Ermenistan: Kırk satır mı kırk katır mı?--Gevorg Galtakyan-Aykan Sever
- 27 May
- 5 dakikada okunur

Ermenistan’da 7 Haziran’da gerçekleşecek olan seçimler yaklaştıkça ülkedeki siyasi atmosferde epeydir varolan gerilim de giderek artıyor. İşin bu hale gelmesinde Güney Kafkasya’nın mevcut paylaşım savaşının sahalarınından biri olması belirleyici bir rol oynuyor. Zira başta Rusya ve ABD olmak üzere çeşitli uluslararası güçler Ermenistan halklarının özgür iradesi yerine kendi güdümlerinde bir yönetim istiyorlar ve bunu saklamıyorlar da.
Salı Günü ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun Hindistan dönüşü Erivan’ın Zvartnots Havaalanı’nda verdiği molada mevkidaşı Ararat Mirzoyan’la yaptığı görüşme kuşkusuz öncelikle bu kapsamdaydı. Rubio burada yaptığı açıklamada mevcut yönetime bir sürü yağ yakmanın yanı sıra “Paşinyan hükümetinin sergilediği cesarete desteklerini göstermek için Erivan’da bulunduğunu” söyledi. Normal koşullarda demokrasiye inanan bir yönetim nasıl Rusya’nın müdahalelerine de karşı çıkıyorsa ABD’ninkine de itiraz etmesi gerekir. Ancak dünyanın mevcut halinde böylesi bir durumu beklemek saflıktan öte bir şey değil fakat politikacıların da ne menem bir kalpazan takımı olduğunu göstermesi açısından önemli.
Rubio elbette sadece Paşinyan’a destek için mola vermemiş, yeni bir takım anlaşmalar imzalayarak seçim sonrası her halükarda bölgedeki Amerikan hegemonyasının garanti altına almaya çalıştı. Sonuçta Paşinyan’ın seçimleri kazanması büyük olasılık ancak üçte iki çoğunluğu sağlayabilir mi burası belirsiz. Ancak dünyanın her yerinde seçimlerde hile yapılmasının artık vakayı adiyeden olduğunu da unutmamak gerekir.
Anlaşma başlıkları arasında Uluslararası Barış ve Refah için Trump Rotası’nın (TRIIP) geleceğinin devlet düzeyinde garantiye alınması da vardı. Özetle Trump rejimi olası bir hükümet değişikliği koşulunda projenin iptaline şans tanımak istemiyor. Zira daha önce Zengezur Koridoru diye adlandırarak Aliyev hanedanlığı ve TC’nin hevesle sarıldığı plan mevcut 3. Dünya Savaşı zemininde ABD açısından Rusya, Çin ve İran’a karşı bölgede hegemonya kurma tasarımlarında önemli bir yere sahip.
Diğer bir anlaşma ise madencilik, değerlerli mineraller alanındaydı. Özetle Ermenistan yeraltı kaynaklarını Amerikan sermaye çevrelerine teslim etmiş oldu. Bu başlık Ermenistan’ın geleceği açısından tayin edici önemde. Bu hikayede Ermenistan toprakları ve doğal hayatı yağmalanırken çölleşme de kaçınılmaz olacaktır. Hali hazırda iklim kriz alanında yapılan analizler 2040 itibarıyla su problemininin Ermenistan’ı olumsuz şekillerde etkileyeceğini gösteriyor. Buna Amerikan sermayeli yapay zeka merkezinin tüketeceği su ve enerjinin yanı sıra maden aramalarının yoğunlaştırılması da eklenirse Ermenistan’ın daha hızlı bir biçimde çölleşmesi kaçınılmaz hale gelir. Bu süreçte uluslararası sermaye ile işbirliği yapan oligarklar ve gazeteci, akademisyen kılıklı pazarlamacılar cebini doldurabilir ancak ülkede yaşayan sıradan insanların cengal ekmeği (Ermenistan mutfağında popüler olan bir tür gözleme) yapmak için ot dahi bulamayacağı şimdiden söylenebilir.
