top of page

Almanya’da Seçimler, Avrupa’da Sağın Yeni Zemini -- Mustafa Mehmet Kapıkıran

11 dakika önce
9 dakikada okunur

Berlin eyalet seçimlerini aşırı sol kazandı, Almanya'nın kuzeydoğusunda ise aşırı sağcı AfD zafer elde etti.
Berlin eyalet seçimlerini aşırı sol kazandı, Almanya'nın kuzeydoğusunda ise aşırı sağcı AfD zafer elde etti.

Almanya’daki son eyalet seçimleri, Avrupa’da aşırı sağın yükselişini açıklarken tek nedenli yorumların sınırlarını bir kez daha gösterdi. AfD eski Doğu Almanya’nın bazı eyaletlerinde güçlü bir seçmen desteğine ulaşırken Berlin’de Sol Parti birinci oldu. Geleneksel partilerin gerilediği bir dönemde birbirinden farklı siyâsî programların farklı bölgelerde güç kazanması, ekonomik sıkıntı ile siyâsî tercih arasında doğrudan ve kaçınılmaz bir ilişki kurulamayacağını düşündürüyor. 

 

Berlin’de konut ve kira sorunu, Mecklenburg-Vorpommern’de ekonomik gelecek, enerji, kamu hizmetleri ve Rusya’yla ilişkiler, Saksonya-Anhalt’ta ise sosyal güvenlik ve barış tartışmaları seçim gündeminde farklı ağırlıklar kazanmıştır. Aynı toplumsal sorunlar da partiler tarafından aynı biçimde açıklanmadı. Berlin’de Sol Parti konut sorununu mülkiyet ve kira ilişkileri üzerinden ele alırken, AfD göçün konut talebi üzerindeki etkisini öne çıkarmıştır. Enerji meselesi bir parti için üretim maliyetleri ve sosyal güvenceyle, diğer bir parti için Rusya’yla ilişkilerin yeniden kurulmasıyla bağlantılantısı kurulabilmiştir. Dolayısıyla seçmen davranışını anlamak için insanların hangi sorunları yaşadıkları kadar, bu sorunların hangi siyâsî açıklamalar içinde anlamlandırıldığına da bakmak gerekiyor. 

 

Bu yaklaşım Doğu Almanya meselesi bakımından özellikle önemlidir. Bugünkü AfD desteğini Demokratik Alman Cumhuriyeti’nin (DAC) siyâsî ve toplumsal mirasının doğrudan devamı saymak kaba bir bakış açısı olmakla kalmaz, aradaki büyük tarihsel dönüşümü  de gözden kaçırır. Alman milliyetçiliği, antisemitizm ve ırkçılık DAC’den daha eski tarihsel köklere sahiptir. DAC kendisini antifaşist bir devlet olarak kurmuş, ekonomik mülkiyet ilişkilerini değiştirmiş ve faşizmle mücadeleyi resmî devlet anlayışının merkezine yerleştirmiştir. Bununla birlikte 1975 Erfurt saldırıları gibi olaylar, ırkçılığın gündelik toplum hayatından bütünüyle silinmediğini göstermektedir. 

 

Gideon Botsch’un Doğu Almanya’daki aşırı sağ çevreler üzerine araştırması da DAC döneminde Nazi sembolleri kullanan, milliyetçi ve ırkçı görüşler etrafında örgütlenen grupların varlığını ortaya koyuyor. Bu çevrelerin bir bölümü 1989–90 dönüşümü sırasında daha belirgin örgütlü ilişkiler edinmiş, birleşmenin ardından Batı Almanya’daki aşırı sağ yapılarla bağ kurmuştur. Fakat bu tarihsel devamlılık bugünkü AfD’yi kendiliğinden açıklamaya yetmez. AfD, çok daha sonraki ekonomik, toplumsal ve siyâsî koşullar içinde, başlangıçta avro ve Avrupa Birliği politikalarına itiraz eden bir parti olarak kurulmuş; göç, ulusal kimlik, güvenlik ve dış politika, sonraki yıllarda programında daha büyük yer edinmiştir. 

 

Doğu Almanya’nın mirasının tek bir siyâsî doğrultuya dönüşmediğini başka bir olgu da gösteriyor: Bugünkü Sol Parti’nin tarihsel oluşumunda DAC’nin iktidar partisinden dönüşen PDS de yer almaktadır. Aynı tarihsel geçmişin daha sonraki dönemlerde farklı siyâsî örgütlenmelere ve seçmen tercihlerine kaynaklık edebilmesi, geçmiş ile bugün arasındaki ilişkinin tek yönlü olarak kurulamayacağını ortaya koyuyor. 

