top of page

Prosfygika: Yakalanamayan Arzunun Mekânı -- Yücel Tekin

  • 20 Nis
  • 5 dakikada okunur

Modern kent yalnızca yolların, binaların ve altyapının toplamı değildir. Modern kent aynı zamanda bir düzenleme, yönlendirme ve yakalama makinasıdır. İnsanların nasıl yaşayacağını, nasıl hareket edeceğini, neyi arzulayacağını ve neyi mümkün ya da imkânsız olarak göreceğini belirleyen bir organizasyondur. Bu organizasyon içinde birey kendisini özgür sanır, fakat aslında kendi hayatının kurucu öznesi olmaktan giderek uzaklaşır. Kendi yaşamı üzerinde söz söyleme kapasitesini kaybederken, onun adına karar veren, bu kararları uygulayan ve sonunda bunları hukuki ve kurumsal çerçeveler içinde meşrulaştıran bir sistemin parçası haline gelir. Bu noktada asıl mesele baskı değil, daha derin bir şeydir: arzunun yakalanmasıdır. Çünkü iktidar makinesi arzuyu yok etmez; onu yönlendirir, biçimlendirir ve kendi işleyişine bağlar. İnsan çalışır, üretir, tüketir, korkar, rekabet eder ve bütün bunları kendi seçimiymiş gibi yaşar. Ama bu yakalama hiçbir zaman tam değildir. Her düzenleme, içinde bir sızıntı taşır. Her kontrol, bir kaçış ihtimali üretir.

Atina’nın merkezinde, Alexandras Bulvarı üzerinde yer alan Prosfygika Alexandras tam da böyle bir sızıntının, böyle bir kaçışın mekânıdır. 1933 ile 1936 yılları arasında inşa edilen bu konut kompleksi, 1922 Greek–Turkish population exchange’de Anadolu’dan gelen mültecileri yerleştirmek amacıyla kuruldu. Bu yerleştirme yalnızca bir barınma politikası değildi; yerinden edilmiş bedenlerin yeniden organize edilmesi, üretim süreçlerine dahil edilmesi ve kent düzenine bağlanması anlamına geliyordu. Sekiz bloktan ve 228 daireden oluşan bu yapı, yaklaşık 14.500 metrekarelik bir alana yayılan bir yaşam planıydı. Bauhaus etkisindeki mimarisi, geniş ortak alanları, avluları ve geçiş bölgeleriyle yalnızca bireysel yaşamı değil, topluluğu da şekillendiren bir düzen öneriyordu. Ancak burada kurulan şey hiçbir zaman tek yönlü işlemedi. Çünkü bu insanlar yalnızca yerleştirilmedi; aynı zamanda yeniden bağ kurdular, yeniden üretmeye başladılar ve birlikte yaşamayı sürdürdüler.

Bu durum, İkinci Dünya Savaşı sonrasında Yunanistan’ın içine girdiği krizle birlikte açık bir kırılmaya dönüştü. Nazi işgalinin sona ermesiyle birlikte ortaya çıkan güç boşluğu, Yunan direniş hareketleri, devlet güçleri ve İngiltere’nin müdahalesiyle hızla bir çatışma alanına dönüştü. Aralık 1944’te patlak veren ve Dekemvriana olarak bilinen süreçte Atina’nın birçok bölgesi gibi Prosfygika da yoğun çatışmalara sahne oldu. Mahalle sakinleri ve çevredeki yoksul kesimler, yaşadıkları alanı savunarak burayı bir direniş hattına dönüştürdüler. İngiliz birlikleri ve devlet güçleri tarafından gerçekleştirilen bombardımanlar sonucu binalar ağır hasar aldı. Bugün hâlâ duvarlarda görülebilen kurşun ve havan izleri, yalnızca geçmişin kalıntıları değil, bu mekânın bir kez iktidar tarafından kurulduktan sonra ona karşı dönüştürüldüğünün maddi kanıtlarıdır. Bu noktada Prosfygika artık bir konut alanı değil, bir hafıza ve çatışma mekânıdır.

