Yapay Zeka ve Teknolojiyle İlişkimiz Üzerine-- Cengizhan Kaptan

Geçtiğimiz günlerde gündeme bomba gibi düşen bir olay gerçekleşti. ArtCrafters denilen bir inisiyatif başta Adobe olmak üzere, Microsoft’un da Office ürünlerinden Word, Excel ve PowerPoint’u da içerir biçimde uygulamaları kamunun kullanımına sundu.
Peki bunun hukuki boyutu ne olabilir? Büyük bir avukat ordusunun harıl harıl bu uygulamalara nasıl engel olunabileceğine dair çalışmalar yürüttüğünü düşünebiliyorum. Ancak şöyle bir durum mevcut: uygulamalar klon gibi olsa da altlarında yatan gerçek epey farklı. Hepsi istisnasız Rust programlama dili ile ve Yapay Zeka desteği ile yazılmış. Hali ile MS Word ile Artcrafters’ın kelime işlem uygulaması WordCraft’ın aynı kodlara sahip olmadığını düşünmek zor değil.
ArtCrafters uygulamalarının en önemli özelliği ise “açık kaynak” kodlu yazılımlar olmaları. Tüm kod incelenebilir, modifiye edilebilir vesaire vesaire. Tıpkı örneğin Linux çekirdeğinde (kernel) olduğu gibi. Linus Torvalds masaüstünde Unix tabanlı bir işletim sistemi yazacağı hayalini gerçekleştirdikten sonra Linux kullanımı açık kaynak temelinde gerçekleşmeye başladı. Ve gerçekten Unix’in masaüstü ama açık kaynak içeren bir versiyonu işlevi gördü. Tabi bu çekirdek üzerine inşa edilen binlerde işletim sistemi (Linux tabanlı distrolar) ortaya çıktı; Arch Linux, Debian ve RedHat gibi ve hala çıkıyor ve çıkacak. Linux’un tıpkı Mac gibi (Mac da Unix tabanlı) masaüstü grafik çevresi sunması da epey sinirlendirdi kimilerini.
Meraklısı daha dün gibi hatırlayacaktır: bu doğrudan hasar verme neticesinde SCO (Santa Cruz Operation) Grubu, Unix’in mülkiyetinin elinde olmasını bir koza dönüştürmeye çalıştı ve Linux kodlarında Unix’ten (System V ve diğerleri) çalıntı yapıldığını iddia etti ve IBM, sonrasında Novell gibi isimlere dava açtı. Tam da benim Linux ile ilk tanıştığım yıl olan 2003’de başladı bu hukuki süreç. Kısaca söyleyeyim; hiçbir şey elde edemedi ve bazen dramatik bir şekilde rezil oldukları konular ortaya çıktı. Haliyle Artcrafters’ın kodlarında bir sorun bulunmadığını varsayarsak bu yeni ürünlerde de sorun yaşanmaz gibi görünüyor.
Ancak baş ağrıları olabilir.
Dün YouTube'da bir yorum gördüm. Şöyle çevirilebilir sanırım:-Onlar AI ile işimizi elimizden alıyor. Biz de aynı AI ile onların ürünlerini vuruyoruz.
Durumun güzel bir özeti bu. Tabi burada eşitsiz olanların savaşımı var yine. Çünkü Yapay Zeka'nın mülkiyeti gibi bir sorun var ortada. Açık kaynaklı olanlar ile çok güzel işler yapılsa da devlerin kapasiteleri de dev gibi (Anthropic, Google, OpenAI vs). Ancak tabir caizse “kimsenin eli armut toplamıyor”. İnsanlar da kısıtlı bütçeleri ve donanımlarını ortaklaşa kullanıp belirli bir güce ulaşan sistemler kuruyorlar. Ve bunların bazıları da doğrudan kamulaştırma fonksiyonu görüyor. Yetmez ama Evet denilebilir buna sanırım.Ekonomik açıdan bakılınca, Yapay Zeka dışında gelir getiren başka bir kanal pek yok artık. Petrol, altın gibi emtia konjonktüre göre değişiyor. Artık kocaman hangarlarda kurulan data merkezleri, grafik kartı ordusu, yarı iletken çipler, bulut teknolojileri ve satışları geçerli akçe. Borsalarda gelir getiren hisselere ve gerçekleştirilen işlem hacimlerine bakmak yeterli. Ve tabi ister istemez oluşan bir balon mevcut – ne de olsa borsa geleceği fiyatlandırır.
