TÜRKİYE SEÇİM SÜRECİNE GİRERKEN--Hasan Alıcı

İktidarın Seçim Mimarisi, Devlet–Parti İlişkisi ve Muhalefetin Stratejik Sorunu
11 Eylül 2026
Türkiye’de cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerinin olağan takvimi 2028 yılını işaret etmektedir. Bununla birlikte siyasal gelişmeler, seçim hazırlıklarının yalnızca resmî seçim takviminin ilan edilmesiyle başlamadığını göstermektedir.
AKP teşkilatındaki yeniden yapılanma, seçim koordinasyon mekanizmalarının güçlendirilmesi, belediye başkanlarının parti değiştirmesi, kamuoyu araştırmaları, Cumhurbaşkanlığı iletişim mekanizması, veri ve yapay zekâ çalışmaları, ekonomi politikalarının zamanlaması, Kürt meselesindeki yeni süreç, Abdullah Öcalan ile yürütülen temaslar ve TBMM’deki 360 milletvekili hesabı birlikte değerlendirildiğinde Türkiye’nin fiilen seçim hazırlığı dönemine girdiği sonucuna varılabilir.
Bu nedenle araştırılması gereken temel mesele yalnızca Recep Tayyip Erdoğan’ın bir sonraki seçimi kazanıp kazanamayacağı değildir.
Daha temel soru şudur:
Muhalefet, yaklaşık yirmi beş yıldır iktidarda bulunan siyasal yapının karar üretme biçimini, bilgi toplama mekanizmalarını, devlet kurumlarıyla ilişkisini, seçim organizasyonunu ve değişen koşullara uyum sağlama kapasitesini ne ölçüde tanımaktadır?
Bu çalışma esas olarak bu soruya odaklanmaktadır.
—
I. ERDOĞAN’IN GÖRÜNEN VE GÖRÜNMEYEN SEÇİM MİMARİSİ
Erdoğan’ın yaklaşan seçimlere hazırlanırken kullandığı yapıyı yalnızca AKP Genel Merkezi bünyesindeki Seçim Koordinasyon Merkezi üzerinden değerlendirmek yeterli değildir.
Mevcut yapı, birbirinden farklı fakat Erdoğan’ın şahsında kesişen çeşitli karar merkezlerinden meydana gelmektedir.
Bu sistem kabaca şu şekilde modellenebilir:
Erdoğan → Cumhurbaşkanlığı çekirdeği → güvenlik ve Kürt meselesi hattı → hukuk ve adaylık hattı → AKP seçim örgütü → kamuoyu, iletişim ve veri ağı → ekonomi yönetimi → MHP ile stratejik ortaklık
Bu yapının tüm aktörleri aynı kurulun üyesi değildir. Bununla birlikte, farklı alanlardan üretilen bilgi ve değerlendirmelerin nihai olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın karar mekanizmasına ulaştığı görülmektedir.
—
II. CUMHURBAŞKANLIĞI İÇİNDEKİ DAR KARAR ÇEVRESİ
Cumhurbaşkanlığı teşkilatı içinde kamuoyunda daha az görünür olmakla birlikte Erdoğan’ın günlük karar trafiğine yakın iki makam dikkat çekmektedir:
Hasan Doğan ve Hakkı Susmaz.
Hasan Doğan Cumhurbaşkanı Özel Kalem Müdürü, Hakkı Susmaz ise Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteridir.
Bu kişileri doğrudan seçim stratejisti olarak nitelendirmek için yeterli açık veri bulunmamaktadır. Bununla birlikte her iki makam da Cumhurbaşkanının görüşme, toplantı, karar ve koordinasyon süreçlerinin merkezinde bulunmaktadır.
15 Nisan 2026 tarihli Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu toplantısında Erdoğan’ın yanında Hakkı Susmaz, Hasan Doğan ve İletişim Başkanı Burhanettin Duran’ın yer alması, Cumhurbaşkanlığı içindeki yakın koordinasyon yapısına ilişkin önemli bir gösterge oluşturmaktadır.
Hasan Doğan’ın dış politika görüşmeleri dahil olmak üzere çok sayıda üst düzey toplantıda Cumhurbaşkanının yanında bulunması, görev alanının klasik bir özel kalem işlevinden daha geniş bir koordinasyon rolüne sahip olduğunu düşündürmektedir.
Dolayısıyla Cumhurbaşkanına hangi dosyaların, değerlendirmelerin ve görüşmelerin ulaştığı sorusu bakımından bu iki makam göz ardı edilemez.
—
III. SİYASİ-GÜVENLİK EKSENİ: ERDOĞAN, EFKAN ALA VE İBRAHİM KALIN
DEM Parti ve Abdullah Öcalan merkezli süreç incelendiğinde, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yanında iki ismin düzenli biçimde öne çıktığı görülmektedir:
Efkan Ala ve İbrahim Kalın.
13 Ağustos 2026 tarihinde Cumhurbaşkanı Erdoğan, DEM Parti İmralı Heyeti üyeleri Pervin Buldan ve Mithat Sancar’ı Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde kabul etmiştir. Görüşmede Erdoğan’ın yanında AKP Genel Başkanvekili Efkan Ala ile MİT Başkanı İbrahim Kalın yer almıştır.
Bu kompozisyon, söz konusu dosyanın hem siyasi hem de güvenlik boyutuyla ele alındığını göstermektedir.
