top of page

Seçimler GÜÇ Dini'nin ayinlerinden biridir -- Aykan Sever

  • 3 dakika önce
  • 3 dakikada okunur

Günümüzde politik ve toplumsal değişim için tek olanak diye pazarlanan seçimler, yerkürenin genelinde sürmekte olan postmodern karakterli yeniden paylaşım savaşının gölgesinde giderek önemli ölçüde göstermelik hale geliyor. Daha doğrusu mevcut Savaş'ın ideolojik çerçevesini/inanç biçimini belirleyen GÜÇe tapınmanın sıradanlaşmış ayinlerinden birine dönüşüyor. Güç Dini'nin güncel peygamberi Trump ve gerisindeki oligarşik ittifak seçim denilen süreçlerde hiç bir şeyi artık şansa bırakmamaya çalışıyor. Tekno-faşizmin ve ellerindeki güce dair var olan olanakların tümünü kullanarak olası kazaları sıfıra indirme derdindeler. Abya Yala kıtasında ABD'nin izlediği strateji bunun açık göstergelerini içeriyor. Burada şunu da not etmekte yarar var, Abya Yala kıtasında uygulanan politikalar Batı Asya'dakinden ayrıştırılamaz, zira burada da ABD-İsrail oligarkları merkezli bir hegemonya tasarısı işliyor.


Trump, ikinci defa iktidara gelişi sonrası Amerika'nın içinde faşistleştirme politikaları özellikle göçmenler öcüleştirererek bugünlerde yoğunlaşmaya devam ediyor. Dışarıda ise çok yönlü bir saldırganlık söz konusu. Trump rejimi Maduro'nun kaçırılması sürecinde sergilediği yöntemle bölgedeki hükümetlerin neredeyse tamamını teslim aldı. Kendi peyki haline getirdi. Kısaca şöyle bir yol  izlendi. Daha ilk salvoda Trump'ın tehditlerine birçok irili ufaklı ülke boyun eğdi. Seçim sonuçları onun talebine göre düzenlendi. Arjantin, El Salvador gibi ülkelere herhangi bir şeye zaten gerek yoktu, onlar Trump'a yol gösteriyordu. Sonra Abya Yala kıtası genelinde Trump kendi enternasyonalini topladı. Bir kaç ülke lideri hariç çoğu katıldı. Sıra ABD'ye boyun eğmeyenler üzerine tezgah kurmaya geldi. Küba epeydir hedefte, Nikaragua, Meksika ve diğerleri de öyle.


ABD sadece siyasal egemenlik istemiyor, askeri, teknolojik ve ekonomik hakimiyeti de zorluyor. Bu kapsamda daha önce Yanki askeri operasyonlarına kendi topraklarında izin veren Ekvador'dan sonra sıra geçen hafta  Guatemala'nın bu politikayı kabul etmesine geldi. Geçtiğimiz günlerde tam olarak nasıl ceryan ettiği bilinmeyen bir dizi katliamdan sonra muhtemelen Honduras yönetimi de uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele bahanesiyle Amerikan askerlerinin ülke içinde faaliyet göstermesinin önünü açacak. Arjantin'de epey zamandır var olan ABD askeri üsleri tepki çekse de faaliyette. Kıtada Trump yanlısı rejimlerin yönetimde olduğu ülkelerde bu izne de gerek yok. Nitekim Bolivya'da direnişçiler böyle bir gizli üssün olduğunu yakın zamanda tespit etti. Bu arada ABD ve başka bölge ülkeleriyle birlikte Bolivya'daki rejime destek çıkan Brezilya'nın solcu olma iddiasındaki lideri Lula'nın bu yıl gerçekleşecek seçimlerde kaybetmek için kendi kuyusunu kazdığını söylemeye bile gerek yok.


