel örgüler için düzenlenen “sınırda geri çevirme” usûlünün denize taşınamayacağını, denizde yakalanan kişinin olağan göç ve iltica işlemlerine tabi tutulması gerektiğini söyledi. Bu karar, İspanya’da kalma hakkı tanımıyor; sınır dışı işlemini ortadan kaldırmıyor; yalnızca kişinin kimliğinin, yaşının, sığınma talebinin ve geri gönderileceği yerde karşılaşabileceği tehlikenin incelenmesini zorunlu kılıyor. Aynı dönemde Yüksek Mahkeme, refakatçisi olmayan yabancı çocukların korunmasını zayıflatan bazı yönetmelik hükümlerini de iptal etti. Mahkeme iki ayrı kararla sınırdaki idarenin sınırsız tasarrufuna küçük fakat önemli bir hukukî engel koymuş oldu.
Ardından hukukî karar sosyal medyanın hızına ve insan kaçakçılığı ağlarının diline tercüme edildi: “Yüzerek Ceuta’ya ulaşanlar geri gönderilemiyor”, “İspanya kapıları açtı”, “Şehre girenler Avrupa’ya geçebilecek” biçimindeki mesajlar Instagram, TikTok ve kapalı haberleşme gruplarında yayıldı. İspanya’da yürütülen göçmenlere statü verilmesi tartışmaları da bu söylentilere eklendi. Oysa söz konusu düzenlemeler yeni gelenleri kapsamıyordu. Hukukun karmaşık dili, yoksulluk içindeki gençlere kısa süreli bir geçiş fırsatı olarak sunuldu. Bazıları aylar öncesinden yüzmeyi öğrendi, kıyı akıntılarını inceledi, can simidi ve palet hazırladı. Bazıları görüntüleri gördüğü gün otobüsle, motosikletle veya kamyonla kuzeye yöneldi. Mahkeme kararının hareketin zamanını belirlediğini söyleyebiliriz ama bu büyüklükte bir insan topluluğunun bir araya gelmesinin tek sebebi olduğunu söyleyemeyiz. Arkasındaki geniş toplumsal zemin Fas’ın istihdam ve gelecek krizidir aslında . Dünya Bankası’nın 2026’da yayımladığı değerlendirmeye göre Fas’ta çalışma çağındaki nüfus 2000–2024 arasında istihdamdan yaklaşık iki buçuk kat daha hızlı büyüdü. Ekonomik büyüme, özellikle gençler ve kadınlar için yeterli iş üretemedi. Faslı, bağımsız yayın organı Le Desk’in hesaplamaları da büyümenin istihdam yaratma gücünün yirmi yıl içinde yaklaşık dörtte bire indiğini gösteriyor. Reuters’ın görüştüğü gençler, geçiş kararlarını savaş veya ânî bir felâketten çok işsizlik, düşük ücretler, ailelerine yardım edememek ve ülkede bir gelecek görememekle açıkladı. Fas’ta 15–24 yaş grubunun yaklaşık dörtte biri çalışma, öğrenim veya meslek eğitimi dışında kalıyor. Son akımda Sahraaltı Afrika ülkelerinden gelenlerin çok sayıda Faslı gençten fazla olması, yaşananların Rabat’ın kalkınma ve istikrar anlatısına karşı büyük bir toplumsal güvensizlik gösterisine dönüştüğünü düşündürüyor.
Bu nedenle geçiş yapan insanları devletlerin ellerinde istedikleri yere sevk edilen edilgen bir topluluk olarak görmek doğru olmaz. Göç arzusu, devletlerin diplomatik hesaplarından önce geliyor. İş bulamayan, barınamayan, eğitim gördüğü hâlde geçinemeyen vb. sebeplerden dolayı Avrupa kıyılarını birkaç kilometre öteden seyreden binlerce genç için Ceuta ve Melilla coğrafî yakınlık kadar toplumsal mesafeyi de temsil ediyor. Bir tarafta düşük ücretler ve kapanan yollar, öbür tarafta Avro(Euro) ile ödenen ücretler, sosyal haklar ve hareket imkânı bulunuyor. Fas devleti bu arzuyu elbette yaratmıyor, fakat mevcut arzunun önündeki güvenlik kapağını sıkılaştırabiliyor, gevşetebiliyor veya birkaç saat boyunca yarı açık bırakabiliyor. Devletlerarası pazarlığın gücü de burada ortaya çıkıyor diyebiliriz. Aşağıdan biriken gerçek kaçış isteği, yukarıdan tayin edilen sınır geçirgenliğiyle birleştiğinde büyük bir siyasî basınç yaratıyor.