Buradan hareketle şu sonuç çıkarılabilir:
Öcalan/DEM dosyasının Erdoğan tarafındaki dar siyasi-güvenlik koordinasyonunda Efkan Ala ve İbrahim Kalın merkezi bir konuma sahiptir.
Bu durum, Erdoğan’ın olası yeniden adaylığı bakımından ayrıca önem taşımaktadır. Çünkü Anayasa’nın 116. Maddesi uyarınca TBMM’nin seçimlerin yenilenmesine karar verebilmesi için 360 milletvekilinin desteği gerekmektedir. İktidar blokunun mevcut milletvekili sayısının bu eşiğin altında bulunması, diğer siyasi aktörlerin tutumunu önemli hale getirmektedir.
Bununla birlikte DEM Parti ile yürütülen sürecin doğrudan Erdoğan’ın yeniden seçilmesini sağlamak amacıyla başlatıldığına ilişkin doğrulanmış bir belge bulunmamaktadır.
Bu nedenle iki olguyu birbirinden ayırmak gerekir.
Birincisi, Erdoğan’ın yeniden adaylığı açısından Meclis aritmetiğinin önem taşımasıdır.
İkincisi, DEM/Öcalan sürecinin Erdoğan tarafındaki dar koordinasyonunda Efkan Ala ve İbrahim Kalın’ın bulunmasıdır.
Bu iki sürecin ilerleyen dönemde kesişip kesişmeyeceği ise 2027–2028 siyasetinin önemli sorularından biridir.
—
IV. HUKUKİ ÇERÇEVE VE MEHMET UÇUM
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, Erdoğan’ın yeniden adaylığı tartışmalarında öne çıkan isimlerden biridir.
Uçum’un rolü doğrudan seçim kampanyası yönetiminden ziyade cumhurbaşkanlığı sistemi, anayasa, devlet yapılanması ve Erdoğan’ın yeniden adaylığına ilişkin hukuki çerçeve üretimiyle ilişkilidir.
Anayasa’nın 116. Maddesine göre TBMM, üye tam sayısının beşte üç çoğunluğuyla seçimlerin yenilenmesine karar verebilir. Bu sayı 360 milletvekiline karşılık gelmektedir.
Aynı madde, Cumhurbaşkanının ikinci döneminde Meclis tarafından seçimlerin yenilenmesine karar verilmesi halinde Cumhurbaşkanının bir kez daha aday olabilmesine imkân tanımaktadır.
Dolayısıyla Erdoğan’ın üçüncü kez adaylığı bakımından temel anayasal yol, seçimlerin TBMM tarafından yenilenmesi olarak görünmektedir.
AKP Grup Başkanvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu da 2027 sonbaharında seçimlerin yenilenmesi ihtimalini kamuoyunda dile getirmiş ve gerekli çoğunluğun 360 milletvekili olduğunu ifade etmiştir.
Bu çerçevede farklı aktörlerin işlevleri kabaca şu şekilde ayrışmaktadır:
Mehmet Uçum: hukuki ve anayasal çerçeve
Efkan Ala: siyasi ve parlamenter koordinasyon
İbrahim Kalın: güvenlik ve Kürt meselesinin devlet boyutu
Bu alanların 2027–2028 döneminde birbirine yaklaşma ihtimali bulunmaktadır.
—
V. STRATEJİK İLETİŞİM VE BURHANETTİN DURAN
Seçim süreçleri yalnızca teşkilat, aday ve sandık organizasyonundan ibaret değildir. Siyasal olayların kamuoyuna hangi çerçeve içinde sunulduğu da seçmen davranışını etkileyen önemli faktörlerden biridir.
Bu noktada Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı merkezi bir işlev üstlenmektedir.
Siyasal iletişim bakımından temel mesele yalnızca bir olayın kendisi değil, olayın hangi kavramsal çerçeve içinde sunulduğudur.
Ekonomik sıkıntılar “kriz” olarak da, “geçici ekonomik fedakârlık dönemi” olarak da tanımlanabilir.
PKK’nın silah bırakması “devletin taviz vermesi” biçiminde de, “terörün sona erdirilmesi” biçiminde de sunulabilir.
Dış politika gerilimleri “uluslararası yalnızlaşma” veya “bağımsız dış politika” söylemiyle çerçevelenebilir.
Bu nedenle seçim stratejisinin önemli bir boyutu, toplumsal gerçekliğin nasıl anlamlandırılacağı üzerine yürütülen siyasi mücadeledir.
Burhanettin Duran başkanlığındaki İletişim Başkanlığı bu bağlamda Cumhurbaşkanlığı sisteminin stratejik anlatı üretim merkezlerinden biri olarak değerlendirilebilir.
—
VI. KAMUOYU ARAŞTIRMALARI VE FARUK ACAR
AKP Genel Başkan Yardımcısı ve Tanıtım ve Medya Başkanı Faruk Acar, iktidarın seçim hazırlıkları bakımından özel önem taşıyan aktörlerden biridir.
Acar’ın kamuoyu araştırmaları alanından gelmesi, onun parti içindeki konumunu diğer medya yöneticilerinden ayırmaktadır.
AKP’nin resmî özgeçmişine göre Acar, Andy-Ar araştırma şirketinin kurucularındandır ve 24 Haziran 2018 milletvekili ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinde AKP ve Erdoğan’ın kampanya direktörlüğünü yürütmüştür.
