Türkiye-Ermenistan Sınır Kapıları Muhtemelen Yine Açılamayacak- Gevorg Galtakyan-Aykan Sever
- 30 Nis
- 4 dakikada okunur

Türkiye-Ermenistan sınırındaki kapıların yeniden açılması epeydir gündemde. Fakat olası gelişmeler Ermenistan-Azerbaycan “Barış süreci” ile birlikte ele alınıyor, bu durum işleri zorlaştırıyor. Sınırların açılması umarız gerçekleşir, ancak egemenlerin siyaset yapma tarzı ve mantığından kaynaklı yakın gelecekte sürüncemede kalan bu halin değişmesi zor ve gelişmenin önünde bazı engeller mevcut. Bunlar ne kadar aşılabilir, kim, kiminle, ne yapmayı hedefliyor türünden bir çok soru da var, kısaca problemli başlıklara bakalım.
Engel 1: “Top” Bakü’nün sahasında
Ermenistan ve Türkiye yetkilileri arasında yıllardır bazı görüşmeler yapılıyor. Örneğin, Kars-Gümrü Demiryolu teknik çalışmalarıyla ilgili son günlerde Kars’ta bir görüşme daha oldu. Margara Gümrük kapısı da hem Ermenistan ve hem de Türkiye tarafından kullanılmaya hazır vaziyettedir. Fakat bunlar her hâlükârda RT Erdoğan'ın da kullandığı tabirle “sembolik” bile değil, daha çok göstermelik adımlardır ki asıl “top” Bakü’nün sahasındadır. Hakan Fidan son yıllarda birkaç defa bunu ifade etmiştir: “Bakü ile Yerevan arasında barış antlaşması imzalanmadan Türkiye-Ermenistan normalleşme süreci sonuçlanamaz.”
Engel 2: Ermenistan’da 7 Haziran 2026 tarihinde yapılacak seçimler
Nikol Paşinyan’ın Toplum Sözleşmesi Partisi toplam 50%+1 oy almadığı takdirde anketlere göre en dişe dokunur üç muhalif grup (Samvel Karapetyan’ın “Güçlü Ermenistan” İttifakı, Robert Koçaryan’ın “Ermenistan” İttifakı ve Gagik Tsarukyan’ın “Ermenistan’a teklif” İttifakı) Azerbaycan’ın taleplerini yerine getirmeyeceklerini beyan ediyorlar ve şuan müzakere edilen Azerbaycan’ın istediği gibi şekillenen Barış Antlaşması kesinlikle imzalanmayacaklarını söylüyorlar. Bir de burada altı çizilmesi gereken bir husus daha var: Paşinyan kazansa dahi, eğer anayasayı değiştirecek üçte iki çoğunluğu elde edemezse, yine açmazlar; yaşanacaktır.
Engel 3: Azerbaycan’ın Ermenistan’da anayasa değişikliği talebi
Azerbaycan’ın Barış Antlaşması’nın imzalanması konusundaki taleplerinden en önemlisi Ermenistan Cumhuriyeti Anayasası’nın başlangıç kısmında yer alan Bağımsızlık Deklarasyonu’nun silinmesidir. Zira orada hem Dağlık Karabağ meselesi hem de 1915 Ermeni Soykırımıyla ilgili bölümler mevcuttur.
Engel 4: Azerbaycan, Ermenistan arazisinin tahminen 200 kilometrekaresini işgal etmiştir
Azerbaycan 2020 savaşı kazandıktan sonra birkaç defa daha Ermenistan’a saldırıp farklı hesaplamalara göre Ermenistan arazisinin tahminen 200 kilometrekarelik bir alanını kontrol altına tutuyor. Aralık 2023 tarihinde Azerbaycan Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov Hakan Fidan’la yaptığı basın toplantısında birbirine aykırı iki prensip dile getirmişti. Birisi şu: Ermenistan ve Azerbaycan devlet sınırında delimitasyon ve demarkasyon yapılmış değildir ve Azerbaycan askerleri bu nedenle geri çekilmeyecektir. İkinci olarak ise Azerbaycan askerlerinin kan dökerek bu noktaya geldiğini ve aslında Azerbaycan devletinin sınırlarını koruduğunu söylemiştir. Yani Azerbaycan işgal ettiği bölgelerden geri çekilmek istemiyor.
Engel 5: Ermenistan-Azerbaycan devlet sınırının delimitasyonu ve demarkasyonu %1'iyle bile tamamlanmamıştır.
