top of page

Değer, Kişi ve Bakmak: İoanna Kuçuradi’nin Ardından -- Mustafa Mehmet Kapıkıran

4 Eki
9 dakikada okunur
4 Ekim 1936'da Beyoğlu'nda Rum bir ailede doğdu. İsminin anlamının erili Ioannes/Yohannes/Yahya (Tanrı'nın armağanı) olup soyadının Türkçe karşılığının ise Kütükoğlu olduğunu belirtmiştir.
4 Ekim 1936'da Beyoğlu'nda Rum bir ailede doğdu. İsminin anlamının erili Ioannes/Yohannes/Yahya (Tanrı'nın armağanı) olup soyadının Türkçe karşılığının ise Kütükoğlu olduğunu belirtmiştir.

İoanna Kuçuradi 1936’da İstanbul’da, Rum bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Çocukluğu

Taksim, Parmakkapı ve Tepebaşı çevresinde geçti. Zapyon’da okudu. Yıllar sonra okul

yıllarını anlatırken şiiri yüksek sesle okumayı öğreten Rumca edebiyat hocasını da

kendisine Abdülhak Şinasi Hisar’ın Boğaziçi Mehtaplarını armağan eden Mesude Kongar’ı

da aynı yakınlıkla anacaktı. Platon’la da henüz ortaokuldayken tanışmıştı. Kuçuradi’nin

yetiştiği İstanbul, dillerin, dinlerin, edebiyatların ve hayat tarzlarının yan yana bulunduğu

bir şehirdi; fakat bu yan yanalık, Cumhuriyet’in gayrimüslim yurttaşları bakımından her

zaman aynı güven duygusunu üretmemiştir.

O çocukluğunu sonradan sürekli bir “ötekilik” hikâyesi içinde anlatmadı. İstanbul kendi

şehriydi. Fakat gençliği Türkiye’de Rumların ve öteki gayrimüslim toplulukların hayatının

giderek zorlaştığı yıllara denk geldi. 6–7 Eylül 1955 bunun en ağır kırılmalarından biriydi.

Saldırılar başta Rumlar olmak üzere gayrimüslimlerin evlerine, işyerlerine ve

ibadethanelerine yöneldi; sonrasında oluşan güvensizlik, 1964’teki göç ve sınır dışı

etmelerle birleşerek İstanbul Rum toplumunun çözülmesini hızlandırdı.

Kuçuradi, olayların olduğu geceyi yaşadığında on sekiz yaşındaydı. Annesiyle

Kınalıada’daydı; babası nöbetçi olduğu için eczanesinde kalmıştı. Eczaneye taşlarla

saldırıldı. Babasının doktor arkadaşının orada bulunması daha ağır bir sonucu önledi.

Ertesi sabah şehre indi ve bütün gün sokaklarda dolaştı. Yıllar sonra 6–7 Eylül’den zihninde

en canlı kalan şeyi anlatırken görüntüden çok kokuyu hatırlıyordu: yağlara bulanmış

metrelerce kumaş ve yağ kokusu.

Bu yaşantının Kuçuradi’nin daha sonra ürettiklerine ne ölçüde karıştığını bilmiyoruz. Fakat

gördüklerinin, yaşadıklarının, insanın bir anda adıyla, kökeniyle, inancıyla

değerlendirilmesinin onda hiçbir iz bırakmadığını düşünmek de kolay değil. Bunun ötesine

geçmek, onun yerine konuşmak olur.

Kuçuradi, kendi başlangıç noktasını başka türlü anlatır. Çocukluğundan beri aynı insanın,

aynı eylemin ya da aynı olayın farklı kişilerce birbirine taban tabana zıt biçimlerde

değerlendirilmesi onu rahatsız eder. Herkes kendi verdiği hükmü doğru saymaktadır.

“Olmaz böyle şey” diye düşündüğünü, sonra da bunun teorisini yapmaya yöneldiğini

söyler. Yıllar sonra geriye baktığında, kendisini felsefeye götüren şeyin büyük ihtimâlle

“değerlendirme göreliliği” olduğunu söyleyecektir.