Avrupa Birliği, bu basıncın kendi topraklarına ulaşmasını önlemek amacıyla yıllardır sınırlarını Afrika’ya doğru taşıyor. Avrupa’nın sınırı artık Algeciras veya Madrid’de başlamıyor. Fas’ın kıyılarında, Tunus’un çöllerinde, Libya karasularında, Moritanya limanlarında ve Nijer’in Sahra yollarında kuruluyor. Avrupa devletleri üçüncü ülkelere para, devriye araçları, radar sistemleri, eğitim ve gözetim teknolojisi sağlıyor. Karşılığında insanların Avrupa hukukunun koruma alanına ulaşmadan durdurulmasını, geri alınmasını veya gelmiş oldukları ülkelere gönderilmesini bekliyor. Bu siyasete “göç yönetiminin dışsallaştırılması” deniyor. Dışarıya aktarılan sınır denetimiyle sınırlı kalmayıp şiddetin hukukî ve siyasî sorumluluğu da Avrupa’nın görüş alanından uzaklaştırılıyor.
Fas, bu düzenin en eski ortaklarından biridir.Middle East Research and Information Project (MERIP(Orta Doğu Araştırma ve Bilgi Projesi)’in 2001’de yayımladığı “Risking the Strait”(Boğazı Riske atmak - oto çeviri) yazısı, Rabat’ın göçmenleri durdurma karşılığında Avrupa’dan daha fazla kalkınma yardımı, İspanya’dan güvenlik donanımı ve ekonomik destek istediğini anlatıyordu. Yazı, Fas’ın, Ceuta ve Melilla’daki İspanyol egemenliğini tanımaması nedeniyle bu sınırları korumakta zaman zaman pasif, zaman zaman da agresif davrandığını kaydediyor. MERIP’in 2006 tarihli “Storming the Fences”(çitleri aşmak, engelleri yıkıp geçmek veya kaleyi içten fethetmek/hücum etmek - oto çeviri ) çalışması, Avrupa’nın Fas’ı büyük bir bekleme alanına çevirdiğini, sınırların kuzeyinde Avrupa hukukunun, güneyinde ise gözaltı, sınır dışı ve çöl bölgelerine bırakma uygulamalarının işlediğini gösteriyor.
2019’da yayımlanan “Border Regimes and the New Global Apartheid”(Sınır Rejimleri ve Yeni Küresel Apartheid şeklindedir — oto. çeviri)ise Libya’dan Fas’a, Türkiye’den Nijer’e kadar uzanan para ve güvenlik ağını küresel bir hareket hiyerarşisi olarak tarif ediyor. Avrupa yıllardır kendi yurttaşlarının dolaşımını kolaylaştırırken yoksul ülkelerden gelen insanların hareketini kıtanın dışında bastıran bir sınır düzeni kuruyordu.
Bu ilişki zaman içinde daha büyük mali programlara bağlandı. Avrupa Birliği, 2023’te Fas için açıkladığı 624 milyon avroluk paketin 152 milyon avrosunu doğrudan göç ve sınır yönetimine ayırdı. Bu para, sınır denetiminin güçlendirilmesi, kaçakçılık ağlarıyla mücadele, geri dönüşler ve Fas’ın iltica sisteminin geliştirilmesi amacıyla kullanıldı. Avrupa’nın Afrika’daki daha geniş göç programlarını yürüten Acil Güven Fonu’nun yaklaşık 5 milyar avroluk büyüklüğe ulaştığı söyleniyor. Avrupa Sayıştayı, bu fonların hedeflerinin dağınık kaldığını, sonuçlarının yeterince ölçülemediğini ve insan hakları risklerinin gerektiği gibi izlenmediğini belirledi. Avrupa’nın sınırlarına ulaşanların sayısı azalırken, çölde, açık denizde veya üçüncü ülkelerin gözaltı merkezlerinde neler yaşandığı çoğu zaman kayıtlara geçmedi.