Bu meselede Paşinyan’ın tutarsızlığına dikkat çekmekte yarar var. Paşinyan daha önceleri Amulsar altın madenini, çevrenin kirletilmesi, yolsuzluk ve oligarklara karşı olmak gibi gerekçelerle onaylamıyordu. Madene karşı çıkan doğa hakları savunucularını destekledi. Madendeki çalışmalar 2018’de durduruldu. Üzerinden daha bir yıl geçmeden Paşinyan çelişkili açıklamalar yaparak madenin yeniden faaliyete geçmesine izin verdi. Ülkenin en önemli tatlı su kaynaklarından olan Sevan Gölü ve çevresini tehlikeye attı. Sonrası ise madenin işletme haklarını 2039’a kadar uzatırken bunun karşılığı olarak ilgili şirketin (Lydian Armenia maden şirketi ABD ve Kanada meşeli bir sermayedarların ortaklığın Ermenistan’daki varlığını temsil ediyor.) madenin hisselerinden yüzde 12.5’luk bir oranın hükümete “hediye” edilmesini sağladı. Erdoğan’ın yaptığı talana alışık olanlar için bütün bunlar normal gelebilir ancak topluma ve geleceğe dair herhangi bir kaygısı olan insan için normal olmamalı. İleride Ermenistan doğası talan edilirken buna karşı çıkanlar elbette olacak ve bunlar Rusçu diye suçlanırsa hiç şaşırmayın; tıpkı 13 bin maden ruhsatı verip ülkeyi sermayeye yağmalatmaya ant içmiş TC/rejimin direnenleri şunun bunun casusu olmakla suçladığı gibi.
Ermenistan’daki Paşinyan yönetimi dahilinde kendisine liberal-demokrat türünden sıfatları yakıştıranlardan bir hayli var. Ancak bütün dünyayı kendi suretini örnek alarak biçimlendirmeye çalışan Trump rejimiyle ortaklıkları ne ola ki? Bunun tek başına Rusya’nın hükümranlığından kaçmakla izahı yapılabilir mi? Demokratlıklarını koruyarak, başka çareleri olmadığını bunun geçici bir ittifak olduğuna kendilerini inandırabilirler ancak bugün ve dün yaşanan bir çok örnek ABD’ye elini kaptıranın kolunu da kurtaramayacağı, Ermenistan küçüklüğündeki bir ülke örneğinde ise bunun bütün vücuda mal olacağı aşikar. Trump rejimi gelip geçicidir diyorlarsa yanılıyorlar, yarın kişi olarak Trump iktidarda olmasa da sermaye ve onun temsilcileri/tekno-faşist kafa bütün acımasızlığıyla Ermenistan halklarını köleleştirme uğraşından geri durmayacaktır.
Rusya ne yapıyor?
Rusya, Ermenistan üzerindeki hegemonik iddialarından vazgeçmemiş gözükse de bu başlıkta gündeme getirdiği politikaların özellikle bir tür ekonomik ambargo uygulamanın Ermenistan toplumunu bir kısmını Moskova’nın desteklediği muhalefete oy vermeye zorlayacağını düşünmek için epey hayalci olmak gerekir. Son dönemde Rusya çeşitli gerekçelerle Ermenistan’dan ithalatı sınırlandırdı. Bunun Ermenistan’da yeni pazarlar bulunan kadar sıkıntı yaratacağı aşikar ancak aynı zamanda Rusya’ya karşı öfkeyi kaşıyacağı da görünür bir gerçek.
Ermenistan’daki seçimin sonuçları ne olursa olsun bölgeyi iyi bir gelecek beklemiyor. Devam eden İran savaşı’nın yakında sonuçlanması mümkün gözükmüyor. Bunun paralelinde Güney Kafkasya’da da yeni sıcak çatışmalar maalesef gündeme gelebilir. Ermenistan’ın yanı sıra Gürcistan bu başlıkta yeniden hareketlenmeye aday. Burada en önemli sorun Savaş’ın büyük aktörlerinin insanları birer nesneden öte bir şey olarak görmemeleri. O yüzden hegemonik ilişkilerini korumak için pekala bölge halkları arasında yeni çatışmaları körükleyebilirler.