Bu yüzden Kuçuradi’nin düşüncesini tek başına “değerler felsefesi” diye adlandırmak

yeterli değildir. Onu asıl uğraştıran, insanın nasıl değerlendirdiğidir. Bir şeyi kendi işimize

yaradığı için değerli bulabiliriz. İçinde yaşadığımız çevrenin hazır ölçülerine göre iyi ya da

kötü sayabiliriz. Ya da karşımızdakini, eylemi veya olayı kendi koşulları içinde anlamaya

çalışabiliriz. Kuçuradi, bunları birbirinden ayırır. Hazır değer yargılarından kurtulmak,

onun için değer hakkında daha sağlam bilgiye ulaşabilmenin şartlarından biridir.

Hayat, kısa süre sonra bu soruyu ona başka biçimlerde de sorduracaktır. İstanbul

Üniversitesinde Takiyettin Mengüşoğlu’nun asistanıyken 27 Mayıs darbesinden sonra 147

öğretim üyesi üniversitelerden uzaklaştırıldı. Mengüşoğlu da aralarındaydı. Kuçuradi’nin

üniversitedeki durumu değişmiştir. Daha sonra yeniden asistanlık sınavına girdiğinde bir

hocadan tam not, birinden sıfır, diğerinden çekimser oy aldı ve başarısız sayıldı.

1965 yılında Erzurum’a gitti.

İstanbul’dan gelmiş, gayrimüslim genç bir kadın olarak Erzurum ‘da dikkat çekiyordu. Ona

“Batılı, şehirli, üstelik de gâvur” diye bakanlar olduğunu kendisi anlatıyor. Fakat yıllar

sonra Erzurum’u hatırlarken başka bir şey söyler: “Türkiye’yi orada öğrendim.” Bu kısa

cümle, Kuçuradi’nin hayatıyla düşüncesi arasındaki ilişkiyi anlamak bakımından uzun

açıklamalardan daha fazla şey söylüyor olabilir.

Aynı dönemin başlarında, 147’ler üzerine hazırlanan bir metne verdiği yazının başlığı

“Kişi”ydi. Daha yirmili yaşlarının ortasındaydı. O yazıda, çatışan anlayışların ve çıkarların

arasında kişilerin harcanmasından söz ediyordu. Sonraki yıllarda “kişi”, “insanın değeri”,

“değer bilgisi”, “etik ilişki” ve “insan hakları” onun düşüncesinde gittikçe daha belirgin bir

yer tutacaktı. Bu kavramların her birini hayatındaki tek tek olaylardan türetmek mümkün

değil. Fakat hangi sorular üzerinde ısrarla durduğuna bakınca, yaşadığı hayatla yaptığı

felsefenin birbirinden ayrı iki alan olmadığını da görürüz.

Kant’ın, Kuçuradi’deki yeri de bu düşünsel serüvenin içindedir. Kant’ı çevirdi, öğretti,

yıllarca yeniden okudu. “İyi isteme” kavramına verdiği önemi ve insanı bir araç olarak

görmeme ilkesini vazgeçilmez buldu. Fakat Kant ona yetmedi. Bir insanın “iyi istemesi” ,

karşısındaki durumu doğru anladığı anlamına gelmiyordu. İyi niyetle de yanlış

yapılabiliyordu. Doğru davranmak için istemenin yanında bilgiye, özellikle de içinde

bulunulan durumu ve söz konusu değeri görebilecek bir bilgiye ihtiyaç vardı. Kuçuradi’nin

Kant’la arasındaki mesafe burada açılır.

Camus’nün Vebasındaki Doktor Rieux’nün ona bu kadar anlamlı gelmesi de bundandır.

Rieux önce bakar. Belirtileri bir araya getirir. Adını koymadan önce karşısında ne

bulunduğunu anlamaya çalışır. Kuçuradi doğru değerlendirmeyi anlatırken doktorun

teşhisine benzeyen bu düşünme biçimini önemser. İnsan ilişkilerinde de iyi niyet, doğru

teşhisin yerini tutmaz. Bir eylemi değerlendirirken ne olduğunu, hangi koşullar içinde

yapıldığını, başka hangi olanakların bulunduğunu görebilmek gerekir.

