BİR 1 MAYIS PANKARTI VESİLESİYLE HAFIZAYA DAİRDİR-- Cemalettin Canlı
- 2 May
- 3 dakikada okunur

Her 1 Mayıs’ta olduğu gibi bu 1 Mayıs’ta da, pankarta ne yazsak, günleri gelip çattığında fikir Serkan’dan, uygulama Erdoğan’dan geldi. On dilde Türkçe, Kürtçe, Ermenice, Rumca, Gürcüce, Çerkesce, Arapça, Farsça, Boşnakça ve Lazca, bazıları bilerek, bazıları internet bilgisiyle “Yaşasın 1 Mayıs” yazdık pankartımıza ve öyle de çıktık alana. Yavrumuzun gözümüze anka görünmesi olasılığını da yabana atmadan, pankartımızın ilgiyle karşılandığını söyleyebilirim. Kimisi kendini buldu yazılanlarda, kimisi ne ola ki merakıyla ilgilendi. Daha önceki senelerde yaptığımız –cağız, -ceğiz pankartlarından daha çok ilgiye mazhar olması, pankartımızın merak uyandırıcı etkisini gösteriyordu ki, pankarta yazdığımız diller de bizim merakımıza bir işaret kabul edilebilirdi. Düşünceler tam da bu minval üzere uçuşup dururken bir şeyin eksikliği hissettirdi kendini. Öyle gözümüze girmeden, bir yerimize batmadan, sessizce, biraz da mahcubiyet hissine karışmış bir eksiklik. Süryanicenin olmaması, olmaması bir yana, yazarken aklımızın ucundan geçmemesinden söz ediyorum. Dilin adı Süryanice mi, Süryani halkın adı da dil başka bir adla mı adlandırılmış, Süryaniler nasıl söyler, dışardakiler nasıl bilir? Sorular, sorular… Deyrulzafaran da olmasa, bir zamanlar Mardin dolaylarında gezinen öznesiz, yüklemsiz bir formdan öte, bir de şarap mı kalmış aklımda…
Ve elbette ve yine öznesiz ve yüklemsiz İsa’nın dilini konuşan bir halkın varlığından söz edilmişti sohbet arasında…
Birkaç yıl önce Aydın Erol’a adanan bir kitap çıkmıştı İletişim Yayınları'ndan, Devrimcilerin en güzeli Balet Aydın’a, şiir okur gibi kavga edip haşarı bir çocuk gibi olana. Su Erol yazmıştı ve amcasına ithaf ettiği kitaba Mazlum ve Makul adını vermişti. Mazlum’un makul oluşu, makul olmaktan başka yolu olmayan Mazlum’a dair ne de çok şey anlatıyordu. Mazlum için makul olmak baş çıkarmaktan, kürkünü sudan çıkarıp gemisini yüzdürmekten öte hayatta kalma stratejisinin en temel dayanağı olmuştu ve bu dayanağın da en belirgin vasfı görünmemekti. Görünmez olmak elbette uyumlu vatandaşlar olmayı zorunlu kılıyordu, ama daha uyumlu vatandaşların yoluna çıkmamayı, ayağına basmamayı daha da zorunlu kılıyordu. Bu bağlamda makul olmak yollar içinde bir yol olmaktan öte mecburi istikametti.
Orası öyleyken, görünmezliğin yaşam stratejisi olduğu yerde görmemek de bir duruma işaret etmiyor mu? 1915, soykırım, mübadele, Çerkes Reşit, Kaymakam Kemal, Topal Osman… Hepsine dair bir görüntü var belleğimizde. Mesela Harşit Çayı’ndan akan kan, ne bileyim işte, Boğazlıyan’da kesim yerinde, kesim zamanı… Bunu Yozgatlılar bilir. Biz de Gölköy denen ol güzel yerin Karadere’sini biliriz, günlerce çıkmayan insan eti kokusunun hikayesinden…
Bir de Seyfo mu dediniz? Bizim dilimizde “kılıçtan geçirme” dedikleri şey olsa gerek. Ama öznesiz ve yüklemsiz… Büyük Bedirhan’ı, seferlerini, Cizre-Botan’ı biliriz de, işte oralarda bir yerde Tur Abidin derler, bir yerden söz edilir, öznesiz ve yüklemsiz… Tapu davaları olmasa Mor Gabriel denilince muhteşem taş yapılardan öte kim kalır akıllarda.
O vakit şunu mu söylemeliyiz? Süryanileri görünmez yapan politika, kültür, siyaset, duruş, tutum, hal ve gidiş (Burada resmî tarih öncelikli sorumlu ama tek sorumlu değil kesinlikle. Meselenin bizim alıcılarımızla, tercihlerimizle de önemli bağının olduğu açık.)
Uzattım biliyorum, çok laf mahcubiyeti hafifletmeye yetmiyor. 1 Mayıs pankartına Süryanice “Yaşasın 1 Mayıs” yazılmadı, çünkü aklımıza gelmedi, çünkü etiyle kemiğiyle bu topraklarda yaşayan bir halkın yaşama tutunma stratejisi olan görünmez olmak benim görmeme konforumun gerekçesi oldu. Olur da gelecek 1 Mayıs’a erersek en az üç dile “Yaşasın 1 Mayıs” borcumuz olsun.
Süryanice, Zazaca ve İbranice. Zazaca ve İbranice’nin olmaması yalnız görmemekle ilgili değil, tercihlerle de ilgili. Bunu da yazarım, kısmet olursa.
Sahi, Feyyaz abi, İsa’nın dilinde “Yaşasın 1 Mayıs” nasıl yazılır?
Feyyaz abimden yanıt geldi, dedi ki:
“Sevgili Cemalettin, metnindeki farkındalık ve özeleştiri çabasını gerçekten kıymetli bulduğumu söylemek isterim. Yalnız, yanı başında bir Süryani varken bunun akla gelmemiş olması, görünmezliğin ne kadar derin ve fark edilmesi zor bir şey olabildiğini bana yeniden düşündürdü. Bunu fark etmiş olman çok anlamlı; belki bundan sonrası için hep birlikte daha dikkatli ve kapsayıcı bir duyarlılığı büyütebiliriz.
Sorularına gelince:
İsa, Aramice konuştu. Süryanice, Aramice’nin bir lehçesi. Bu nedenle Süryanice veya Aramice (istersen Aramice yaz, daha doğru olur) yazarsan yanlış olmaz.
Süryanicede Latin harfleriyle ‘Yaşasın 1 Mayıs’, ‘Nihe Ha İ’yor!’
Süryanice alfabe ile: ‘ܬܐܚܐ ܚܕ ܐܝܪ’”
Bütün diller için bildiğim dilde “Yaşasın 1 Mayıs.”




Yorumlar