top of page

Hegemonya Krizi ve “Yeni Vestfalya Boşluğu” --Çağrı Kurnaz

  • 3 May
  • 3 dakikada okunur

1. Hegemonya Krizi ve “Yeni Vestfalya Boşluğu”


Yazının en güçlü teşhislerinden biri, 1648 Vestfalya Sistemi’nin ve Birleşmiş Milletler’in temelini oluşturan uluslararası hukuk düzeninin hızla çöküşü. Burada Gramsci’nin hegemonya kavramına başvurmak gerekir: Hegemonya, sadece zora dayalı tahakküm değil, aynı zamanda rıza üretimidir. ABD ve İsrail’in bugün yaptığı şey, bu rıza mekanizmasını tamamen askıya almak, “çıplak egemenlik” biçimine geri dönmektir.


Ancak yazının atladığı bir nokta var: Bu çöküş, yalnızca ABD-İsrail ekseninin “şımarıklığı” değil, aynı zamanda çok kutupluluğun (BRICS+, Şanghay İşbirliği Örgütü, Küresel Güney) sağlam bir alternatif kurumlar seti oluşturamamış olmasının da sonucudur. Yani Vestfalya boşluğu, herkesin kaybettiği bir sıfır noktasıdır. Trump’ın Monroe Doktrini yerine koyduğu “Donreo Doktrini” ile Grönland, Kanada, Panama Kanalı gibi talepler, gerçekte bir dünya devleti kurma sevdası değil, düşüşteki bir hegemonun “her şeyi riske atma” stratejisidir. Bu, sadece saldırganlık değil, sistemik bir panik olarak okunmalıdır.


2. “12 Gün Savaşı” ve Savaşın Ontolojik Dönüşümü


Yazıda geçen (kurgusal-öngörüsel) 13-24 Haziran 2025 ile 8 ay sonraki yeni dalga, çarpıcı bir biçimde savaşın niteliksel sıçramasını gösteriyor. Artık Clausewitz’in “politikanın başka araçlarla devamı” tanımı bile yetersiz kalıyor. Çünkü:


· Korelasyonsuz Şiddet: Bu savaşlarda politika (amaç) ile askeri araçlar (sonuç) arasındaki ilişki kopmuştur. Amaç, düşmanı yenmek değil, düşmanı varoluşsal olarak imkânsız kılmaktır (Trump’ın sözü: “Bir medeniyet yok olacak”).

· Zamanın Silahsızlandırılması: 12 günlük yoğun bombardıman, ardından 8 ay ara, sonra yeni bir dalga... Bu, klasik zaman-mekân savaş mantığını bozar. Savaş, sürekli bir tehdit durumu olarak normalleşir; toplumlar “ara rejim” içinde çürümeye bırakılır.

· Hedef Çoğulluğu: Enerji, su, hastane, okul, tarım arazileri – artık bunlar “çifte kullanım” bahanesiyle meşru hedef haline gelmiştir. Bu, savaş hukukunun (Cenevre Sözleşmeleri) fiilen yürürlükten kalktığı anlamına gelir.


Burada yazarın önemle altını çizdiği gibi, ahlaki ve estetik kaygıların tamamen terk edilmesi, savaşı bir mühendislik projesine dönüştürmektedir. Yapay zekâ ve robotik silahlar, ölümü bireysel bir “hatanın” sonucu olmaktan çıkarıp istatistiksel bir veri haline getirir.


3. Toplumsal Rıza Krizi: Oligarşinin Yalnızlığı


Metnin en ilginç ve aykırı tespiti şudur: Sermaye ve devlet, her türlü propaganda aygıtına sahip olmasına rağmen, topluma “seve seve ölme” duygusunu aşılayamamaktadır. Yazarın deyişiyle “asgari sayıda asker/insanın dahil olduğu savaş”, bir “uzaktan kumandalı soykırım”dır.


Bu, 20. Yüzyılın kitlesel seferberlik savaşlarından (I. ve II. Dünya Savaşları) temel bir kopuşu işaret eder. O dönemde emperyalizm vatan, millet, medeniyet gibi anlatılarla ölümü kutsallaştırabiliyordu. Bugün ise post-modern birey, en ileri propaganda teknikleriyle dahi kendi hayatını feda etmeye ikna edilemiyor. Bu, yalnızca barış hareketlerinin başarısı değil, aynı zamanda kapitalist yaşam tarzının kendini koruma içgüdüsünün bir sonucudur. Sermaye insanları tüketici olarak var etmek isterken, savaş onları ölümlü olmaya zorlamaktadır. Çelişki budur.