Kuçuradi’nin yıllarca Mete Tunçay’la tartıştığı meselelerden biri de tam buydu. 2007’de

Mete Tunçay’a Armağan için verdiği “Doğru Değerlendirme Yapmanın Olanaklılığı Üzerine”

yazısının başında bunu açıkça anlatır. Etik kitabında doğru değerlendirmenin mümkün

olmadığını düşünen “bir dostu” için eklediği dipnotun sahibinin Mete Tunçay olduğunu

söyler. Tunçay’ın skeptik itirazı yıllarca zihninde kalmıştır: Aynı eylem hakkında birbirinden

farklı hükümler veriliyorsa, hangisinin doğru olduğunu nasıl bileceğiz?

Kuçuradi’nin cevabı mutlak bir kesinlik içermez. Tam tersine, doğruluk ile kesinliği

birbirinden ayırır. İnsanla, eylemlerle ve tarihsel hayatla ilgili bilgilerimizin nesnesini

tüketemeyeceğini söyler. Bir insanın yaptığı hakkında her şeyi bilmek mümkün değildir;

ama bundan hiçbir doğru bilgiye varılamayacağı sonucu çıkmaz. Ana bağlantıları,

belirleyici koşulları ve eyleme yön veren unsurları görebildiğimiz ölçüde doğru

değerlendirme mümkündür. Kesinlik arayışı ise kimi zaman bilginin niteliğinden çok,

kuşku duymak istemeyen kişinin ihtiyacına dönüşür.

Bu, onun düşüncesinin sakin fakat önemli taraflarından biridir. Kuçuradi, kesin hükümler

dağıtan bir etikçi değildi. Bazı durumlarda doğru değerlendirmenin koşulları yoksa bunu

bilmenin de bir bilgi olduğunu düşünüyordu. İnsan her konuda hüküm vermek, ahkâm

kesmek zorunda değildi. Bilmediği yerde susmak da mümkündü.

Belki Küçük Prens’e duyduğu yakınlığı da bu dünyadan okumak gerekir. Kuçuradi kitabı

sadece sevdiği bir çocuk klâsiği olarak anmıyordu. Bir adaya tek kitap götürmesi gerekse

uzun yıllar Küçük Prensi seçeceğini, kitabın kendisi için bir “hazine” olduğunu söyledi.

Hayatının son döneminde de eserde kendisini en fazla etkileyen şeyin sevginin ve

dostluğun anlatılış biçimi olduğunu vurguladı. Ona göre burada sevgi, kişinin kendisine

dönük bir ihtiyaç değil, “sevilmeye değer biriyle” kurduğu ilişkide yaşanan bir duyguydu.

Bu tercih Kuçuradi hakkında küçümsenmeyecek bir şey anlatıyor. Çünkü Küçük Prenst’e

insanın başka bir insanla kurduğu ilişki, sayılardan ve genel adlardan çıkarak belirli bir

kişiye yönelir. Binlerce gül olabilir; ama ilgilenilen, emek verilen, zaman ayrılan gül başka

bir yere sahip olur. Dost da öyledir. İnsanlardan biri olmaktan çıkar; belirli bir insan olur.

Kuçuradi’nin, dostluğu, değer bilgisi üzerinde kurulan etik ilişkilerden biri olarak

görmesiyle Saint-Exupéry’de sevdiği dünya arasında sessiz bir yakınlık vardır. Kitabı kendi

sesiyle baştan sona kaydetmiş olması da ona verdiği yerin tesadüf olmadığını gösterir.

Küçük Prens’i Kuçuradi’nin felsefesine tercüme etmeye çalışmak gereksiz olur. Belki asıl

kıymetli olan, bir filozofun hayatı boyunca değer, kişi ve insan hakları üzerine yazarken bu

küçük kitaba dönüp durmasıdır. Felsefenin kavramlarla söylediği bir şeyi edebiyat bazen

insan ilişkilerinin içinde gösterir. Kuçuradi’nin sanat ve edebiyatla bağında bu imkân hep

vardı. Antigone de aynı nedenle gençliğinden beri yanında durdu. Orada ise dostluk değil,

değerlerin çatıştığı ve hiçbir seçimin kayıpsız olmadığı trajik durum vardı.