Bu geçmiş, kamuoyu araştırması ile siyasal iletişim arasındaki ilişkinin aynı aktörde birleşmesi bakımından dikkat çekicidir.
Bu yapı şu şekilde düşünülebilir:
kamuoyu araştırması → seçmen eğiliminin tespiti → mesaj geliştirme → lider imajı → kampanya → medya stratejisi
Uzun süre iktidarda kalan bir siyasi partinin önemli avantajlarından biri, seçmen desteğindeki aşınmayı ve toplumsal hoşnutsuzluğun nedenlerini muhalefetten daha erken ölçebilme kapasitesidir.
Dolayısıyla Faruk Acar’ın seçim dönemindeki rolü yalnızca medya organizasyonuyla sınırlı görülmemelidir.
—
VII. VERİ, DİJİTAL TEKNOLOJİLER VE YAPAY ZEKÂ
Modern seçim kampanyalarının önemli özelliklerinden biri, siyasal iletişimin klasik araçların ötesine geçmiş olmasıdır.
Miting, afiş, televizyon, gazete ve mahalle toplantılarının yanında artık şu araçlar kullanılmaktadır:
sosyal medya analizi,
büyük veri,
dijital davranış analizi,
yapay zekâ,
seçmen davranışı modellemesi,
Mikro hedefleme.
AKP’nin Bilgi ve İletişim Teknolojileri Başkanlığı ve bu birimin başındaki Ömer İleri, partinin dijital dönüşüm çalışmalarında önemli rol oynamaktadır.
Parti yönetiminin yapay zekânın siyasi süreçlerde ve parti yönetiminde kullanılacağını açık biçimde ifade etmesi, teknoloji ile siyasal karar üretimi arasındaki ilişkinin giderek güçlendiğini göstermektedir.
Buradaki temel araştırma sorusu şudur:
Muhalefet, iktidarın yalnızca siyasal söylemini değil, seçmen davranışını da ölçmek ve analiz etmek için kullandığı teknolojik altyapıyı ne ölçüde takip etmektedir?
—
VIII. TEŞKİLAT VE SAHA ORGANİZASYONU
Seçim stratejisinin en önemli unsurlarından biri teşkilat kapasitesidir.
AKP açısından bu alanda üç isim öne çıkmaktadır:
Ahmet Büyükgümüş, Ali İhsan Yavuz ve Hilmi Bilgin.
Ahmet Büyükgümüş teşkilat yapılanmasından, Ali İhsan Yavuz seçim işlerinden, Hilmi Bilgin ise Seçim Koordinasyon Merkezi’nden sorumludur.
AKP’nin örgüt yapısında seçim işleri, teşkilat, tanıtım ve medya, bilgi teknolojileri, yerel yönetimler, sosyal politikalar ve ekonomi işleri ayrı ayrı kurumsallaşmış durumdadır.
Bu yapı seçim döneminde oluşturulmuş geçici bir mekanizma değildir.
Aksine, uzun yıllar içinde oluşmuş sürekli bir organizasyon ağıdır.
Bu nedenle AKP yalnızca siyasi bir parti olarak değil, aynı zamanda seçim dönemleri arasında da çalışmaya devam eden geniş ölçekli bir seçim örgütü olarak değerlendirilmelidir.
—
IX. EKONOMİ POLİTİKASI VE SEÇİM TAKVİMİ
Seçim davranışının en güçlü belirleyicilerinden biri ekonomidir.
Bu nedenle Cevdet Yılmaz ve Mehmet Şimşek tarafından yürütülen ekonomi politikaları yalnızca makroekonomik sonuçları açısından değil, seçim takvimiyle ilişkileri bakımından da önem taşımaktadır.
Seçmen davranışında şu göstergeler belirleyici olabilir:
maaşlar,
emekli aylıkları,
gıda fiyatları,
konut kiraları,
faiz oranları,
kredi koşulları,
işsizlik,
sosyal yardımlar,
Vergi düzenlemeleri.
Seçim açısından asıl mesele yalnızca ekonomik göstergelerin düzelmesi değildir.
Daha önemlisi, bu iyileşmenin seçmenin günlük hayatında hangi tarihte hissedileceğidir.
Örneğin, enflasyon oranının teknik olarak düşmesi ile vatandaşın satın alma gücünün artması aynı şey değildir.
Bu nedenle seçim dönemine yaklaşırken ücret, emekli aylığı, sosyal yardım, konut politikası ve kredi koşullarında yapılabilecek değişiklikler siyasi sonuçlar doğurabilir.
—
X. MHP VE DEVLET BAHÇELİ FAKTÖRÜ
Erdoğan’ın seçim stratejisini yalnızca AKP üzerinden değerlendirmek eksik olur.
Cumhur İttifakı içinde MHP ve Devlet Bahçeli önemli bir stratejik konuma sahiptir.
MHP’nin etkisi şu alanlarda görülmektedir:
Meclis aritmetiği,
anayasa tartışmaları,
güvenlik politikaları,
Kürt meselesi,
devlet bürokrasisindeki siyasi yönelim,
Cumhur İttifakı’nın devamlılığı.
Devlet Bahçeli AKP üyesi veya Erdoğan’ın kampanya yöneticisi değildir.
Ancak Erdoğan’ın siyasi geleceği açısından önemli kararların büyük bölümü MHP’nin konumu dikkate alınmadan değerlendirilemez.