Peki bizlerin Yapay Zeka ve teknoloji ilişkileri nasıl? Kendimi bu konuda biraz şanslı hissediyorum zira 2003 yılında Linux ile tanışmış idim; sabahlara kadar kaç kere kaç tane distro kurduğumun sayısını değil ama faaliyetini çok iyi hatırlıyorum. Linux distrolarının dolaylı faydası gelişen teknolojilere en azında bir nebze daha yakından bakabilmek. Teknolojik gelişmeler toplumsal hareketleri de derinden etkiliyor ve çok daha güçlü bir biçimde etkileyecek. Çoktandır savaşları da etkiliyor ve savaşlar da toplum üzerine doğrudan etki yapıyor.
Sosyalizmin gündemindeki temel başlıklardan birinin Yapay Zeka'nın insanlığın ortak ürünü ve verilerinin toplamı olduğuna dair bir temelden yola çıkıp onun insanlığın kamusal bir ürünü olması gerektiğine dair bir politika olmalı. Ve bu radikal bir politika haline gelmeli. Radikal derken slogancılığı kastetmiyorum; Marx gibi meselenin özüne inen ve ondan şaşmayan bir yaklaşımdan bahsediyorum. Yoksa, kendileri Yapay Zeka kullanmayanların ya da Yapay Zeka hakkında fazla bilgilenmeyenlerin izlediği yollar ile zaman geçecek çoğu zaman olduğu gibi. Ve işte o zaman sonuç vermeyen sloganlar atılacak. Bu konuda bir tek -değişik bir perspektif olsa da- Bernie Sanders ve ekibinin çalışmaları ve çağrıları dışında pek fazla bir şey göremedim. Onlar da görebildiğim kadarıyla en azından belirli bir payın kamuya ait olması gerektiği üzerinden hareket ediyorlar.Verileri sağlayan insanlar, gelişimi sağlayan insanlar. Çok basitçe düşünelim; Yapay Zeka’nın insanlığı sağlaması gereken en temel faydalardan birinin insanın işini ikame etmek olması. Gel gelelim; işi ikame edilen insanlar konfora kavuşmak yerine korkuyorlar. Bu mülkiyet sisteminin en belirgin çelişkileri burada ortaya çıkıyor. İnsanlar sevinecekleri yerde işlerini ve geleceklerini kaybetmekten korkuyorlar. Yapay Zeka algılarda bir canavara ve düşmana dönüşüyor; oysa canavar mülkiyeti elinde tutandan başkası değil.Bu açıdan bakıldığında, özel mülkiyet temelinde bazen fahiş fiyatlarla satılan ürünlerin benzerlerini gerçekleştirmek ve yaymak devlerin en sevmediği yerden vuruyor onları; maddi mevzilerinden. Ve doğrudan vuruyor. Gerçi onlar da bunun farkında ve Microsoft, Amazon, Google gibi devler asıl gelirlerini bulut teknolojisi üzerinden gerçekleştiriyor. Reklam, program vesaire artık eski gelirleri gerçekleştiremiyor. Tabi bulut için de açık kaynak kodlu epey gelişkin yazılımlar var ve Avrupa’da bu tür ürünler oldukça fazla destek buluyor. İşte burada sosyalist hareketler devreye girerse büyük güçlerin kendi içlerindeki savaşım yerine gerçek kırılım ve çıkış yolları içeren bir harekete kavuşabilirler.
Bunların en güzel potansiyel kazanımları ise hayata dokunan ve hayatın oluşturduğu şartlardan dolayı oluşan gerilime dair olmaları. Ezbere, afaki değil; tamamen toplumsal yaşamın kendi sürecinden kaynaklanan ucu açık hareket, en önemli teorik gelişmeleri de sağlayan bir dinamiktir. Hareketi donuk toplumlarda toplumsal teori de ortaya çıkmaz mealindeki söyleminde muhtemelen bunu kastediyordu Adorno. Ya izleyeceğiz ya etkin failler olacağız. Bu gerilimin nereye evrileceği ise ilerideki toplumsal yaşamda gerçekleşecek şu andaki tohumun niceliği ve niteliği üzerinde.




Yorumlar