Felsefeyi böyle anlayınca eğitim de ezber aktarımından başka bir şey oluyordu.

Kuçuradi’nin sık sık aktarılan cümlesi bunu iyi anlatır: Felsefe eğitimi, insana nereye

bakacağını gösterir; orada ne göreceğini söylemez. Problem görebilen bir göz yetiştirmek

ister. Öğrencinin hocanın söylediklerini tekrarlamasından çok, kendisinin bakabilmesi

önemlidir.

1969’da Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümünü kurması, 2003’e kadar bölümü

yönetmesi, Türkiye Felsefe Kurumundaki çalışmaları, insan hakları merkezleri ve

lisansüstü programlarını özgeçmiş bilgileri olarak sınırlayamayız. Tüm bunlar bize,

Kuçuradi’nin felsefeyle kurduğu ilişkinin kurumsal tarafını gösterir. Bir ülkede kavramların

birbirine karıştırılmasının, hakların bilgisinin eksikliğinin, eğitimin ezbere dönüşmesinin

sonuçları varsa, felsefenin işi kitap yazmakla bitmiyordu. Bölüm kurmak, öğrenci

yetiştirmek, çeviri yapmak, insan haklarını hukukçularla, öğretmenlerle, kamu

görevlileriyle tartışmak da bu işin içindeydi.

İnsan haklarına yönelişi de değer felsefesinden kopuk değildi. Kuçuradi insan haklarını,

insanca yaşayabilmenin nesnel koşullarına ilişkin ilkeler olarak düşünüyordu. Etik, bu

hayatın kişiye düşen tarafıyla; insan hakları ise toplumsal ve kurumsal koşullarıyla ilgiliydi.

Adalet için doğru değerlendirme, değer bilgisi ve adil davranma isteğini birlikte gerekli

görmesi de buradan geliyordu. “İyi istemek” önemliydi ama tek başına yeterli değildi.

Bu yaklaşımın ortaya çıktığı Türkiye’yi de unutmamak gerekir. Kuçuradi’nin akademik

hayatı askerî müdahalelerin, üniversite tasfiyelerinin, yoğun siyâsal çatışmaların ve insan

haklarının giderek daha fazla kamusal tartışmaya girdiği on yılların içinden geçti. O,

felsefeyi güncel siyasetin dili içinde eritmedi; fakat yaşanan dünyanın dışına da

çıkarmadı. “Hak” ile “çıkar” arasındaki ayrımı temel bir mesele olarak önümüze

koymaktan hiç vazgeçmedi.

Etik ile ahlâkın aynı şey olmadığını, değer ile değer yargısının karıştırılmaması gerektiğini,

iyi niyetin doğru eylemi garanti etmediğini, insan haklarının kültürel beğeni meselesi

sayılamayacağını yıllarca tekrar tekrar anlattı. Kavramların birbirine karıştırılmasını yalnız

teorik bir kusur saymıyordu; hakla çıkarın, etikle ahlâkın, özgürlükle keyfîliğin birbirine

karışmasının gündelik hayatta yanlış hükümlere ve haksızlıklara yol açtığını düşünüyordu.

İoanna Kuçuradi, 2 Ekim 2026’da, doksanıncı yaşına iki gün kala öldü. Geride uzun bir

akademik hayat, kitaplar, çeviriler, kurumlar ve öğrenciler bıraktı. Ama bütün bunların

arasında belki en kalıcı olan, bakma biçimidir.

Bir insan hakkında hüküm verirken adının, kökeninin, siyasî görüşünün ya da ait olduğu

çevrenin bizi peşinen yönlendirdiğini fark edebiliyor muyuz? Bir eylemin hangi koşullarda

ortaya çıktığını anlamadan onu iyi ya da kötü diye adlandırmakta acele ediyor muyuz? Bir

konuda çok emin olmakla o konuda doğru bilmek arasındaki farkı görebiliyor muyuz?