 

Asıl büyük kırılma Almanya’nın birleşmesiyle yaşanmıştır. Kamu işletmelerinin özelleştirilmesi, fabrikaların kapanması ve çalışma hayatının yeniden düzenlenmesi Doğu Alman toplumunun sınıfsal yapısını köklü biçimde değiştirmiştir. Treuhand süreci sadece işletmelerin mülkiyetini değiştirmekle kalmamış, işyerlerini, meslekî ilişkileri, yerel dayanışma ağlarını ve insanların gelecek beklentilerini de dönüştürmüştür. 

 

Bu değişimin izleri günümüzde de sürüyor. Almanya Merkez Bankası’nın araştırmaları doğu ile batı arasında servet ve konut sahipliği bakımından önemli farkların devam ettiğini gösteriyor. Elitenmonitor araştırması ise Doğu Almanların ekonomik, idarî ve siyâsî kurumların üst düzey görevlerinde nüfus içindeki paylarına göre daha az temsil edildiklerini ortaya koyuyor. Dolayısıyla birleşmenin sonuçları yalnızca gelir veya işsizlik üzerinden değil, mülkiyetin ve karar alma gücünün nasıl dağıldığı üzerinden de değerlendirilmelidir. 

 

Kim Leonie Kellermann’ın Treuhand üzerine çalışması bu ekonomik dönüşüm ile siyâsî davranış arasındaki ilişkinin doğrusal olmadığını gösteriyor. Özelleştirme sürecinde yaşanan iş kayıpları yerleşik siyâsî kurumlara güveni zayıflatmış olsa da bazı bölgelerde radikal sol partiler de bundan destek kazanmıştır. Aynı ekonomik sarsıntının farklı siyâsî sonuçlar doğurması önemlidir. İnsanların uğradıkları kaybı hangi nedenlerle açıkladıkları, yaşadıkları bölgelerde hangi partilerin ve örgütlerin bulunduğu ve geleceklerine ilişkin hangi siyâsî seçenekleri gördükleri sonucu değiştirebilir. 

 

2026’da yayımlanan ve 2023 anket verilerini kullanan Kailitz ve Rippl araştırması da Doğu Almanya’da AfD desteğinin yalnızca ekonomik güçlüklerle açıklanamayacağını gösteriyor. Siyâsî yabancılaşma ve kültürel tutumların AfD desteğiyle ilişkisinin ekonomik sıkıntılardan daha güçlü bulunması, maddî koşulları önemsizleştirmiyor. Fakat ekonomik kayıptan doğrudan aşırı sağa uzanan kendiliğinden bir yol bulunmadığını ortaya koyuyor. 

 

Burada sınıf meselesi yeniden önem kazanıyor. Almanya’nın çalışma hayatı, birleşmeden bu yana önemli ölçüde değişmiştir. Sanayi istihdamının yapısı dönüşürken hizmet, lojistik ve bakım sektörleri büyümüş; güvencesiz ve farklı sözleşme biçimlerine dayanan çalışma yaygınlaşmıştır. Geleneksel işçi partileri ve sendikalarla çalışanlar arasındaki ilişkiler de bu dönüşümden etkilenmiştir.  

 

Andreas Hövermann’ın araştırması AfD’ye yönelen çalışanlar arasında iş güvencesine ilişkin kaygıların, emeklerinin yeterince karşılık görmediği düşüncesinin ve başkalarının haksız biçimde daha fazla korunduğu algısının göçe ilişkin olumsuz tutumlarla birlikte bulunabildiğini gösteriyor. Burada önemli olan, ekonomik kaygının ortadan kalkması değil, siyâsî olarak nasıl açıklanacağıdır. 

 

Ekonomik eşitsizliklerin insanları kendiliğinden sola yönelteceğini varsaymak bu nedenle yeterli değildir. İş kaybı, düşük ücret, konut sıkıntısı ve gelecek güvensizliği sınıfsal ilişkiler üzerinden açıklanabileceği gibi göç, ulusal aidiyet, güvenlik veya devletin bazı kesimlere ayrıcalık tanıdığı iddiasıyla da yorumlanabilir. Avrupa’daki bazı milliyetçi ve radikal sağ partilerin sosyal devleti bütünüyle reddetmek yerine sosyal korumanın öncelikle “yerli” kabûl edilen nüfusa yönelmesini savunması bu açıdan önemlidir. Literatürde refah şovenizmi olarak tanımlanan bu yaklaşım, sosyal güvence talebiyle millî aidiyet arasında siyâsî bir bağ kurmaktadır. 

