top of page

Daniel Ortega neden "Nikaragua'da seçimlere artık gerek yok" dedi? -- Aykan Sever

  • 27 Tem
  • 4 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 27 Tem


Başlıktaki soruya yanıt aramadan önce ben başka bir soruyla yazıya başlamak istiyorum: neredeyse iki ayağı çukurda (yaş 80) olan biri hala neden iktidar koltuğunda oturmakta ısrar eder, hele hele kendine geçmişte kalmış bile olsa devrimci falan demişse? Eminim benzer soruları soran başka kişiler de vardır. Bazı meselelerin yanıtı doğrudan sınıflar mücadelesi dahilinde olmayabilir yani bir nevi topu taca atıp yuvarlamak yerine bu vakanın daha çok psikopatolojinin alanına girip girmediği sorusunu da bir kenarda tutmakta yarar var.

Yinede biz aklımız erdiğince olanı anlamaya çalışalım. 3. Dünya Savaşı'nın genel seyrine baktığımızda yani özellikle ABD'nin Trump'ın ikinci dönemiyle birlikte baskı politikaları paralelinde bir çok ülkenin iç işlerine müdahale ederek bölgede kukla rejimler oluşturduğu ve hegemonyasını yeniden şekillendirdiğini görüyoruz.  Venezuela'da Maduro'nun kaçırılmasıyla ivmelenen süreç bir çok ülkedeki siyasal seyrin ABD lehine akmasıyla kendini gösteriyor. Küba doğrudan tehdit altında. Meksika ve özellikle Brezilya'da yönetim değişikliği için ABD ve müttefikleri bastırıyor.

Son olarak Arjantin'in neo-faşist lideri Milei seçim kampanyasında Bolsonarolar lehine yer almak için Brezilya'ya gitti.

Bütün bu gelişmeler ABD ile uyumsuz gibi gözüken, Rusya ve Çin'le yakın pozisyonda olmayı tercih eden Nikaragua yönetimini de kuşkusuz tehdit ediyor. Bu nedenle ilk akla gelen sorulardan biri türlü gerekçelerle ertelenen 2027 seçimlerine dönük ABD'nin olası taleplerinin önünü kesmek yada pazarlık arayışı diye yorumlanabilir mi sorusu karşımıza çıkıyor. ABD saldırı bahanesi yaratmak için pekala sürgündeki politik liderlerin ülkeye dönmesi ve hür seçimler talebini gündeme getirebilir. Trump rejiminin manipülasyon yapabileceği türden serbest, adil seçimler isteyebilir.

Diğer güçlü bir olasılıksa korku ! Sandinista devriminin önde gelen isimlerinden Comandante Dos- Dora Maria Tellez'in açıklamaları bu yönde: 2021'de Ortega seçimlere girmekten çok korkuyordu, bu yüzden her şeyi bir kenara itti ve sonunda yapayalnız kaldı. Beş yıl sonra bu korku önemli ölçüde arttı. (Tellez 2021 seçimleri sırasında tutuklanıp yaklaşık iki yıl hapiste kaldı. Sonrası sürgün ve Nikaragua vatandaşlığından çıkarıldı. Serbest bırakıldıktan sonra eski Sandinista komutanlarından Hugo Torres Jimenez'in (1948-2002) gözaltında işkenceyle katledildiğinden bahsetti. Jimenez  1974'te bir hapishane baskınıyla Ortega'yı tutsaklıktan kurtaranlar arasındaydı.) Tellez'e göre seçimlerin kaldırılması Ortega'nın bütün kurumları kontrol etmesine rağmen artık işin halka da güvenmemeye kadar gittiğini gösteriyor. 

Nitekim bu "korku"nun izlerini Ortega rejiminin icraatlarında görüyoruz. 2018 ve 2020 yılları arasında protestoların şiddetle bastırılması(300'den fazla protestocu öldürüldü.) 2021'de seçim sürecinde muhalefetin zor kullanılarak tasfiye edilmesi; 2022'den itibaren örgütlü kesimlerin dağıtılması; ve 2023'te mutlak iktidarın pekiştirilmesi ve sınır ötesinde de zulüm. Siyasetçilerden iş adamlarına, din adamlarından gazetecilere kadar en az 452 Nikaragualının vatandaşlıktan çıkarıldı. Mülklerine el kondu. 2025 anayasa reformu, hali hazırda pratikte var olan Ortega-Murillo çiftinin iktidar tekelini yasaya dahil etti ve kurumsal denge ve denetim mekanizmalarını daha da zayıflattı.