Kuçuradi, bu sorulara hayatı boyunca dönüp durdu.

Küçük Prenst’e sevdiği dostluk da belki aynı yerde duruyordu: kalabalığın içinde herhangi

birini değil, o kişiyi görebilmek.

Belki Kuçuradi’nin ardından son sözü, onun çocukken söylediği bir cümleye bırakmak

daha doğru. Aynı insan, aynı olay, aynı eylem hakkında birbirine taban tabana zıt hükümler

verildiğini gördüğünde, “Olmaz böyle şey” diye düşünmüştü.

Sonra bir ömür boyunca bunun neden “olmaz” olduğunu anlamaya çalıştı.

Onu uğurlarken bu soruyu bizlerin de kendimize sorması gerekiyor: Gerçekten doğru

değerlendiriyor muyuz, yoksa çoğu zaman yalnızca hüküm vermekle mi kalıyoruz?

Dipnotlar

Zapyon: 1875’te İstanbul’da açılan, Rum Ortodoks cemaatinin köklü eğitim

kurumlarından biri. İoanna Kuçuradi ilk ve orta öğrenimini burada tamamladı.

6–7 Eylül 1955: İstanbul başta olmak üzere Türkiye’de Rumlara, ayrıca Ermeni ve Yahudi

yurttaşlara ait ev, işyeri ve ibadethanelerin hedef alındığı kitlesel saldırı ve yağma olayları.

İstanbul Rum toplumunun çözülme ve göç sürecindeki başlıca kırılmalardan biri kabul

edilir.

Takiyettin Mengüşoğlu (1905–1984): Türkiye’de felsefî antropolojinin önde gelen

temsilcilerinden. Kuçuradi’nin İstanbul Üniversitesindeki hocası ve doktora

danışmanıydı. İnsan varlığını soyut bir özden çok, yapıp etmeleri ve olanakları üzerinden

inceleyen yaklaşımının Kuçuradi üzerinde önemli etkisi oldu.

Felsefî antropoloji: İnsanın ne olduğunu, onu başka varlıklardan ayıran yapısal özellikleri

ve olanakları araştıran felsefe alanı. Kuçuradi’nin “insanın değeri” ve insan hakları

anlayışının arka planında Mengüşoğlu aracılığıyla bu düşünce geleneğinin önemli bir payı

vardır.

147’ler: 27 Mayıs 1960 askerî müdahalesinin ardından 1960’ta çıkarılan bir yasayla

üniversitelerden uzaklaştırılan 147 öğretim üyesine verilen ad. Takiyettin Mengüşoğlu da

bu gruptaydı.

İnsanın değeri: Kuçuradi’de insanın değeri, tek tek insanların birbirinden daha “değerli”

olup olmaması anlamına gelmez. İnsan türünün bilme, yaratma, sanat ve bilim üretme,

etik ilişkiler kurma gibi olanaklarıyla insanın varlıktaki özel yerini ifade eder. İnsan hakları

anlayışının da temel kavramlarından biridir.

Değer atfetme – değer biçme – doğru değerlendirme: Kuçuradi’nin değer felsefesindeki

temel ayrımlardan. Değer atfetme, bir şeye kişinin kendi ihtiyaçları ve ilgileri bakımından

değer yüklemesi; değer biçme, hazır değer yargılarını tekil bir kişi ya da olaya uygulaması;

doğru değerlendirme ise değerlendirilenin özelliklerini, koşullarını ve değerini bilgiye

dayanarak ortaya koymaya çalışma anlamına gelir.

Değer yargısı: Bir toplumda, grupta ya da kişide önceden geçerli olan “iyi-kötü”, “doğruyanlış”, “değerli-değersiz” hükümleri. Kuçuradi, hazır değer yargılarının tek tek kişi ve

olaylara uygulanmasıyla, onların kendi özelliklerine bakılarak değerlendirilmesini

birbirinden ayırır.

