Bolivya: İsyan ve Doğrudan Demokrasi-- Aykan Sever
- 20 May
- 4 dakikada okunur

Evet Bolivya'da bir isyan var. Bu yeni başlamadı. Sağcı Devlet başkanı Rodrigo Paz altı ay kadar önce koltuğa oturdu. Ondan önce yirmi yıl eksikleri ve yanlışları olsa da yerli halklara yani ülkenin çoğunluğuna insan olduğu hatırlatan, insanca yaşamanın onurunu yeniden kazandıran sol bir yönetim vardı. Örneğin Luis Arce hükümeti sırasında Kültür, Sömürgesizleştirme ve Ataerkillikten Arındırma Bakanlığı (Ministerio de Culturas, Descolonización y Despatriarcalización) bile kurulmuştu. Ülkenin sömürgeci beyaz efendilerinin has evladı olan Rodrigo Paz ve avanesi bütün bunları geride bırakmak istedi. Paz onun yerine hiç bir yerlinin olmadığı bir kabine kurdu. Yerli halkların ortak sembolü olan Wiphala bayrağı 2009'dan bu yana ülke bayrağının yanına asılırken o da terk edildi. Çok dilli, çok halklı yaşam-kurumsal yapı bir yana bırakıldı. Arzulanan, sömürgecinin 500 yıllık hükümranlığının yeniden kurulmasıydı. Ancak Paz ve ekibi insan yerine koymadıkları ağırlığı yerli olan emekçilerin geçen zamanda özgürlükçü bir siyasal bilinç şekillendirdiğini ve örgütlendiğini unutmuştu.
Paz işe mazot sübvansiyonunu ortadan kaldırmakla başladı. Bu sıradan tüketim ürünlerinin fiyatlarının ikiye üçe katlanmasına yol açtı. İster istemez çalışanların maaşları hayat pahalılığı karşısında erimeye başladı. Bolivya, son 40 yılın en kötü ekonomik kriziyle karşı karşıya; yıllık enflasyon Nisan ayında yüzde 14'e ulaştı, bu da satın alma gücünü aşındırdı ve artan yaşam maliyetlerine karşı öfkeyi derinleştirdi.
Sonrası kamuya ait kazançlı şirketlerin, sağlık, eğitim, su, elektrik gibi önemli başlıkların yanı sıra , lityum ve bakır madenlerinin özelleştirmesini gündeme aldı. (Bu arada daha önce İsrail'le diplomatik ilişkiler Filistin meselesi nedeniyle kesilmiş olmasına rağmen Paz'ın yaptığı ilk işlerden biri Tel Aviv'le ilişkileri onarmak oldu. Netanyahu yönetimi ise ülkedeki lityum kaynaklarına ilgisini beyan etmekten geri kalmadı. Bu başlıkta iki ülke arasında bir işbirliği anlaşması imzalandı. İsrail, Arjantin'in kuzeyinde lityum çıkaran bazı şirketlerle de anlaşmalara sahip.) Paz hükümetine bunlar da yetmedi. Yerli-çiftçi halkların elindeki toprakları gasp edebilmek için yeni bir tarım yasası çıkardı. Yasa nihayetinde küçüklerinkine el koyarak ve kamu topraklarını kullanıma açarak büyük toprak sahiplerinin arazilerini büyütmeyi hedefliyordu. Bütün bunlar ülkenin Santa Cruz eyaletinde yaşayıp verimli topraklara ve sanayiye hükmeden oligarşinin lehine düzenlemelerdi hatta arada onlara daha önceki dönemde salınan vergiler bile iptal edilmişti.
Demokrasi sorunu
Yeni rejimin bütün saldırıları Ocak ayından bu yana doğal olarak halkın tepkisini çekiyor. İnsanlar topraklarını korumak ve tepkilerini göstermek için ülkenin dört bir köşesinden haftalarca yürümeyi göze alıp yola çıkıyor. Başkent La Paz yaklaşık iki haftadır onların kuşatması altında. Ülkenin belki Santa Cruz eyaleti hariç her yerde direniş ve tepki var. Santa Cruz'da da protestoya niyetlenenlerse maalesef Morales taraftarı vb nitelemelerle lince maruz kalıyor. Santa Cruz oligarşisi sıkıştığı an fiilen yaşadıkları özerkliği siyasal bağımsızlığa dönüştürme gibi arayışlara girebilir bu türden şeyler dile getirmek için henüz erken olsa da bazı politikacılar bu yönde sözler etmeye başladılar bile. Böylesi bir gelişme sanıyorum ancak ülkede hiç tutunamayacaklarına kanaat getirirlerse uluslararası güçlerin desteğiyle karşılık bulabilir.
Düzenin bu gelişmeler karşısında tepkisi, orduyu sokağa salıp devlet terörünü azıya alırken; düzenin-demokrasinin elden gittiği, sabık ve sol kimliği epeyce yıpranmış olan başkan Evo Morales'in darbe düzenlediği yönünde sayıklamalarla bir taşla birkaç kuş vurmaya niyetli gözüküyor. Halk bütün bunların karşısında direnirken aynı zamanda yaptıklarının yıllardır benimsedikleri ve kendi yerli geleneklerine de uygun olan doğrudan demokrasi anlayışının ve gelecek arayışının yansıması olduğunu dile getiriyor. Ayrıca Paz yönetimi gibi seçimden önce "iyi" vaatlerde bulunup koltuğa oturunca egemenlere çalışan bir politik zihniyete de tepki olduğunu söylüyorlar. Demokrasinin sandıktan ibaret olmadığınının altını çiziyorlar. İktidarla diyaloğu red ederken Küba Devrimi ve kıtadaki diğer devrimci hareketlerden miras "Vatan yada Ölüm ! " (Patria o Muerte !), Örgütlü halk asla yenilmez ! (El pueblo unido, jamás será vencido!) gibi sloganlar ön plana çıkıyor. İsyanın liderliğinin Morales gibi kişi kültüyle özdeşleşmiş şahıslardan çok yeni ve kollektif önderlikler olduğu gözüküyor. Morales'in ülkede hâlâ ciddi bir etkisi var ve bunu koruyup geliştirmeye çalışıyor. Fakat mevcut hareketin gelişim seyri onun gibi koltuk sevdasına kapılmış, Üç Dünyacı yeni milliyetçi anlayışları pekala önüne katıp savuracak nitelikte.