Avrupa’nın ilk hesabı para ve teknik üstünlük yoluyla Fas’ı kendi göç siyasetinin uygulayıcısına çevirmekti. Fakat bağımlılık çift yönlü işledi. Avrupa sınır denetimini Fas’a devrettikçe Rabat’ın işbirliğine daha fazla ihtiyaç duydu. AB kaynakları Fas’ın gözetim ve müdahale kapasitesini büyüttü denilebilir. Büyüyen bu kapasite Rabat’ın elinde yeni bir dış politika aracına dönüştü. Para sınırı kapattı; sınırı kapatabilen devlet, kapının hangi şartlarda yeniden açılabileceğini belirleme gücünü de kazandı. Böylece Fas Avrupa’nın itaatkâr sınır bekçisi olmak yerine, sunduğu hizmetin siyasî fiyatını yükseltebilen bir aktöre dönüştü.
Rabat’ın elindeki esas araç göçmenlerin kendisinden çok sınırın geçirgenliğini ayarlama kapasitesidir. Fas güvenlik kuvvetleri normal zamanlarda kıyılara ulaşmaya çalışan küçük toplulukları dağıtabiliyor, şehirlerarası hareketleri izleyebiliyor, Ceuta çevresine binlerce görevli yığabiliyor. Bu kapasiteye sahip bir devletin on binlerce insanın aynı kıyıda toplanmasını uzun süre fark etmemiş olması ihtimali zayıf olsa gerek. Son olay sırasında Faslı görevlilerin başlangıçta kenarda durduğuna ilişkin görüntüler ve bazı gençlerin polislerce Ceuta yönüne gönderildiklerine dair tanıklıklar, kolaylaştırma ihtimâlini güçlendiriyor. Bununla beraber kamuya açıklanmış merkezî bir emir, resmî bir talep listesi veya insan hareketinin Rabat tarafından baştan sona örgütlendiğini kanıtlayan bir belge bulunmuyor. Yerel görevlilerin tutumu, idarî dağınıklık, Taht Günü nedeniyle oluşan gevşeme ve kalabalığın beklenmedik büyüklüğü gibi ihtimâller bütünüyle dışlanamaz. Eldeki bilgiler kasıt kuşkusunu büyütüyor.
Fas’ın, sınırı siyasî baskı aracı olarak kullanabildiğini gösteren açık bir geçmiş bulunuyor. İspanya, Mayıs 2021’de Batı Sahra’nın bağımsızlığını savunan Polisario Cephesi lideri Brahim Gali’yi tedavi amacıyla ülkeye kabul etti. Rabat buna sert tepki gösterdi. Fas tarafındaki denetimin gevşemesiyle yaklaşık 8 bin kişi iki gün içinde Ceuta’ya geçti; aralarında çok sayıda çocuk da vardı. Fas daha sonra güvenlik güçlerini yeniden devreye soktu ve geçişler durdu. İspanya 2022’de yıllardır sürdürdüğü tutumu değiştirerek Fas’ın Batı Sahra için önerdiği özerklik plânını “en ciddi, gerçekçi ve inandırıcı” çözüm temeli olarak kabul etti. Madrid’in kararını tek bir sebebe bağlamak mümkün olmasa da 2021 krizi, Fas’ın göç denetimini diplomatik anlaşmazlık sırasında askıya alarak İspanya’ya maliyet üretebildiğini göstermişti.
Ceuta ve Melilla’nın statüsü bu ilişkinin kalıcı zeminidir. İspanya iki şehri kendi ülkesinin ayrılmaz parçası sayıyor; Fas ise Afrika kıtasındaki bu toprakları sömürge döneminden kalma alanlar olarak görüyor. Fas, Ceuta sınırını korurken egemenliğini tanıdığı olağan bir devlet sınırını korumuyor; kendi hak iddiasında bulunduğu bir şehrin güvenliğini Madrid adına sağlıyor. Bu nedenle Ceuta’nın güvenliğinin tel örgülerden, kameralardan ve İspanyol askerlerinden önce Fas’ın iş birliğine bağlı olduğu anlaşılıyor. Fas, birkaç saat geri çekildiğinde, İspanya’nın egemenlik iddiasının fiilî sınırları ortaya çıkıyor. MERIP’in yirmi beş yıl önce işaret ettiği “pasif-agresif” sınır tutumu bugün çok daha büyük bir güvenlik kapasitesi ve çok daha yüksek bir pazarlık değeriyle yeniden karşımıza çıkıyor.