Etik: Kuçuradi’nin kullanımında etik, insanlara ne yapmaları gerektiğini bildiren bir kurallar

listesi değildir. Kişilerarası ilişkilerde ortaya çıkan değer sorunlarını, eylemleri ve bunların

insanın değeriyle ilişkisini bilgi konusu yapan felsefe alanıdır.

Ahlâk: Belirli bir toplumda, çağda veya grupta geçerli olan davranış kuralları, yasaklar,

değer yargıları ve “yapılır-yapılmaz” kabulleri. Bu nedenle Kuçuradi etik ile ahlâkı aynı şey

saymaz: ahlâklar tarihsel ve toplumsal olarak değişebilir; etik ise bu alandaki değer

sorunlarını felsefî bilgiyle araştırır.

Etik ilişki: Kuçuradi’de belirli bir kişinin başka belirli bir kişiyle kurduğu ve değer

sorunlarının söz konusu olduğu ilişki. Sevgi, saygı, güven ve dostluk bu ilişkide ortaya

çıkabilen etik ilişki değerleridir. Kişiyi yalnızca ait olduğu grubun bir üyesi olarak gören

toplumsal ilişkiden bu yönüyle ayrılır.

Immanuel Kant (1724–1804): Kuçuradi’nin etik düşüncesindeki başlıca kaynaklardan biri.

Özellikle “iyi isteme” ve insanı yalnız araç değil, aynı zamanda amaç olarak görme

düşüncesini önemser. Bununla birlikte iyi istemenin doğru eylem için tek başına yeterli

olmadığını savunarak Kant’tan ayrılır.

İyi isteme: Kant etiğinin temel kavramlarından. Bir eylemin sonucundan çok, kişinin hangi

istemeyle hareket ettiği üzerinde durur. Kuçuradi iyi istemeyi etik eylemin vazgeçilmez

koşullarından biri sayar; ancak doğru değerlendirme ve değer bilgisi olmadan iyi

istemenin de yanlış sonuçlara yol açabileceğini düşünür.

Albert Camus – Veba: Camus’nün 1947 tarihli romanı. Kuçuradi, romandaki Doktor

Rieux’yü bir durumun doğru değerlendirilmesine örnek verir: Rieux önce belirtilere bakar,

aralarındaki bağlantıyı kurar ve ancak ardından yaşananın adını koyar. Kuçuradi için iyi

niyetin yanında durumun doğru anlaşılması da gereklidir.

Skeptisizm: Bilginin, kesinliğin ya da doğru değerlendirmelerin mümkün olup olmadığı

konusunda kuşkucu tutum. Kuçuradi, Mete Tunçay’ın doğru değerlendirmenin mümkün

olup olmadığına ilişkin yaklaşımını “skeptik” diye niteler. Kendisinin itirazı, kesinliğin

bulunmadığı yerde doğruluğun da bulunamayacağı sonucuna varılmasınadır.

Doğruluk – kesinlik ayrımı: Kuçuradi’ye göre insan ve tarih alanında doğru bilgi, nesnesine

ilişkin her ayrıntıyı tüketmek zorunda değildir; ana bağlantıları ve belirleyici unsurları

doğru verebilir. Kesinlik ise kişinin bilgisinden kuşku duyup duymamasıyla ilgilidir. Bu

nedenle bir hükümden emin olmak ile o hükmün doğru olması aynı şey değildir.

Mete Tunçay (1936–2025): Türkiye’nin önde gelen siyâsal ve düşünce tarihi

araştırmacılarından. Kuçuradi ile uzun yıllara yayılan düşünsel bir yakınlıkları vardı.

Kuçuradi, doğru değerlendirmenin olanaklılığı üzerine Etikte tartıştığı skeptik “dost”un

Mete Tunçay olduğunu 2007’de açıkça belirtmiştir.

Küçük Prens: Antoine de Saint-Exupéry’nin 1943’te yayımlanan eseri. Kuçuradi kitabı bir

“hazine” olarak niteler ve özellikle sevgi ile dostluğu anlatma biçimine önem verir.