Bu nedenle Bahçeli, Erdoğan’ın parti dışındaki en önemli stratejik ortaklarından biri olarak görülmelidir.
—
XI. ÖCALAN FAKTÖRÜ VE SEÇİM DENKLEMİ
Abdullah Öcalan’ın Erdoğan’ın seçim karargâhının bir parçası olduğu yönünde herhangi bir kanıt bulunmamaktadır.
Bununla birlikte Öcalan faktörü, Türkiye’nin mevcut siyasi denkleminde önemli bir değişken durumundadır.
Çünkü aynı dönemde şu süreçler ilerlemektedir:
PKK’nın silahsızlanması,
silahlı örgüt yapısının tasfiyesi,
DEM Parti ile devlet arasındaki ilişkilerin yeniden şekillenmesi,
yasal düzenlemeler,
bölgesel Kürt meselesi,
Erdoğan’ın yeniden adaylığı bakımından Meclis aritmetiği.
Bu nedenle esas soru, Öcalan’ın Erdoğan’ı destekleyip desteklemeyeceği şeklinde basitleştirilmemelidir.
Daha önemli soru şudur:
DEM Parti, Erdoğan’ın yeniden adaylığına imkân verebilecek 360 oyluk TBMM kararında nasıl bir tutum alacaktır?
Bugün itibarıyla bu sorunun kesin bir cevabı bulunmamaktadır.
—
XII. GÖRÜNMEYEN KARARGÂHIN İŞLEVSEL HARİTASI
Mevcut veriler ışığında Erdoğan çevresindeki seçim ve karar mekanizması şu şekilde özetlenebilir:
Recep Tayyip Erdoğan: nihai siyasi karar merkezi.
Hasan Doğan – Hakkı Susmaz: Cumhurbaşkanlığı İç koordinasyonu.
Efkan Ala: parti siyaseti, ittifaklar ve DEM hattındaki siyasi koordinasyon.
İbrahim Kalın: güvenlik, istihbarat, PKK/Öcalan ve bölgesel güvenlik.
Mehmet Uçum: anayasa, devlet sistemi ve yeniden adaylık tartışmalarının hukuki boyutu.
Devlet Bahçeli: Cumhur İttifakı’nın stratejik ortağı.
Faruk Acar: kamuoyu, kampanya, medya ve siyasal mesaj.
Burhanettin Duran: Cumhurbaşkanlığı stratejik iletişimi.
Ömer İleri: teknoloji, veri ve yapay zekâ.
Ahmet Büyükgümüş – Ali İhsan Yavuz – Hilmi Bilgin: teşkilat, seçim işleri ve sandık organizasyonu.
Cevdet Yılmaz – Mehmet Şimşek: ekonomik ortam ve sosyal politika.
—
XIII. 31 MART 2024 SEÇİMLERİNİN ÖNEMİ
31 Mart 2024 yerel seçimleri Türkiye siyasetinde önemli bir dönüm noktası oluşturmuştur.
Bu seçimde CHP özellikle büyükşehirlerde güçlü bir sonuç elde etmiş ve AKP uzun yıllar sonra ülke genelinde önemli bir seçim yenilgisi yaşamıştır.
Bu sonuç birkaç açıdan önemlidir.
Birincisi, AKP’nin seçim yoluyla yenilebileceği yeniden görünür hale gelmiştir.
İkincisi, CHP’nin geleneksel seçmen bölgelerinin dışına çıkabilme kapasitesi ortaya çıkmıştır.
Üçüncüsü, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ulusal ölçekte Erdoğan’ın karşısına çıkabilecek güçlü bir cumhurbaşkanı adayı olarak görülmeye başlanmıştır.
Bu nedenle 31 Mart 2024 sonrası yaşanan siyasal gelişmeler, yalnızca yerel siyaset bağlamında değil, 2028 cumhurbaşkanlığı seçimleri çerçevesinde de değerlendirilmelidir.
—
XIV. İMAMOĞLU DOSYASININ STRATEJİK ÖNEMİ
Ekrem İmamoğlu’nun siyasi önemi yalnızca İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinden kaynaklanmamaktadır.
İmamoğlu, Erdoğan karşısındaki potansiyel cumhurbaşkanı adaylarından biri olması nedeniyle merkezi bir siyasi aktör haline gelmiştir.
Mart 2025’te tutuklanması, hakkında açılan davalar ve üniversite diplomasının iptal edilmesi onun cumhurbaşkanlığı adaylığını doğrudan etkileyebilecek gelişmelerdir.
İmamoğlu kendisine yöneltilen suçlamaları reddetmektedir.
İktidar ise yargının bağımsız hareket ettiğini savunmaktadır.
Bununla birlikte anayasal açıdan ortaya çıkan tablo dikkat çekicidir:
Erdoğan’ın yeniden aday olabilmesi için TBMM’nin seçimleri yenilemesi gerekirken, İmamoğlu’nun aday olabilmesi için diploma konusunda ortaya çıkan hukuki engelin ortadan kalkması gerekmektedir.
Bu nedenle yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimi yalnızca seçmen tercihleriyle değil, adayların hukuki statüleriyle de şekillenmektedir.
—
XV. BELEDİYELER VE YEREL SİYASİ GÜÇ
2024 yerel seçimlerinden sonra Türkiye’de belediyeler alanında önemli değişimler yaşanmıştır.