Son krizin siyasî zamanlaması da kuşkuları besliyor. İspanya Başbakanı Pedro Sánchez, 20 Temmuz’da Cezayir’e giderek iki ülke arasında yeni bir dönemin başladığını duyurdu. Fas’ın bölgedeki başlıca rakibi olan Cezayir, Polisario Cephesi’nin destekçisi ve Batı Sahra meselesinin ana taraflarından biri. Bundan üç gün sonra İspanya Meclisi Adalet Komisyonu, İspanyol yönetimi sırasında Batı Sahra’da doğan Sahralılara vatandaşlık verilmesini öngören yasa teklifini genel kurula gönderdi. Büyük geçiş bu gelişmelerin hemen ardından yaşandı. Fas’ın sınır denetimini Madrid’in Cezayir’le yakınlaşmasına veya Sahralılarla ilgili yasa girişimlerine karşı gevşetmiş olabileceğini söylemek bir tespit olsa da kanıtlanmış değil. Fakat 2021 tecrübesi, Batı Sahra’nın Fas dış politikasındaki yeri ve olayların yakın zamanlı sıralanışı, bu ihtimâli ciddiye almayı gerektiriyor.
Son akın, Avrupa’nın Fas’a güvenlik kadar bilgi bakımından da bağımlı hâle geldiğini gösterdi. İspanyol hükümeti, 50 bine yakın insanın bir gün içinde sınıra yönelmesinin önceden tahmin edilemeyeceğini kabul etti. Fas tarafındaki şehirlerde kalabalıklar toplanmış, sosyal medya çağrıları günlerdir yayılmış, Ceuta’ya ulaşanların sayısı büyük patlamadan önce artmaya başlamıştı. İspanya, sınırın gerisindeki toplumsal hareketi izleyebilmek için Fas’ın istihbaratına, yerel polis raporlarına ve bilgi paylaşımına ihtiyaç duyuyor. Rabat sınırı gevşettiğinde Madrid geçişi durdurmakta, bilgi akışını yavaşlattığında yaklaşan krizi görmekte zorlanıyor. Dışarıya taşınan sınır, sınır güvenliğini devreden devleti daha güvenli hâle getirmek yerine bilgi ve müdahale kapasitesi bakımından başka bir devlete bağımlı kılıyor.
Krizin en önemli sonucu ise göç hukukunda başlayan karşı harekettir. Süreç açık bir zincir hâlinde ilerliyor: Mahkeme denizde yakalananların hiçbir işlem yapılmadan geri gönderilmesine engel koyuyor i; karar sosyal medyada abartılarak herkese kalma hakkı tanınmış gibi yayılıyor; büyük insan hareketi Ceuta’daki idareyi felce uğratıyor; sağ ve aşırı sağ bunu bir “işgal” ve “egemenlik saldırısı” olarak sunuyor; ardından mahkeme kararının etkisini ortadan kaldıracak daha sert bir yasa talebi geliyor. İspanyol Halk Partisi, sınırda geri çevirme yetkisinin deniz yoluyla gelenleri de kapsayacak şekilde genişletilmesini istedi. Ceuta yönetimi denize fizikî engellerin kurulmasını savundu. Sánchez hükümeti de yüzer bariyerler ve hukukî düzenlemeler üzerinde çalışacağını açıkladı. Böylece hak alanını sınırlı biçimde genişleten mahkeme kararı, ortaya çıkan krizin siyasî basıncı altında yeniden daraltılma tehdidiyle karşı karşıya kaldı.