Bu hafıza, sonraki onyıllarda iktidar tarafından sürekli olarak silinmeye, dönüştürülmeye ve yeniden kodlanmaya çalışıldı. Askerî cunta döneminde blokların bir kısmının yıkılarak yerine mahkeme yapılması planlandı. Bu girişim tam anlamıyla uygulanmadı, ancak mekânın geçici olduğu fikri sistematik biçimde dolaşıma sokuldu. 1990’lara gelindiğinde ise yaklaşım daha açık hale geldi. Prosfygika artık tarihsel bir alan olarak değil, şehir merkezinde yüksek ekonomik değere sahip bir gayrimenkul olarak görülüyordu. Alışveriş merkezi, yeraltı otoparkı ve Panathinaikos Stadı ile bağlantılı projeler gündeme geldi. Devlet, Kamu Emlak Kurumu aracılığıyla daire sahiplerine düşük bedeller önererek alanı boşaltmaya çalıştı. Reddedenler kamulaştırma ve baskı ile karşı karşıya bırakıldı. 2003 yılına gelindiğinde 228 dairenin 177’si devletin kontrolüne geçmişti.

Ancak bu süreç hiçbir zaman tamamlanmadı. Elli bir kişi alanı terk etmeyi reddetti. Mimarlar, dayanışma grupları ve çeşitli kolektiflerle birlikte hukuki mücadele başlattılar. 2003 ve 2009 yıllarında alınan kararlarla Prosfygika, hem Bauhaus mimarisi hem de 1944 çatışmalarının izlerini taşıması nedeniyle korunması gereken modern tarih anıtı olarak tescillendi. Bu karar önemliydi, çünkü mekânın yalnızca fiziksel değil, tarihsel bir yoğunlaşma olduğu kabul edilmişti. Ancak aynı zamanda bir çelişkiyi de ortaya çıkardı: mekân korunurken, içindeki yaşam boşaltılmıştı. Bu durum, hafızanın korunması ile yaşamın tasfiyesi arasındaki gerilimi görünür kıldı.

Boşaltılan alan kısa sürede başka bir şekilde doldu. Mafya yapıları, yasa dışı kiralama ilişkileri, uyuşturucu üretimi ve dağıtımı gibi faaliyetler burada yerleşti. Polisle kurulan ilişkiler bu sürecin parçası haline geldi. Bu dönem çoğu zaman bir çürüme olarak tanımlansa da, aslında bu, arzunun örgütsüz ve parçalanmış halinin görünürleşmesiydi. Enerji vardı, hareket vardı, fakat kolektif bir form yoktu. Bu durum yeni bir kırılmanın zeminini hazırladı.

2000’li yılların başından itibaren farklı politik ve kültürel arka planlardan gelen insanlar Prosfygika’da yaşamaya başladı. Anarşistler, komünistler, politik mülteciler, göçmenler ve çeşitli kolektifler bu alanda bir araya geldi. Ancak bu yalnızca bir yerleşim değildi; bu, birlikte yaşama ve birlikte var olma üzerine bilinçli bir karardı. Mülkiyet reddedildi, yaşam alanları paylaşıldı, karar alma süreçleri kolektifleştirildi. Bu noktada Prosfygika Alexandras Community ortaya çıktı. Bu oluşum, yalnızca bir barınma alanı değil, yaşamın yeniden örgütlendiği bir komün olarak şekillendi.

Zamanla bu komün, ihtiyaçlar üzerinden örgütlenen bir yapıya dönüştü. On beş yıl içinde 22 farklı örgütlü

yapı kuruldu. Çocuk evi ve öz-eğitim alanları, kadın yapısı, sağlık yapısı, kütüphane, teknik atölye, gençlik yapısı, uluslararası dayanışma ağı, iletişim yapısı, kolektif kafe, sinema, mutfak, fırın, lojistik ağlar, sosyal merkezler, gıda ve giysi dağıtım yapıları, hasta ve refakatçiler için konaklama alanları, hayvan yapıları ve sanat kolektifleri gibi bir dizi yapı, yaşamın farklı ihtiyaçlarına kolektif yanıtlar üretmeye başladı. Bu yapılar birer hizmet değil, ortak yaşamın maddi üretim biçimleridir. İhtiyaçlar piyasaya bırakılmaz, devletin müdahalesine açılmaz; doğrudan topluluğun kendisi tarafından karşılanır.

Fırın bu yapılar içinde özel bir yer tutar. Ekmek burada yalnızca bir gıda maddesi değil, ortak emeğin ve kolektif ritmin ifadesidir. Birden fazla insanın aynı hamuru yoğurması, aynı sürece katılması ve sonucu birlikte paylaşması, topluluğun kendisini kurma biçimidir. Fırının Berkin Elvan adını taşıması ise bu mekânın yalnızca yerel değil, uluslararası mücadelelerle kurduğu bağı da gösterir. İstanbul’da yaşanan bir olayın Atina’daki bir üretim sürecine bağlanması, arzunun coğrafyalar arasında dolaştığını ve birbirine eklemlendiğini ortaya koyar.