Bunlardan biri belediye başkanlarının parti değiştirmesidir.
Diğeri soruşturmalar, görevden almalar ve kayyum uygulamalarıdır.
Bu süreçlerin hukuki nitelikleri birbirinden farklıdır ve aynı kategoride değerlendirilmemelidir.
Ancak ortak siyasal sonuçlarından biri, 2024 seçimlerinin oluşturduğu yerel güç haritasının zaman içinde değişmesidir.
Belediyeler yalnızca yerel hizmet üreten kurumlar değildir.
Aynı zamanda şu alanlarda siyasi etki üretirler:
sosyal yardım,
istihdam,
yerel görünürlük,
kamu hizmetleri,
yerel medya,
ihale ve ekonomik ilişkiler,
seçmenle doğrudan temas,
Siyasi prestij.
Bu nedenle belediye yönetiminin el değiştirmesi, yerel siyasi ağların yeniden şekillenmesine de yol açabilir.
—
XVI. ERDOĞAN VE AKP’NİN YİRMİ BEŞ YILLIK KURUMSAL HAFIZASI
AKP’nin en önemli avantajlarından biri yaklaşık çeyrek yüzyıllık seçim ve iktidar deneyimidir.
2002’den itibaren parti çok sayıda genel seçim, yerel seçim, referandum ve cumhurbaşkanlığı seçimi yaşamıştır.
Her seçim, parti açısından yeni bir bilgi üretmiştir.
Hangi bölgede oy kaybedildiği,
hangi seçmen grubunun uzaklaştığı,
hangi söylemlerin etkili olduğu,
hangi ittifakların sonuç verdiği,
hangi ekonomik koşulların seçmen davranışını değiştirdiği
Uzun yıllar boyunca gözlemlenmiştir.
Bu nedenle muhalefetin karşısındaki yapı yalnızca Erdoğan’ın kişisel siyasi yeteneğinden ibaret değildir.
Aynı zamanda uzun yıllar boyunca birikmiş geniş bir seçim ve iktidar hafızası bulunmaktadır.
—
XVII. UZUN SÜRELİ İKTİDARIN YARATTIĞI KURUMSAL AVANTAJ
Devlet ile siyasi parti hukuken birbirinden ayrıdır.
Ancak uzun süre iktidarda kalan partiler devletin işleyişi hakkında önemli bir deneyim kazanırlar.
AKP açısından bu deneyim şu alanları kapsamaktadır:
bürokratik süreçler,
mevzuat,
bütçe hazırlığı,
kriz yönetimi,
dış politika,
uluslararası ilişkiler,
medya yönetimi,
yerel yönetimler,
Sosyal politika.
Muhalefet partileri ise bu süreçlerin önemli bir bölümünü iktidar dışından izlemek durumundadır.
Dolayısıyla Erdoğan’ın siyasi avantajlarından biri yalnız seçmen desteği değil, uzun yıllar boyunca edinmiş olduğu devlet yönetimi tecrübesidir.
—
XVIII. MUHALEFET İKTİDAR MEKANİZMASINI NE ÖLÇÜDE TANIYOR?
Muhalefet Erdoğan’ın siyasi söylemini ve kamuoyuna açık faaliyetlerini yakından izlemektedir.
Ancak asıl mesele Erdoğan’ın kişisel açıklamalarından çok, onun arkasındaki karar mekanizmasının nasıl çalıştığını anlamaktır.
Bu noktada şu sorular önem taşımaktadır:
Erdoğan’a hangi düzenli raporlar sunulmaktadır?
AKP hangi kamuoyu araştırma şirketleriyle çalışmaktadır?
Seçmen davranışları hangi yöntemlerle analiz edilmektedir?
Teşkilatlardan Ankara’ya hangi tür saha raporları ulaşmaktadır?
Sosyal medya eğilimleri nasıl ölçülmektedir?
Ekonomik kararların seçmen davranışı üzerindeki etkisi nasıl hesaplanmaktadır?
DEM Parti konusunda hangi siyasi senaryolar hazırlanmaktadır?
MHP ile koordinasyon hangi alanlarda yürütülmektedir?
360 milletvekili için hangi parlamenter seçenekler değerlendirilmektedir?
Muhalefetin olası adaylarına karşı ayrı ayrı stratejiler hazırlanmakta mıdır?
Bu sorulara cevap verilmeden iktidarın seçim stratejisini anlamak mümkün değildir.
—
XIX. REAKTİF MUHALEFET SORUNU
Erdoğan siyasetinin önemli özelliklerinden biri gündem belirleme kapasitesidir.
Muhalefet çoğu zaman iktidarın ortaya koyduğu gündemlere tepki vermek zorunda kalmaktadır.
Bu durum muhalefetin sürekli reaktif bir pozisyonda kalmasına yol açabilir.
Oysa seçim kazanmak için yalnız iktidarın gündemine cevap vermek yeterli değildir.
Muhalefetin kendi siyasi gündemini oluşturması gerekir.
Bir siyasi aktör, gündemi sürekli olarak rakibinin belirlediği koşullarda hareket ediyorsa, zaman içinde rakibinin belirlediği siyasal zeminde mücadele etmek zorunda kalabilir.
Bu nedenle stratejik siyaset yalnız tepki üretmek değil, gündem yaratmak anlamına gelir.