Seçim meselesine tekrar döneceğim. Zira sistem basitçe şöyle işliyor. Palantir gibi tekno faşizmi dünyaya egemen kılmaya çalışan şirketler Amerikan devletinin olanaklarını da kullanarak Abya Yala ülkelerinin veri sistemine dahil oluyor. Buralardan toplanan bilgiler yapay zeka sistemleri aracılığıyla analiz ediliyor. Giderek yaygınlaşan, teknolojiye hastalıklı bir biçimde bağımlı halen kitlelerin zaafı da kullanılarak seçim zamanları insanlara uygun yalanlar ve manipülatif görüntüler  eşliğinde bir "ürün" sunuluyor. Bu koşullarda üç ay önce piyasa çıkmış bir politik lider ülkenin köklü parti ve güç ilişkilerini alt ederek halkın oyların çoğunluğunu toplayabiliyor. (Benzer bir durum çok daha geriye gidilerek 2016'da yaşanan Brexit referandumu sürecinde de görülebilir.) Kaza olma ihtimaline karşı ise teknoloji üzerinden sandık sonuçlarında hile yapmanın çok zor olmadığı bir zaman diliminde olduğumuzu tekrar hatırlatmak isterim. Bu tür numaralara  ilaveten tehditle belli topluluklara ve çalışanlara egemen kesimlerin oy verdirdiği yada oyları satın alabildikleri de görülüyor. 


Halk kendi demokrasisini kurabilir

Bu sıraladıklarım nice mücadeleler sonucu elde edilmiş "oy hakkı"nı terkedelim çağrısı değildir ancak bugün özellikle değişim için tek olanak olarak gösterilmeye çalışılmasına itiraz etmenin zamanı geldi de geçiyor bile. Pratikte de seçimlerin bir aldatmacaya dönüştüğü ve kitlelerin buna açıktan karşı çıktığı halleri yaşıyoruz. Bolivya örneğine dönecek olursak şimdiki Başkan Rodrigo Paz seçim kampanyası sırasında  daha önce elde edilmiş siyasal ve sosyal haklara dokunmayacağı gibi açıklamalar yaparken halkın desteğini alabildi ancak başkanlık koltuğuna oturduktan sonra tersi işler yapmaya başlayınca belli bir politik bilinci olan kesimler karşısına dikildi. Bir ayı aşkın zamandır kaderlerini yeniden ellerine almak isteyen insanlara bir sonraki seçimi beklemelerini mi söyleyeceğiz ? Elbette hayır ! Zaten onların da bu tür palavralara kulak vermeye niyeti yok. Kararları direniş meydanlarında yaptıkları forumlarda birlikte alıyorlar, kendi demokrasilerini kuruyorlar, kendi kolleftif öncülüklerini inşa ediyorlar. Büyük kentlere dönük sürdürdükleri abluka sonuç veriyor. Karşılarındaki yönetim kendi içinde bölünüyor, bir bakan görevden alındı, iki bakan istifa etti. Paz yönetimi ABD'ye verilen askeri siparişlere bakılırsa direnişçilere saldıracak. Rejim ve onu destekleyen güçler neyi nereye kadar göze alabilir bilmiyoruz ancak halk sadece bir hükümete değil 500 yıllık sömürgeciliğe, aşağılanmaya  karşı ayağa kalktığının bilincinde ve bunun onuruyla mücadele ediyorlar. Arjantin'de, Peru'da Şili'de meydanlara çıkanlar da sadece ekonomik meseleler değil esas olarak kendilerini insan dışılaştıran kapitalizme itiraz ediyorlar.


Türkiye örneğini daha sonra tartışırız ancak TC/rejimin ve onun memuru Kemal Kılıçdaroğlu'nun şu ya da bu adına yıllarca kitleleri sokaktan uzak tutarak "çözüm" aradığı ve geldiğimiz yer diktanın pekiştirilmesi olunca sanıyorum "seçim"in de nereye oturduğu biraz daha açık gözüküyordur.

 
 
 

Yorumlar


The Science & 

Mathematics University

© 2023 by Scientist Personal. Proudly created with Wix.com

  • Facebook Clean Grey
  • Twitter Clean Grey
  • LinkedIn Clean Grey
bottom of page