Aliyev'in tehditleri
Bütün bunlara ilaveten Ermenistan’da seçim sonrası anayasa değişikliği yapılsa dahi Aliyev hanedanlığının Ermenistan toprakları üzerindeki iddialarını koruyacağı görülüyor. Zira Azerbaycanlı yetkililer sık sık Ermenistan’dan “Batı Azerbaycan” diye bahsetmeyi sürdürdükleri gibi daha önce Ermenistan'da yaşadıklarını iddia ettikleri 300 bin Azerinin buralara geri dönmesi gerektiğini dile getiriyor. Elbette Sovyetler Birliği zamanında bir çok halk bir arada yaşıyordu. Bu dönemde Ermenistan’da yaşayan Müslümanların toplamının 220 bin civarında olduğu 1989 sayımlarına göre Azerilerin bu toplam içindeki varlığının yaklaşık 160 bin kişiye tekabül ettiği; buna karşın Dağlık karabağ dahil Azerbaycan’ın genelinde 1989 nüfus sayımlarına göre 390 bin ila 500 bin civarında Ermeninin yaşadığı farklı kaynaklarda iddia ediliyor. Paşinyan, Aliyev rejiminin bu salvolarını mümkün olduğu kadar görmezden gelerek savuşturmaya çalışıyor ancak bunun ne kadar fayda edeceği belirsiz. Ayrıca daha önce Azerbaycan'da yaşayan Ermenilerin haklarını savunma adına herhangi bir söz dahi sarfetmiyor. Muhtemelen Paşinyan yönetimi Bakü ile imzalanacağı varsayılan barış anlaşmasında Trump’ın vereceği garantilere güveniyor ancak mevcut Savaş’ın yarattığı kaygan zeminin bu işe ne kadar elverişli olduğu ciddi tartışmalara muhtaç .
Kaldı ki Rusya ile Ermenistan’ın köprüleri atması çeşitli açılardan bağımlı ekonomik ve sosyal yapıyı yeni risklerle karşı karşıya bırakabilir. Örneğin Ermenistan’ın Rusya’dan aldığı gaz bin metre küp başına 177.50 dolar aynı miktar Avrupa için 600 dolardan fazla. Ermenistan ekonomisinde Rusya’ya ithalatın yanı sıra bu ülkede çalışan işçilerin Ermenistan’a aktardığı döviz de önemli bir yer tutuyor. Bugün iyi kötü dönen ekonomik durumun risk altına gireceği aşikar ve bütün bunları telafi edecek politikalar üretilemediği takdirde özellikle Ermenistan’daki genç nüfusun orada kalmayacağı da görünür bir gerçek. Aliyev hanedanlığı sürekli anlaşmazlık durumunu korurken muhtemelen karşısındakilerin uzun vadede sosyal ve ekonomik krizle yıpranacağı hesabını da yapıyor.
Ermenistan gerçekten ciddi sorunlarla karşı karşıya kalabilir tıpkı Türkiye gibi ütopya yoksunu bir toplumun çürümesi ise kaçınılmaz…
Zengezur Koridoru vs TRIPP hakkında bazı bilgiler
2020 İkinci Dağlık Karabağ Savaşı sonrası Azerbaycan, Ermenistan’dan, Bakü’den Nahçıvan’a doğrudan ulaşabilmesini sağlayacak bir yol talep etti. Bu geçit 9 Kasım 2020’de yapılan açıklamalara göre Rusya Federal Güvenlik Servisi kontrol edecekti. 8 Ağustos 2025’te ise durum bu yol TRIPP adını aldı ve Amerika tarafından kontrol edileceği açıklandı.. Bu yolun adını İlham Aliyev ısrarla Zengezur Koridoru diye adlandırmaya devam ediyor.
Ermenistan 9 Kasım 2020 tarihinde bu yolla ilgili anlaşmayı neden yaptı?
2. Dağlık Karabağ Savaş’ından önce Ermenistan’ı Dağlık Karabağ’a Laçın Koridoru bağlıyordu. Buna karşılık ve aynı zamanda bir tür savaş tazminatı gibi Syunik Koridoru konuşuluyordu. Syunik Koridoru tasarısı Rusya’nın da bölgedeki etki alanını genişleteceği için Putin yönetimince de olumlu karşılanıyordu. Fakat daha sonra Aralık 2022 tarihinden itibaren Azerbaycan fiilen Laçın Koridorunu kapattı ve Dağlık Karabağ’daki Ermenileri açlığa maruz bıraktı. 2023 Eylül tarihinde ise bu halk zorla yaşadıkları yerlerden tehcir edildi.
Bütün bu olanlara rağmen Paşinyan yönetimi TC ve Azerbaycan'ın baskıları ve bu işten bize de bir şeyler düşer hesabıyla koridor fikrini gündemde tuttu. Bu politikada muhtemelen Rusya’dan uzaklaşıp Batı’ya yanaşma arayışlarının da bir rolü olmuştur.
TRIPP nedir ne zaman ortaya çıktı?
8 Ağustos 2025 tarihinde Washington’da Ermenistan’la Azerbaycan arasındaki Barış Antlaşmasının paraflanmasının yanı sıra Trump ile TRIPP projesi ilan olundu. Bu sefer ise fiilen ABD söz konusu olan yolunu kontrol edecekti. Ama bundan sonra da İlham Aliyev TRIPP’e sürekli Zengezur Koridoru demeye devam etti.




Yorumlar