Azerbaycan bu süreci Ermenistan’a baskı ve tehdit etmek ve kendi jeo-stratejik taleplerini yerine getirmek için kullanmaktadır. Örneğin Aliyev hanedanlığı, Ermenistan’ın Tavuş Bölgesi’nden savaş tehdidiyle birkaç köy elde etti ve daha fazlasını da talep ediyor. 29 Nisan 2026 tarihinde Azerbaycan başbakan yardımcısı Şahin Mustafayev başkanlığında Ermenistan’a gelen heyetin amacı, güya delimitasyon ve demarkasyonu sürecini ilerletmekti; gerçekte ise Ermenistan başbakanı Nikol Paşinyan’a seçimlerden önce destek vermekten öte bir anlamı olmadı. Güya süreç ilerlemektedir diye bir bölge halklarına adeta ninni söyleniyor.
Engel 6: Türkiye-Ermenistan sınırı Rusya ile NATO’nun karşı karşıya geldiği önemli yerlerden biridir
Rusya-NATO ilişkileri genel anlamda giderek gerginleşiyor. Rusya halen başta Türkiye sınırı olmak üzere askeri varlığını koruyor. Türkiye’nin Putin yönetimiyle bugüne kadar kurduğu netameli ilişkilerin nereye gideceği belirsiz. Ermenistan sınırının açılmasının bir tür Ermenistan’ın Batı’ya ilhakını gündeme getirmesi kaçınılmaz; bu durumda T.C. ile Rusya arasında yeni gerilimler de gündeme gelebilir. Mevcut 3. Dünya Savaşı’nın yarattığı anaforun özellikle Trump gibi geleceği meçhul güç odaklanmalarının sigortasıyla yürüyemeyeceği de aşağı yukarı belliyken, Ankara Moskova ile karşı karşıya gelmeyi tercih eder mi, burası henüz belirsiz.
Ayrıca şu anki durumda Batı Asya’da devam etmekte olan yeniden paylaşım savaşının zaman içerisinde yaratacağı açmazların da pekâlâ hesaba katılması gerekir. ABD-İsrail ittifakının bölgeyi Tel Aviv merkezli yeniden inşa politikasının ne kadar karşılık bulacağı belirsizliğini korurken, bölgedeki zulme dayalı hegemonik rejimlerin tamamının geleceği de belirsizliklerle yüklüdür.
Bütün bunlardan öte “barış ve normalleşme” diye ifade edilen sürecin pazarlıklarının arasına Ermeni Soykırımı gibi tarihsel gerçeklerin dahil edilmesi ve bu süreçte inkârın teşvik ediliyor olması, halklara onursuzluk dayatmaktan öte bir anlam ifade etmez ve ister istemez bu koşullarda oluşturulacak statükolar kendini yıkacak tuzakları da içinde taşır.
Son olarak yazıyı hazırlarken Erdoğan ve Aliyev’in Avrupa Siyasi Topluluğu (AST) toplantısı için Erivan’a davet edildiği haberi basına yansıdı. Gidip gitmeyeceklerini henüz bilmiyoruz. Ancak ne olursa olsun, bu tür politik yaklaşımların neticesi açık bir dikta rejimi olan Erdoğan ve Aliyev hanedanlıklarına meşruiyet temininden öte bir şey ifade etmez.
Bitirirken kısa bir not: Geçtiğimiz günlerde Kars-Gümrü demiryolu hattının rehabilitasyonu, açılmasıyla konusunda yapılan toplantıyla ilgili BBC Türkçe, DW Türkçe, Agos gibi yayın organları haber ve değerlendirmeler yaptılar. Ancak burada eleştirel bir mesafe yerine adeta politikacılara iliştirilmiş bir gazetecilik tarzını benimsediler. Toplantıdan somut bir ilerleme çıkmamasına rağmen allayıp pullamaktan geri durmazken Türk yetkililerin başka bir ülkenin iç politikasına açıktan müdahale anlamına gelecek açıklamalarına da çanak tuttular. Daha da önemlisi, malum, Tom Barack’ın “tarihin dönüm noktası” türünden seslendirdiği nağmeler eşliğinde birlikte kaldırıp kollarını oynamadıkları kaldı. Tabii isteyen bu meşum kişinin örneğin Suriye’ye, Lübnan’a nasıl bir barış getirdiğine zahmet olmazsa bir göz atabilir.
Batı Asya’da ya da dünyanın herhangi bir yerinde mevcut savaş iklimine son verilmediği takdirde yeni umutlu bir gelecek inşa etmek mümkün değil. Halkların ortaklaşa, birlikte yaşam arayışı ancak onların özneleştiği mücadele süreçlerinin ürünü olabilir. Bu karşımızda olan ise envai türde oligarşinin çeşitli ayak oyunlarıyla kendi hükümranlıklarını ilelebed kılma arayışıdır.




Yorumlar