—
XX. 360 MİLLETVEKİLİ MESELESİ
Önümüzdeki dönemin en kritik parlamenter sayılarından biri 360’tır.
Anayasa’nın 116. Maddesi gereğince TBMM’nin seçimlerin yenilenmesine karar verebilmesi için 360 milletvekilinin oyuna ihtiyaç bulunmaktadır.
Cumhurbaşkanı ikinci dönemindeyken Meclis böyle bir karar verirse, Cumhurbaşkanı yeniden aday olabilmektedir.
Bu durumda temel soru şudur:
İktidar blokunun eksik oyları nereden gelecektir?
Muhtemel kaynaklar arasında şunlar tartışılabilir:
DEM Parti,
bağımsız milletvekilleri,
küçük partiler,
parti değiştiren milletvekilleri,
muhalefet partilerinden bireysel destekler,
daha geniş bir anayasal veya siyasi uzlaşma.
Dolayısıyla bir sonraki cumhurbaşkanlığı seçim sürecinin ilk kritik aşaması sandıkta değil, TBMM’de yaşanabilir.
—
XXI. ÖCALAN SÜRECİNİN SEÇİM BOYUTU
Öcalan merkezli süreci yalnızca Erdoğan’ın yeniden seçilme stratejisi olarak açıklamak indirgemeci olur.
Aynı şekilde sürecin seçim siyasetiyle hiçbir ilişkisi bulunmadığını varsaymak da eksik bir değerlendirmedir.
Kürt sorunu ve silahlı çatışmaların sona ermesi Türkiye açısından başlı başına tarihsel öneme sahiptir.
Ancak böyle büyük bir siyasi gelişmenin seçim davranışını etkilememesi düşünülemez.
Özellikle DEM Parti’nin TBMM’deki konumu ve Kürt seçmenin olası ikinci tur tercihleri dikkate alındığında, bu sürecin cumhurbaşkanlığı seçimlerine yansımaları olacaktır.
Dolayısıyla doğru yaklaşım, barış ve silahsızlanma sürecini yalnızca seçim stratejisine indirgemeden, seçim üzerindeki etkilerini de analizin dışında bırakmamaktır.
—
XXII. KÜRT SEÇMEN VE İKİNCİ TUR MATEMATİĞİ
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin iki turlu yapısı, Kürt seçmenin davranışını özellikle önemli hale getirmektedir.
Erdoğan’ın bütün Kürt seçmenini AKP’ye kazandırması gerekmeyebilir.
Muhalefet adayına giden desteğin azalması bile seçim sonucunu etkileyebilir.
Bunun birkaç biçimi olabilir:
bir bölüm seçmenin Erdoğan’a yönelmesi,
sandığa katılımın düşmesi,
DEM Parti’nin bağımsız aday çıkarması,
İkinci turda ortak muhalefet adayına geçmişteki ölçüde destek verilmemesi.
Bu nedenle esas mesele yalnızca AKP’nin Kürt seçmenden ne kadar oy alacağı değildir.
Daha önemli soru, muhalefetin geçmiş seçimlerde oluşturduğu geniş seçmen koalisyonunu koruyup koruyamayacağıdır.
—
XXIII. MUHALEFETİN PARÇALANMASI VE İKİ TURLU SEÇİM SİSTEMİ
İki turlu cumhurbaşkanlığı seçimlerinde temel stratejik sorunlardan biri seçmen koalisyonlarıdır.
Erdoğan açısından temel amaç, kendi seçmen tabanını mümkün olduğunca bir arada tutmak ve rakip seçmen blokunun tek bir adayın etrafında birleşmesini zorlaştırmak olabilir.
Muhafazakârlar,
milliyetçiler,
Kürtler,
sol seçmen,
seküler seçmen,
merkez sağ seçmen
Ortak bir aday etrafında birleştiğinde muhalefetin kazanma ihtimali yükselmektedir.
Bu grupların birbirinden uzaklaşması, iktidarın seçim şansını artırabilir.
Dolayısıyla Erdoğan’ın seçim kazanabilmesi için toplumun çoğunluğunu ideolojik olarak AKP’li hâle getirmesi gerekmemektedir.
Rakip çoğunluğun ortak siyasi aday ve program çevresinde birleşmesini engellemek de yeterli olabilir.
—
XXIV. MUHALEFETİN CUMHURBAŞKANI ADAYI
Önümüzdeki seçim bakımından temel belirsizliklerden biri muhalefetin adayının kim olacağıdır.
Ekrem İmamoğlu’nun hukuki durumu,
Mansur Yavaş’ın olası adaylığı,
Özgür Özel’in konumu,
başka bir uzlaşma adayının ortaya çıkma ihtimali
Henüz kesinleşmiş değildir.
Adayın açıklanma zamanı da stratejik öneme sahiptir.
Adayın erken açıklanması iktidara uzun süreli bir karşı kampanya yürütme imkânı sağlayabilir.
Geç açıklanması ise muhalefetin örgütlenme ve kampanya süresini kısaltabilir.
Dolayısıyla adaylık meselesi yalnızca isimle ilgili değil, aynı zamanda zamanlama sorunudur.
—
XXV. SEÇİM SONUCU BUGÜNDEN TAHMİN EDİLEBİLİR Mİ?
Bugünkü koşullarda Erdoğan’ın kesin biçimde kazanacağını ya da kaybedeceğini söylemek mümkün değildir.
