top of page

TÜRKİYE’DE İNSANLAR ARTIK YOKSULLUKTAN ÇOK AŞAĞILANMAKTAN YORULDU --Hasan Alıcı

  • 26 May
  • 2 dakikada okunur

Türkiye’de artık mesele yalnız ekonomi değildir.

Mesele, milyonlarca insanın kendi ülkesinde değersiz hissetmeye başlamasıdır.

Evet… Market pahalı. Kira korkunç. Faturalar yakıyor. Ama toplumun asıl öfkesi yalnız bunlara değil.

İnsanlar artık başka bir şey hissediyor: Kendilerini güçsüz hissediyorlar.

Çalışıyorlar ama karşılığını alamıyorlar.

Okuyorlar ama gelecek göremiyorlar.

Vergi veriyorlar ama adalet bulamıyorlar.

Konuşuyorlar ama seslerini duyuramıyorlar.

İşte toplumları asıl çürüten şey budur.

Bugün Türkiye’de en büyük kriz ekonomik kriz değil; güven krizidir. İnsanların devlete, hukuka, siyasete ve birbirine olan güveni aşınıyor.

Çünkü insanlar şunu görüyor: Bu ülkede kurallar herkese eşit uygulanmıyor.

Birine suç olan diğerine olmuyor.

Birinin sözü “hakaret” sayılıyor, diğerinin ki “ifade özgürlüğü.”

Bir genç mülakatta eleniyor, başka biri torpille yükseliyor.

Bir emekli yaşam mücadelesi verirken, bir avuç insan servetine servet katıyor.

Ve sonra toplumdan sabır isteniyor.

İnsanlar artık yalnız yoksullaşmıyor. Aynı zamanda aşağılanıyor.

Çünkü yoksulluk bazen "geçici sebepler nedeniyle" olabilir. Ama adaletsizlik doğrudan sistem tercihidir.

Bugün iktidarın en büyük gücü ekonomi değil. Korku üretme kapasitesi.

Topluma sürekli şu mesaj veriliyor: “Evet sorunlar var ama biz gidersek ülke çöker.”

Bu yüzden her kriz, her gerilim, her kutuplaşma, her medya operasyonu, her yargı tartışması aynı merkezde birleşiyor:

Toplumu sürekli gergin tutmak.

Çünkü korkan toplum yönetilmesi en kolay toplumdur.

Ama iktidarın gördüğü bir şey daha var: Artık eski korku çalışmıyor.

Çünkü bu ülkede insanlar kaybede kaybede korkunun sınırına geldi. Gençlerin önemli bölümü zaten geleceğini başka ülkelerde arıyor. Orta sınıf eriyor. Emekliler yaşam savaşı veriyor. Üniversite mezunları asgari ücret için sıraya giriyor.

Ve bütün bunların ortasında siyaset hâlâ birbirine slogan atıyor.

Muhalefetin en büyük açmazı da burada başlıyor.

Toplum yanarken hâlâ parti içi hesaplarla uğraşan, sürekli kendi içinde kavga eden bir görüntü; iktidarın en büyük propaganda malzemesine dönüşüyor.

Çünkü halk artık “Kim haklı?” diye sormuyor. “Kim bu ülkeyi gerçekten ayağa kaldırabilir?” diye soruyor.

İnsanlar bağıran değil, güven veren görmek istiyor.

Bugün Türkiye’de değişim olacaksa, bu yalnız sandıkla olmayacak. Önce toplumun ruh hali değişecek.

Çünkü hiçbir iktidar yalnız seçim gecesi kaybetmez. Önce meşruiyet kaybeder. İnsanlar sessizce uzaklaşır. İnanmamaya başlar. Rızasını geri çeker.

İşte bütün mesele budur.

Modern çağda iktidarlar yalnız polisle, yasayla, ekran gücüyle ayakta kalmaz. Asıl güçlerini toplumun sessiz kabulünden alırlar.

Ve toplum bir gün: “Artık yeter” demeye başladığında…

En güçlü görünen düzenler bile çatırdamaya başlar.

 
 
 

Yorumlar


The Science & 

Mathematics University

© 2023 by Scientist Personal. Proudly created with Wix.com

  • Facebook Clean Grey
  • Twitter Clean Grey
  • LinkedIn Clean Grey
bottom of page