4. Ekolojik Yıkım ile Savaş Ekonomisinin Birleşmesi


Yazının çok önemli bir katkısı da, fosil yakıtlara “sessiz dönüş” ile iklim politikalarının rafa kaldırılması arasındaki ilişkiyi kurmasıdır. Bu, klasik emperyalizm analizlerinde ihmal edilir. Oysa Ukrayna-İran-İsrail savaşları, enerji güvenliği adı altında yenilenebilir enerji hedeflerinin nasıl terk edildiğini göstermektedir.


Kapitalizm, kriz anlarında uzun vadeli ekolojik planlamayı her zaman feda eder. Ancak burada yeni bir boyut var: savaş ekolojik yıkımı hızlandıran en etkin araç haline gelmiştir. Bombalanan rafineriler, vurulan su arıtma tesisleri, tarım alanlarına dökülen yangın çıkarıcı maddeler... Savaş artık yalnızca insanları değil, insan sonrası (post-human) ortamı da hedef almaktadır. Bu, bir “ekosid” (çevre kırımı) siyasetidir.


5. 3. Dünya Savaşı: Klasik ve Klasik Olmayanın İç İçeliği


Yazı, 3. Dünya Savaşı’nın “bu karakterde” devam edeceğini söylüyor: yani tam seferberlik yok, teknolojik ağırlıklı, fakat yıkıcılık had safhada. Ben bu analizi biraz daha ileri götürmek isterim: Bugün yaşanan, üçüncü dünya savaşının prolog aşamasıdır. Asıl savaş, Çin, Rusya, ABD, Hindistan gibi büyük güçlerin doğrudan çatışmaya girmesiyle değil, vekalet savaşlarının sistemik bir çöküşü tetiklemesiyle başlayacaktır.


Metin de belirttiği gibi, ABD istediği sonuçları alamamakta, Afganistan’da olduğu gibi saplanıp kalmaktadır. İran’a karşı yürütülen savaşın belirsiz sonuçları, ABD’nin kendi hegemonyasını da tüketmektedir. Hegemonya tükenirken, vahşet artar. Bu, tarihsel bir yasadır: Düşüşteki bir imparatorluk, en çok can yakanın olduğu dönemdir.


Sonuç: Barış Talebi Devrimci Bir Edimdir


Yazının finalinde barış talebini yükseltmek, “insani ahlaki çöküşe karşı bariyer” olarak tanımlanıyor. Ancak bu barış talebinin afaki bir dilek değil, somut bir siyasi strateji olarak düşünülmesi gerekir. Günümüz koşullarında barış, yalnızca savaş karşıtlığı değil,

aynı zamanda sermayenin çıplak egemenliğine, uluslararası hukukun tasfiyesine, ekolojik yıkıma ve insanlığın metalaşmasına itirazdır. Savaşı büyüten sisteme itiraz etmeden, “savaş bitsin” demek yetersiz kalacaktır. Yazının bir sonraki bölümünde bu barış talebinin nasıl bir öznellik ve örgütlülükle buluşacağını ele alması, bu karanlık tabloyu aşmanın anahtarı olacaktır.


Bu çerçevede, yazının en değerli yanı, karamsar teşhislerin ötesinde direnişin zeminini (toplumsal rıza yokluğu, kapitalizmin meşruiyet krizi, barış talebinin birikmesi) ima ediyor olmasıdır. Kaos, aynı zamanda yeni toplumsal ittifakların doğum sancısıdır.

NOT: "SAVAŞ VE BARIŞ ÜZERİNE DEĞERLENDİRMELER-- Mahmut Memduh Uyan-Cemalettin Canlı" nın yazısına katkı olarak yayınlanmıştır.

 
 
 

Yorumlar


The Science & 

Mathematics University

© 2023 by Scientist Personal. Proudly created with Wix.com

  • Facebook Clean Grey
  • Twitter Clean Grey
  • LinkedIn Clean Grey
bottom of page