Buradaki çelişki dikkate değerdir. Hukuk, denizde yakalanan insana adı, yaşı ve hikâyesi bulunan bir kişi olarak kabûl etmeye çalışıyor. Güvenlik siyaseti ise topluluğun büyüklüğünü kullanarak bu kişiyi yeniden sayıya, tehdide ve sınır ihlâline indiriyor. Bir kişinin usûle uygun biçimde dinlenme hakkı ile on binlerce kişinin aynı anda hareket etmesinin yarattığı idarî kriz birbirine karşı kullanılıyor. Sonuçta mahkemenin korumaya çalıştığı hak, hakkın kullanılmasının doğurduğu toplu görüntüler gerekçe gösterilerek zayıflatılıyor. Avrupa’nın sınır siyaseti böylece kendi döngüsünü üretiyor: Yasal yollar kapatılıyor; insanlar tehlikeli güzergâhlara itiliyor; kitlesel ve düzensiz geçişler güvenlik krizi doğuruyor; güvenlik krizi ise daha fazla kapatma ve daha az hukuk talebini besliyor.
Sağ ve aşırı sağ hareketler krize hızla el koydu. İspanya’daki Vox, Avrupa’daki göç karşıtı partiler ve bazı yabancı hükümet temsilcileri yaşananları Sánchez’in göçmen politikalarının sonucu olarak sundu. İspanya’da daha önce bulunan bazı kayıtsız göçmenlerin statüye kavuşturulması için hazırlanan düzenleme, yeni gelenleri kapsamamasına rağmen “çekim etkisi” yarattığı iddia edildi. Trump ve Avrupa’daki aşırı sağ çevreler görüntüleri kendi ülkelerindeki seçim tartışmalarına taşıdılar. İsrailli bazı yetkililer de İspanya’nın Afrika’daki “sömürge topraklarını” gündeme getirerek Sánchez hükümetini hedef aldı. Krizin İsrail veya başka bir dış güç tarafından örgütlendiğini gösteren kanıt bulunmuyor. Bununla beraber, olayın İspanya’nın Filistin tutumuna, göçmen politikasına ve sosyal demokrat hükümetine karşı siyasî malzemeye dönüştürüldüğü açık. Krizi kimin başlattığı ile krizin sonuçlarından kimin yararlandığını birbirinden ayırmak gerekiyor.
İspanya hükümetinin kullandığı dil de bu sıkışmayı yansıtıyor. Sánchez geçişleri “İspanya’nın toprak bütünlüğünün ihlâli” olarak tanımladı. Aynı konuşmada Fas’la iş birliğinin sürdüğünü, sorumluluğun kaçakçılık ağlarında olduğunu söylüyor. Eğer olay yalnızca kaçakçıların düzenlediği bir hareketse, “toprak bütünlüğüne saldırı” sözü fazla ağır kalıyor. Eğer ortada devletlerarası bir baskı varsa, saldırının faili açıklanmıyor. Madrid’in bu ikili dili, geri dönüşleri gerçekleştirmek ve yeni geçişleri durdurmak için Rabat’a ihtiyaç duymasından kaynaklanıyor. İspanya, bağımlı olduğu devleti doğrudan suçlayamıyor; fakat yaşananları sıradan bir göç olayı olarak da açıklayamıyor.
Bu noktada Fas’ın tutumunu “tamamen kendiliğinden hareket” veya “baştan sona devlet operasyonu” seçeneklerinden birine sıkıştırmak yanıltıcıdır. Toplumsal hareketin devlet tarafından kontrollü bir biçimde serbest bırakılması tespiti akla yatkındır. İşsizlik, yoksulluk ve gelecek kaybı insanları harekete geçirdi. Mahkeme kararı çevresindeki söylentiler belirli bir anı fırsat olarak sundu. Sosyal ağlar ve kaçakçılık düzenekleri kalabalığı kıyıya taşıdı. Fas güvenlik güçlerinin ilk saatlerdeki tutumu, hareketin büyümesine imkân verdi. Kriz siyasî değer kazandıktan sonra Rabat yeniden müdahale etti, iadeleri kabûl etti ve Avrupa’nın ihtiyaç duyduğu ortak rolüne döndü. Böyle bir işleyiş Fas’a hem baskı üretme hem de açık sorumluluğu reddetme imkânı sağlıyor.