Geçerken Bolivya'daki gelişmelerle ilgili Türkiye'den yapılan bazı ezber değerlendirmelere değinmekte yarar var. Zira ekonomist ahmaklık diye özetlenebilecek bu yaklaşımların çoğu aslında Bolivya'da ne olduğunu merak etmediği gibi öğrenmeye de çalışmıyor. Aklındaki şablonun buraya da giydirilebileceğinini düşünmenin rahatlığıyla kendini salıyor, direnen maden işçilerinden başka bir şey görmüyor. Israrla insanı, insani olanı ve doğayı bir bütün olarak savunmak yerine olayı bir kesime indirgeyerek kafalardaki suni bir kalıp olan sınıf/kimlik gibi deli dolabı karşıtlıklara kendini hapsediyor. Sömürgeciliğe karşı mücadele ve özgürlüğün dili unutuluyor. Bunun adı başka bir sürü şey olabilir ama devrimcilik olmadığı açık...
ABD'nin rolü
Trump'ın ikinci başkanlık dönemi, dünyanın genelinin yanı sıra Abya Yala kıtasına dönük dizginsiz bir saldırganlığa sahne oluyor. Trump rejimi Bolivya dahil kıtadaki hali hazırda bir çok yönetimi kendi etrafına topladı ve yönlendiriyor. (Burada bir not düşmekte yarar var: Venezuela'daki Delcy Rodriguez yönetimi önemli ölçüde Trump'ın kontrolü altında, zaman zaman Chavezci laflar ediyor olmaları bizleri yanıltmamalı. Zaten bu sözlerin çoğu da Maduro'nun şaşkın Latin milliyetçiliğininin çok dışında şeyler değil.) Yakın zamanda Honduras Gate diye anılan bazı ses kayıtları basına sızdı. Burada Honduras eski devlet başkanı olup, ABD'de uyuşturucu kaçakçılığından 46 yıl hapis cezası alıp sonradan kullanışlılık hesabına Trump tarafından affedilen (Bu affetmede İsrail tarafından Trump'a rüşvet verildiği iddia ediliyor.) Juan Orlando Hernandez'in beyanlarına göre ABD ve İsrail bölgedeki sağcı politikacılar birlikte az sayıdaki sol yönetim ve siyasal akımlara dönük uluslararası bir komplo zinciri kuruyorlar. Özeti dezenformasyon, şiddet vb yöntemlerle solu Abya Yala'dan tasfiye etmek. Bunun sadece bir teori olmadığı gerçek karşılıklarının olduğunu çeşitli biçimlerde görüyoruz. Mesela Küba'ya dönük yaşananlar. ABD Küba'ya saldırmak için her gün yeni gerekçeler uyduruyor(Mesela Amerikan basınınca yayılan Küba yüzlerce dronla ABD'ye saldırı hazırlığı yapıyormuş gibi masallar bunun örneği.), dünyayı bu yönde motive etmeye çalışıyor. Meksika'da son dönem artan paramiliter şiddetinin arkasında ABD'nin ülkeye müdahale arayışının yattığı iddiaları basına yansıyor. Abya Yala'da bugün herhangi bir ülkede ABD parmağı olmaksızın serbest seçimlerin olduğunu iddia etmek bütünüyle gerçek dışıdır. Bolivya'da da bunun izlerini görüyoruz. İsyanın biraz büyümesi üzerine "demokrasi tehlike altına girdi" diye vaveyla eden bölge ülkelerinin kimler olduğuna bakmak bile bunu anlamaya yeter. Bu rejimlerde Arjantin'in neo-faşist lideri Milei'nin insani yardım adı altında Bolivya'ya silah gönderdiği iddiaları da bu durumu destekler nitelikte. Son olarak Arjantin'den kimyasal silah gönderildiği ve bunun Bolivya'da halka karşı kullanıldığı ve ölümlere neden olduğu dile getiriliyor.
İsyan sürüyor, henüz nereye evrileceğini bilmiyoruz ancak Bolivya'da iktidarın alaşağı edilmesi bütün dünya için büyük bir umut olacaktır. Kaçınılmaz olarak ABD'nin bölge hegemonyasında da büyük bir gediğe dönüşecektir. Zira hali hazırda Arjantin ve Şili'de de benzer isyanlar gündemde. La Paz'daki rejimin yıkılması kuşkusuz bölge halklarına cesaret verecektir. Şimdiden özellikle Arjantin kuzey eyaletlerinde sol güçler, Bolivya'ya destek için ilgi ve çabalarını artırıyor. Ortaklaşmanın yollarını arıyorlar. Zira reformist liderliklerin toplumların öfkesini soğurmaktan öte bir işlev görmediğini, köklü değişikliklerin ise yeni bir kıta yaratmaktan geçtiğini görüyorlar...




Yorumlar