Bunun temel nedeni, seçim sonucunu etkileyebilecek önemli değişkenlerin henüz kesinleşmemiş olmasıdır.
Bunların başlıcaları şunlardır:
1. Erdoğan yeniden aday olabilecek mi?
2. Muhalefetin adayı kim olacak?
3. Ekonomi seçim dönemine kadar nasıl gelişecek?
4. DEM Parti ve Kürt seçmen nasıl davranacak?
5. AKP–MHP ittifakı mevcut biçimiyle devam edecek mi?
6. Muhalefet ortak bir aday ve ortak bir siyasi program oluşturabilecek mi?
Bu sorulardan birkaçının cevabı dahi seçim sonucunu önemli ölçüde değiştirebilir.
—
XXVI. İKTİDARIN MUHTEMEL SEÇİM ANLATISI
Mevcut gelişmeler iktidarın ileride kullanabileceği olası seçim anlatısına ilişkin bazı ipuçları vermektedir.
Bu anlatının temel unsurları şu şekilde oluşabilir:
Türkiye’nin terörü sona erdirdiği,
Türkiye’nin bölgesel güç konumunu güçlendirdiği,
ekonomik krizin geride kaldığı,
enflasyonun düştüğü,
çalışanların ve emeklilerin gelirlerinin iyileştiği,
muhalefetin kendi içinde bölündüğü,
ülkenin istikrara ihtiyaç duyduğu,
Mevcut sürecin Erdoğan tarafından tamamlanabileceği.
Bu durumda seçim yalnızca “Erdoğan mı, muhalefet mi?” ikilemi üzerinden değil, aynı zamanda “istikrar mı, belirsizlik mi?” çerçevesi üzerinden de yürütülebilir.
—
XXVII. MUHALEFETİN ALTERNATİF YÖNETİM KAPASİTESİ
Muhalefetin yalnızca iktidar değişikliğini savunması yeterli olmayabilir.
Seçmenin önemli bir bölümü yalnızca mevcut iktidardan memnun olup olmadığına değil, alternatif yönetimin güvenilir olup olmadığına da bakacaktır.
Bu nedenle muhalefetin şu sorulara açık cevap vermesi gerekir:
Ekonomiyi kim yönetecek?
Dış politika nasıl yürütülecek?
Kürt meselesine yaklaşım ne olacak?
Devlet kurumları nasıl yeniden yapılandırılacak?
Sosyal yardım sistemi nasıl devam edecek?
Muhafazakâr seçmenin yaşam biçimine ilişkin hangi güvenceler verilecek?
Savunma ve güvenlik politikalarında hangi çizgi izlenecek?
Mülteci politikası nasıl şekillenecek?
Emekliler ve çalışanlar için ekonomik program ne olacak?
Gençlerin ülkede kalmasını sağlayacak koşullar nasıl oluşturulacak?
Hukuk devleti ve yargı bağımsızlığı nasıl güçlendirilecek?
Muhalefet ancak bu sorulara inandırıcı cevaplar ürettiği ölçüde iktidara alternatif bir yönetim merkezi olarak görülebilir.
—
XXVIII. MUHALEFETİN “GÖLGE KARARGÂHI” SORUNU
İktidar tarafında ekonomi, hukuk, güvenlik, seçim işleri, medya, teşkilat, dijital teknoloji, dış politika ve yerel yönetimler alanlarında uzmanlaşmış yapılar bulunmaktadır.
Buna karşılık muhalefetin iktidarın karar süreçlerini sürekli takip eden, verileri karşılaştıran ve uzun vadeli senaryolar geliştiren merkezi bir araştırma ve strateji mekanizmasına ne ölçüde sahip olduğu açık değildir.
Böyle bir yapı şu görevleri üstlenebilir:
AKP MYK kararlarının sistematik analizi,
Cumhurbaşkanlığı atamalarının izlenmesi,
ekonomik kararların seçim zamanlamasıyla ilişkisinin incelenmesi,
AKP–MHP–DEM temaslarının kronolojik takibi,
iktidarın dijital kampanya yöntemlerinin analizi,
kamuoyu araştırmalarının karşılaştırılması,
bölgesel seçmen eğilimlerinin izlenmesi,
iktidarın muhtemel senaryolarına karşı alternatif stratejilerin hazırlanması.
Bu tür bir mekanizma istihbarat faaliyeti anlamında değil, demokratik siyasal analiz ve araştırma merkezi anlamında düşünülebilir.
—
XXIX. ERDOĞAN SİYASETİNİN YİRMİ BEŞ YILLIK DÖNÜŞÜMÜ
Erdoğan’ın siyasi çizgisi yalnız ideolojik süreklilik üzerinden değerlendirildiğinde önemli değişimler gözden kaçabilir.
2002’den itibaren Erdoğan farklı dönemlerde farklı toplumsal ve siyasi aktörlerle ittifak kurmuştur.
Liberal çevrelerle iş birliği,
Gülen hareketiyle ortaklık ve daha sonra çatışma,
Kürt açılımı,
milliyetçi siyasete yönelme,
MHP ile Cumhur İttifakı,
Son dönemde yeniden Kürt meselesinde müzakere kanallarının açılması
Bu değişimlerin başlıca örnekleridir.
Dolayısıyla Erdoğan siyasetinin sürekliliği yalnızca aynı ittifakları korumakta değildir.