Fas’ın elde etmek istediği karşılığın tek bir başlık altında toplanması şart değil. Batı Sahra konusunda İspanya’nın 2022’de benimsediği Fas yanlısı tutumun korunması, Cezayir’le yakınlaşmanın Rabat’ı dengeleyecek bir siyasete dönüşmemesi, Sahralılara vatandaşlık teklifinin durdurulması veya sınırlandırılması, Ceuta ve Melilla meselelerinde Fas’ın hassasiyetlerinin gözetilmesi, AB yardımlarının ve ekonomik imkânların artırılması aynı pazarlık alanının parçaları olabilir. Açık bir talep gelmeden bunlardan birini son krizin kesin sebebi saymak mümkün değil. Yine de sınırın siyasî bir mesaj taşıdığı ihtimâli, Fas–İspanya ilişkilerinin geçmişi nedeniyle daha inandırıcı bir varsayım olarak duruyor.
Avrupa’nın kurduğu düzenin temel açmazı burada yatıyor. AB, para ve güvenlik teknolojisi yoluyla Fas’ı göçmenleri durdurmaya ikna ettiğini düşündü. Gerçekte kendi sınırının gündelik işleyişini Rabat’ın kararlarına bağladı. Fas sınırı tuttuğunda Avrupa rahatlıyor; denetim birkaç saat zayıfladığında Ceuta çöküyor, İspanya ordusunu harekete geçiriyor, Avrupa’da Schengen’in askıya alınması tartışılıyor. Sınırın anahtarını başka bir devlete vermek, göçü ortadan kaldırmıyor. Anahtarın siyasî fiyatını yükseltiyor.
Son olay dört katmanın birleşmesiyle açıklanabilir. Birinci katmanda Fas’ın yeterli iş üretemeyen iktisadî yapısı ve gençlerin gelecek kaygısı bulunuyor. İkinci katmanda Avrupa’nın sınırını Fas’a taşıması ve Rabat’ın geçişleri denetleyecek büyük bir kapasite kazanması yer alıyor. Üçüncü katmanda mahkeme kararları, sosyal medya söylentileri ve insan kaçakçılığı ağları hareketin ânını belirliyor. Dördüncü katmanda Batı Sahra, Cezayir, Ceuta ve Melilla üzerinden yürüyen devletlerarası pazarlık, mevcut hareketi siyasî basınca çeviriyor. Bu katmanlardan biri eksildiğinde anlatı bozulur. Her şeyi yoksulluğa bağlamak devletlerin sınırları üzerindeki tasarrufunu örter. Her şeyi Rabat’ın operasyonu saymak, insanların kendi sebeplerini siler. Mahkeme kararını tek bir sebep göstermek, Fas’taki toplumsal birikimi ve sınırın ilk saatlerde neden işlemediğini açıklamaz. İsrail veya başka bir dış güç etrafında kurulan kanıtsız senaryolar ise daha somut ve tarihsel ilişkilerin üzerini kapatır.
Ceuta’da yaşananlar, göçün bir sınır meselesinden çok daha fazlası olduğunu yeniden gösterdi. Karşımızda sömürgecilikten kalan bir toprak ihtilâfı, kıtalar arasındaki gelir uçurumu, Avrupa’nın dışarıya devrettiği güvenlik düzeni, gençlerin toplumsal umutsuzluğu, devletlerin pazarlık yöntemleri ve hukuk ile olağanüstü hâl arasındaki mücadele bulunuyor. Denizden çıkan gencin ilk talebi mahkemede dinlenmek, çalışmak ve başka bir hayat kurmak olabilir. Devletler onu sınır ihlâli, diplomatik mesaj, pazarlık kozu veya seçim malzemesi olarak yeniden adlandırıyor.