Dostluğu, ihtiyaçtan çok değer bilgisine dayanan etik ilişkilerden biri olarak düşünür.

Antigone: Sophokles’in MÖ 5. Yüzyılda yazdığı tragedya. Kuçuradi’nin “trajik” ve değer

çatışması üzerine çalışmalarında önemli bir yere sahiptir.

Trajik durum: Kuçuradi’de yalnız acıklı veya kötü bir olay anlamına gelmez. İki gerçek

değerin karşı karşıya geldiği ve kişinin eylemek zorunda olduğu için bunlardan birini

seçerken ötekini harcama tehlikesiyle karşılaştığı durumu ifade eder.

İnsan hakları anlayışı: Kuçuradi insan haklarını yalnız hukuk düzeninin tanıdığı haklar

olarak değil, insanın yapısal olanaklarını gerçekleştirebilmesi için korunması gereken

koşullar olarak temellendirir. Bu nedenle insan haklarını etik, değer bilgisi ve insanın

değeri sorunlarından ayrı düşünmez.

Kaynakça

Kuçuradi, İoanna, İnsan ve Değerleri, Türkiye Felsefe Kurumu, Ankara, 2016, 6. Baskı.

https://www.tfk.org.tr/insan-ve-degerleri417.html (https://reference-urlcitation.invalid/1)

Kuçuradi, İoanna, Etik, Türkiye Felsefe Kurumu, Ankara, 2018, 7. Baskı.

https://www.tfk.org.tr/etik412.html (https://reference-url-citation.invalid/2)

Kuçuradi, İoanna, Ahlâk, Etik ve Etikler, Türkiye Felsefe Kurumu, Ankara, 2019.

https://tfk.org.tr/ahl-k-etik-ve-etikler422.html (https://reference-url-citation.invalid/3)

Kuçuradi, İoanna, İnsan Hakları: Kavramları ve Sorunları, Türkiye Felsefe Kurumu, Ankara,

2018, 4. Baskı.

https://tfk.org.tr/insan-haklari-kavramlari-ve-sorunlari419.html (https://reference-urlcitation.invalid/4)

Kuçuradi, İoanna, Sanata Felsefeyle Bakmak, Türkiye Felsefe Kurumu, Ankara, 2016, 6.

Baskı.

https://tfk.org.tr/sanata-felsefeyle-bakmak424.html (https://reference-urlcitation.invalid/5)

Kuçuradi, İoanna, “Doğru Değerlendirme Yapmanın Olanaklılığı Üzerine”, Mete Tunçay’a

Armağan, der. Mehmet Ö. Alkan, Tanıl Bora, Murat Koraltürk, İletişim Yayınları, İstanbul,

2007, s. 89–98.

https://iletisim.com.tr/kitap/mete-tuncay-a-armagan/8063 (https://reference-urlcitation.invalid/6)

Bildirici, Faruk, “İoanna Kuçuradi: İnsan Hakları Sonu Olmayan Bir Çaba”, 9 Ocak 2011.

https://www.farukbildirici.com/2011/01/09/ionna-kucuradi/ (https://reference-urlcitation.invalid/7)

Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümü, “Prof. Dr. İoanna Kuçuradi”, özgeçmiş ve

akademik çalışma bilgileri.

https://felsefe.hacettepe.edu.tr/tr/prof_dr_ionna_kucuradi_-5 (https://reference-urlcitation.invalid/8)

T24, “Prof. Dr. İoanna Kuçuradi yanıtladı: Bir adaya gitse yanına hangi kitabı alırdı?”, 3

Aralık 2024.

Kuçuradi Felsefe ve İnsan Hakları Vakfı, “İoanna Kuçuradi’nin sesinden Küçük Prens” ve

vakıf arşivi.

https://www.kucuradivakfi.org.tr/Videolar.html (https://reference-url-citation.invalid/10)

 
 
 

Yorumlar


The Science & 

Mathematics University

© 2023 by Scientist Personal. Proudly created with Wix.com

  • Facebook Clean Grey
  • Twitter Clean Grey
  • LinkedIn Clean Grey
bottom of page