Daha belirleyici bir özellik, değişen siyasal koşullara göre yeni ittifaklar kurarak iktidar merkezini koruyabilme kapasitesidir.
Bu nedenle muhalefetin Erdoğan’ı yalnızca sabit ideolojik kategoriler içinde değerlendirmesi yetersiz kalabilir.
—
XXX. 2027 YILININ STRATEJİK ÖNEMİ
Olağan seçim tarihi 2028 olmakla birlikte, siyasi açıdan 2027 yılı daha kritik hale gelebilir.
Bu dönemde:
360 milletvekili meselesi somutlaşabilir,
Seçimlerin yenilenmesi tartışması başlayabilir,
Erdoğan’ın adaylık kararı netleşebilir,
Muhalefetin cumhurbaşkanı adayı belirlenebilir,
ekonomi politikalarında seçim takvimi daha görünür hale gelebilir,
Öcalan/PKK sürecinin sonuçları ortaya çıkabilir,
Yeni siyasi ittifaklar oluşabilir.
AKP Grup Başkanvekili Akbaşoğlu’nun Ekim-Kasım 2027 ihtimalinden söz etmiş olması resmî seçim kararı anlamına gelmemektedir. Bununla birlikte, iktidar çevrelerinde böyle bir takvimin tartışıldığını göstermektedir.
Dolayısıyla seçim 2028 yılında yapılsa dahi siyasi mücadelenin ana çerçevesi 2027 yılında büyük ölçüde şekillenebilir.
—
SONUÇ
Türkiye’de yaklaşan seçimleri yalnızca kamuoyu araştırmalarındaki parti oyları üzerinden değerlendirmek yetersizdir.
Seçim süreci çok daha geniş bir yapının sonucudur.
Bu yapı;
aday belirleme,
Meclis aritmetiği,
anayasal hukuk,
ekonomi,
parti teşkilatı,
medya ve siyasal iletişim,
yerel yönetimler,
devlet yönetimi deneyimi,
uluslararası konjonktür,
Kürt meselesi,
MHP faktörü,
genç seçmen,
emekliler,
kararsız seçmenler
Gibi çok sayıda değişkeni içermektedir.
Erdoğan’ın karşı karşıya olduğu temel sorunlar da açıktır.
Uzun süreli iktidarın yarattığı yorgunluk,
ekonomik sorunlar,
genç kuşakların değişen siyasi tercihleri,
2024 yerel seçimlerinde yaşanan yenilgi,
büyükşehirlerde oy kaybı
İktidar açısından önemli riskler oluşturmaktadır.
Buna karşılık muhalefetin önündeki sorun da küçümsenmemelidir.
Muhalefetin karşısında yalnızca Recep Tayyip Erdoğan bulunmamaktadır.
Yaklaşık yirmi beş yıldır seçimlere giren, iktidar deneyimi kazanan, kriz yöneten, ittifaklar kuran, teşkilat geliştiren, seçmen davranışını ölçen ve değişen koşullara uyum sağlayan geniş bir siyasi mekanizma bulunmaktadır.
Bu mekanizmanın yenilmez olmadığı 2019 İstanbul ve 2024 yerel seçimlerinde görülmüştür.
Ancak yapının küçümsenmesi de ciddi bir stratejik hata olacaktır.
Bu nedenle muhalefet açısından temel soru yalnızca:
“Erdoğan nasıl yenilir?”
değildir.
Daha kapsamlı soru şudur:
“Erdoğan’ın arkasındaki yirmi beş yıllık iktidar ve seçim sistemi ne ölçüde tanınmaktadır?”
Bir siyasi rakibin karar alma mekanizması yeterince bilinmiyorsa, attığı her önemli adım beklenmedik bir gelişme olarak algılanabilir.
Belediye başkanı transferleri,
yeni ittifaklar,
Öcalan süreci,
erken seçim ihtimali,
360 milletvekili hesabı,
sosyal politika paketleri,
yeni kampanya dili
Bu nedenle yalnızca günlük haberler olarak değerlendirilmemelidir.
Stratejik muhalefetin görevi, iktidarın muhtemel adımlarını önceden değerlendirmek ve her senaryo için hukuki, siyasi, ekonomik ve toplumsal alternatifler hazırlamaktır.
Mevcut gelişmeler, Türkiye’nin henüz resmî seçim takvimine girmemiş olmakla birlikte fiilen seçim hazırlığı dönemine girdiğine işaret etmektedir.
Erdoğan cephesinin bu sürece yalnız bir aday üzerinden değil; Cumhurbaşkanlığı, parti teşkilatı, seçim işleri, hukuk, iletişim, veri teknolojileri, ekonomi yönetimi, MHP ittifakı ve Kürt meselesindeki yeni süreç gibi birbirine bağlı çok sayıda mekanizmayla hazırlandığı görülmektedir.
Muhalefetin temel görevi de yalnızca Erdoğan’ın siyasal söylemine karşı çıkmak değil, bu mekanizmayı kurumsal ve sistematik biçimde analiz etmek, karar noktalarını belirlemek ve karşısına benzer düzeyde hazırlıklı bir siyasi yapı çıkarmaktır.
Seçim sonuçları sandıkta ortaya çıkar; ancak seçimlerin siyasi koşulları çoğu zaman sandık gününden çok önce oluşur.




Yorumlar