Asıl soru bu nedenle Fas’ın, neden birkaç saat boyunca geçişlere engel olmadığıyla sınırlı tutulamaz. Avrupa’nın neden kendi sınırlarını ve hukuk düzenini Fas’ın kararlarına bu ölçüde bağladığı da sorulmalıdır. Avrupa sınırını güneye taşıyarak sorunu uzaklaştırdığını sandı. Oysa Fas’a para, teknoloji ve hareket kabiliyeti verirken doğal olarak Rabat’ın eline isterse Avrupa’nın iç siyasetini rahatsız edecek bir araç da verilmiş oluyor . Mahkeme küçük bir hak alanı açtığında bu düzenin zayıf noktası ortaya çıktı; söylenti harekete, hareket krize, kriz ise daha sert bir hukuka dönüştü. Kapı yeniden kapandı. Fakat kapının anahtarı, fiyatı ve ne zaman kullanılacağı hâlâ Rabat’ın elinde duruyor demek hiç de abartılı olmayacaktır.
Türkçe kaynaklar
Euronews Türkçe, “Ceuta’daki göç krizi, Yabancılar Yasası tartışmasını yeniden gündeme taşıdı”, 1 Ağustos 2026.
Cem Terzi, “Ceuta: Emperyalizmin geri dönen tarihi”, T24, 31 Temmuz 2026.
Serbestiyet, “Trump, İsrail ve aşırı sağ İspanya’ya karşı Ceuta krizinin üzerine atladı: ‘Fas polisi göçmenleri Ceuta’ya yönlendirdi’”, 1 Ağustos 2026.
Anadolu Ajansı, “Fas’tan İspanya’nın Sebte şehrine geçen düzensiz göçmenlerin yarıdan fazlası geri döndü”, 1 Ağustos 2026.
Anadolu Ajansı, “Fas ile İspanya arasında ‘Batı Sahra’ çıkmazı”, 4 Haziran 2021.
Anadolu Ajansı, “İspanya, Fas’tan gelen 6 bin düzensiz göçmenden 2 bin 700’ünü geri gönderdi”, 18 Mayıs 2021.
Haydar Efe ve Nurcan Arıcı, “Göçmen Akını Karşısında AB’nin Güvenlikleştirilen Göç Politikaları”, Marmara Avrupa Araştırmaları Dergisi, 2023. AB’nin göçü güvenlik alanına taşıması ve üçüncü ülkelerle kurduğu ilişkiler üzerine açık erişimli akademik çalışma.
Hikmet Mengüaslan ve Yusuf Fidan, “Pandemi ve Düzensiz Göç: Avrupa Birliği Düzensiz Göç Politikasının Türkiye ve Libya Mutabakatları Bağlamında Eleştirel Bir Analizi”, Ankara Avrupa Çalışmaları Dergisi, 2022. Sınır dışsallaştırmasının Türkiye ve Libya örnekleri üzerinden incelenmesi için.
Nigar Neşe Kemiksiz, “Batı Sahra Sorunu”, Uluslararası İlişkiler ve Diplomasi, 2021. Fas, Polisario Cephesi ve Cezayir arasındaki tarihsel uyuşmazlığın Türkçe akademik özeti.
Yabancı kaynaklar:
Reuters,
Associated Press,
El Pais,
Le Desk,
Gregory White, “Risking the Strait”, MERIP, 13 Mart 2001. Fas’ın göç denetimini yardım ve siyasî beklentilerle ilişkilendirmesini, Ceuta ve Melilla üzerindeki egemenlik ihtilâfını erken bir tarihte ele alan temel metin.
Elie Goldschmidt, “Storming the Fences”, MERIP, 5 Haziran 2006. Ceuta ve Melilla tel örgüleri, toplu geçişler ve Avrupa sınırının Fas’a taşınması üzerine.
Parastou Hassouri, “Refugees or Migrants?”, MERIP, 12 Eylül 2017. Fas’ın göç veren, transit göç alan ve göçmenleri Avrupa adına tutan bir ülkeye dönüşmesi hakkında.
Harsha Walia, “Border Regimes and the New Global Apartheid”, MERIP, 2 Temmuz 2019. Avrupa devletlerinin Fas, Libya, Türkiye, Nijer ve başka ülkelere para vererek sınır denetimini dışarı taşımasını daha geniş bir dünya sistemi içinde ele alıyor.
MERIP, “Morocco’s Kingdom of Police”, 16 Ekim 2024. Fas güvenlik aygıtı, Batı Sahra ve 2021 Ceuta krizinde göçün pazarlık aracı olarak kullanılması üzerine...




Yorumlar