Ortega çiftinin korkularında Macaristan örneğinde olduğu gibi pekala "denize düşmüş halk" kimi bulursa sarılır hesabı tepki oylarının herhangi bir muhalif unsurda birleşebileceği olasılığı da rol oynuyor olabilir.  Tabii bu durum aynı zamanda dünyanın genelinde 3. Dünya Savaşı'nın seyri çerçevesinde yaşanan "otoriterleşme" den de besleniyor.


Ortega'nın Bilal'i

Seçimsizliğe dönük başka bir olasılık ise 2007'den bu yana bir tür hanedanlığa dönüşmüş iktidarını Ortega'nın oğluna devretmek istediği yönünde. Mahdum Laureano Ortega hali hazırda dışişleri bakanı yetkileriyle donatılmış, otorite sahibi bir şahıs. Bilal'den aşağı kalır yanı yok. O zaman niye olmasın? Nitekim babası da TC'yi örnek alırcasına itiraz edebilen kimseyi piyasada bırakmadı. Muhalif medya diye bir şey olmadığı için ortalık çok sakin, sürekli meltem esiyor. Nitekim Sandinistalar içinden çıkabilecek olası halef tartışmasını da Bayardo Arce gibi eski yoldaşlarını hapse atarak "çözüyor".


Nikaragua'da baskılar yoğun olsa da değişim olanaklarını arayan alttan alta çalışan yerel dinamikler mevcut. Ortega yönetimi bunları bastırmak için sürekli koğuşturma ve polisiye tedbirlere başvuruyor. Herhalde sürgünlerden de çekiniyor olsa gerek onlara dönük de akrabaları üzerinden tehdit gibi yöntemler kullanıyor. 


Gerçeğin başka yöneleri de var. Mesela yakın zamanda Nikaragua'yı ziyaret etmiş biri diyor ki, oralarda iktidarda kimin olduğunun bir önemi yok millet karnı doyuyor mu ona bakıyor. Bir başkası bunlar hep bahane Amerikalılar ülkemizi almak için özgürlük vb laflarını uyduruyor. Bir diğeri Ortega az bile yapıyor diye buyuruyor...


Ufuk yoksunluğu

Nikaragua meselesini elbette daha çok tartışmak gerekir. Açık olan karşımızdaki sorunun tekil bir olay olmayıp dünyanın geneline sirayet eden belalı sürecin bir parçası olduğunu görmekten geçiyor. Post-modern karakterli yeniden paylaşım savaşı sürekli belirsizlik ve güvensizlik üretirken aynı zamanda toplumlar için ufuk yoksunluğu diyebileceğimiz bir tür gündelik körleşmeyi garanti altına alıyor. Böyle bir zeminde toplum adeta soluk alıp verdiğine razı olurken bütün bu otoriterleşme masallarıyla bize sunulan açık diktalar makul hale geliyor. Toplumlar daha fazla nesneleştiriliyor ve faşizmin bir figüranına dönüşüyor.

Kapitalizme her anlamda alternatif olmayı önüne koymayan herhangi bir yaklaşımın "güç"ün cazibesine kapılmasına şaşmamak gerekir. Özellikle Latin kültürüne hakim olan ve sosyalizmle hiç bir ilgisi bulunmayan kahramanlaştırma, efsaneler yaratma kültürünün kollektiviteden uzak bireysel liderlikler şekillendirdiğine bir çok ülkedeki "sol" deneyimde maalesef şahit olduk. Halen bu durum hastalıklı bir biçimde sürdürülüyor. Mesala Bolivya'daki 20 yıllık sol iktidarın yenilmesinde Evo Morales'in koltuk sevdasının hiç rol oynamadığını kim söyleyebilir?

En nihayetinde toplumsal iktidarı yani doğrudan demokrasiyi, insanların kendilerini yönetmesini önceleyen bir anlayış, bugünkü gündelik pratikte somutlayarak (bu idealine sadık kalarak  ve sürekli bu durumu ne kadar hayata geçirip geçirmediğini sorgulayarak) bütün halkı aktif-politik bir özne haline getirmenin acil olarak yollarını bulmalıdır. Yoksa aynı hikayeye devam...


 
 
 

Yorumlar


The Science & 

Mathematics University

© 2023 by Scientist Personal. Proudly created with Wix.com

  • Facebook Clean Grey
  • Twitter Clean Grey
  • LinkedIn Clean Grey
bottom of page