Kadın yapısı, topluluğun içindeki en kritik dönüşüm alanlarından biridir. Burada mesele yalnızca dış baskıya karşı direnmek değil, aynı zamanda içselleştirilmiş iktidar biçimlerini çözmektir. Farklı coğrafyalardan gelen kadınlar ve kadınsılıklar, deneyimlerini paylaşarak ortak sorunları görünür kılmış, patriyarkanın yalnızca dışsal bir yapı değil, aynı zamanda davranışlara ve ilişkilere yerleşmiş bir düzen olduğunu ortaya koymuştur. Bu nedenle çözüm, bireysel değil kolektif süreçler üzerinden geliştirilmiştir. Eleştiri ve özeleştiri, bu yapının temel araçları haline gelmiştir.

Topluluğun adalet anlayışı da bu çerçevede şekillenir. Klasik hukuk sistemlerinin ceza ve dışlama üzerine kurulu yapısının aksine, burada adalet dönüşüm üzerinden düşünülür. Sorunlu davranışlar bireysel sapmalar olarak değil, sistemin içselleştirilmiş biçimleri olarak ele alınır. Bu nedenle çözüm, kolektif müdahale, sorumluluk paylaşımı ve davranışların dönüştürülmesi üzerinden kurulur. Adalet, dışsal bir otoriteye devredilmez; topluluğun kendisi tarafından üretilir.

Bu yapı, hiyerarşik bir merkez olmadan işler. Genel meclis, yapı meclisleri ve kadın meclisi arasında kurulan ilişkiler, hem özerklik hem de bütünlük üretir. Her yapı kendi içinde karar alır, ancak topluluğun genel çerçevesiyle bağını korur. Düzenli değerlendirme süreçleri ve konferanslar aracılığıyla bu yapı sürekli gözden geçirilir ve yeniden kurulur. Bu anlamda Prosfygika sabit bir model değil, sürekli değişen bir süreçtir.

2021 sonrasında topluluk dışa açılma kararı alarak politik ağlarını genişletir. Platform of Confederalist Union ve savunma komitesi gibi yapılar, bu sürecin ürünüdür. Böylece Prosfygika yalnızca bir yaşam alanı değil, aynı zamanda daha geniş bir politik ağın parçası haline gelir. Uluslararası dayanışma, bu yapının temel unsurlarından biri olarak varlığını sürdürür. Türkiye ve Kürdistan’dan gelen politik mültecilerle kurulan ilişkiler, Rojava ile bağlar ve farklı coğrafyalardaki mücadelelerle kurulan temaslar, bu alanın yerel sınırları aştığını gösterir.

Bugün Prosfygika yeniden bir müdahale tehdidi altındadır. Kentsel dönüşüm projeleri, sosyal konut söylemleri ve düzen politikaları, bu alanın yeniden kodlanmasına yönelik girişimler olarak ortaya çıkmaktadır. Bu süreç yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda politik bir müdahaledir. Çünkü burada hedef alınan şey yalnızca bir arazi değil, aynı zamanda başka türlü bir yaşam deneyimidir.

Prosfygika bu nedenle çifte bir anlam taşır. Bir yandan şehir merkezinde yüksek ekonomik değere sahip bir alan olarak görülür, diğer yandan kontrol edilemeyen bir toplumsal deney olarak değerlendirilir. Bu iki durum, onu hem ekonomik hem politik bir hedef haline getirir.

Bütün bu süreçler içinde Prosfygika’nın en önemli özelliği, tamamlanmış bir model olmamasıdır. Bu alan sürekli kurulan, sürekli değişen ve sürekli savunulan bir süreçtir. Bu nedenle onun gücü, sabitliğinde değil, hareketliliğindedir. Arzu burada tamamen yakalanmış değildir. Bu da onu hem kırılgan hem de güçlü kılar.

Prosfygika’nın hikâyesi, yalnızca bir mahallenin hikâyesi değildir. Bu, modern kent içinde başka türlü bir yaşamın mümkün olup olmadığının somut bir ifadesidir. Ve bu soru hâlâ açıktır

 
 
 

Yorumlar


The Science & 

Mathematics University

© 2023 by Scientist Personal. Proudly created with Wix.com

  • Facebook Clean Grey
  • Twitter Clean Grey
  • LinkedIn Clean Grey
bottom of page