 

Bu durum sosyal demokrasi açısından da önem taşıyor. Almanya’da SPD hükümetlerinin Agenda 2010 ve Hartz reformlarıyla çalışma hayatını ve işsizlik yardımlarını yeniden düzenlemesi, sosyal demokrasinin tarihsel toplumsal tabanıyla ilişkisini etkileyen dönüşümlerden biridir. Reformların istihdama etkisi üzerine farklı değerlendirmeler bulunmakla birlikte düşük ücretli ve güvencesiz çalışmanın yaygınlaşması işçi hareketi içinde uzun süre tartışılmıştır. Sonraki dönemlerde asgarî ücretin yükseltilmesi gibi başka yönelimler görülse de sosyal demokrat partilerin iktidarda ekonomik rekabet, sosyal haklar ve çalışma hayatı arasında yaptıkları tercihler seçmenleriyle ilişkilerinin bir parçası olmaya devam ediyor. 

 

Göç de sınıf sorunundan ayrı düşünülemez. Avrupa ekonomileri sanayi, bakım, sağlık, lojistik ve hizmet alanlarında büyük ölçüde göçmen emeğine dayanıyor. Buna karşılık vatandaşlık, oturma hakkı ve sosyal güvenlik statülerindeki farklılıklar aynı işgücü piyasasında çalışan insanlar arasında önemli ayrımlar yaratıyor. Göçü yalnızca yerleşik seçmenin kültürel veya ekonomik kaygıları üzerinden tartışmak, göçmenlerin çalışma koşullarını ve sınıfsal konumlarını görünmez hâle getirir. 

 

AfD’nin yükselişini değerlendirirken partinin kendi siyâsî faaliyetini de hesaba katmak gerekir. Parti,  toplumsal hoşnutsuzluğun pasif sonucu değildir. Yerel temas noktaları, sosyal medya, gezici bürolar ve kampanyalar aracılığıyla seçmenlerle ilişki kurmakta; göç, enerji, savaş, sosyal güvenlik ve ulusal kimlik gibi farklı meseleleri ortak bir siyâsî açıklama içinde birleştirmektedir. AfD’nin gücünü yalnızca seçmenin yaşadığı sorunlarda aramak bu nedenle eksik olacaktır; partinin bu sorunları birbirine bağlama ve siyâsî bir programa dönüştürme kapasitesi de araştırılmalıdır. 

 

Aynı ölçüt sol için de geçerlidir. Berlin’de Sol Parti’nin konut mülkiyetini ve büyük emlak şirketlerini tartışmaya açması, ekonomik bir sorunu doğrudan mülkiyet ilişkileriyle ilişkilendiren bir siyâsî yaklaşımı temsil ediyor. Ancak tek tek doğru veya güçlü taleplerin varlığı daha geniş bir toplumsal bağın kendiliğinden kurulduğu anlamına gelmez. Sanayi işçisi, hizmet çalışanı, küçük işletme sahibi, kiracı ve göçmen emekçi farklı gündelik deneyimlere sahiptir. Solun sorunu bu farklı deneyimlerin ortak maddî zeminini gösterebilmek ve onları kalıcı örgütlü ilişkiler içinde birleştirebilmektir. 

 

Bu tartışmanın yeni uluslararası koşullardan ayrı yürütülmesi de mümkün değildir. Alman ekonomisinin uzun dönemli modeli Avrupa ortak pazarı, Rusya’dan görece ucuz enerji, Çin pazarı ve ABD öncülüğündeki güvenlik düzeninin belirlediği koşullar altında gelişti. Ukrayna savaşı sonrasında Rusya’yla enerji ilişkilerinin kopması, enerji maliyetlerinin yükselmesi, Çin’in Alman sanayisi için önemli bir pazar olmaktan giderek daha fazla rakibe dönüşmesi ve ABD’nin ticaret ile güvenlik politikalarındaki değişiklikler Almanya’nın ekonomik modelini yeniden tartışmaya açtı. 

 

Enerji yoğun sanayi kollarının durumu, üretimin başka bölgelere kayması ihtimâli ve uluslararası rekabet çalışanların iş güvencesini doğrudan etkiliyor. Aynı dönemde Avrupa’da askerî harcamalar hızla artıyor. Alman hükümeti Bundeswehr’in güçlendirilmesini Avrupa güvenliğinin gereği olarak savunurken AfD de Alman askerî kapasitesinin artırılmasını destekliyor; buna karşılık Rusya yaptırımlarının kaldırılmasını, Rusya’yla enerji ilişkilerinin yeniden kurulmasını ve Ukrayna’ya askerî desteğin sınırlandırılmasını talep ediyor. Böylece askerî güçlenme, uluslararası ittifaklar ve savaş politikası aynı siyâsî eksende zorunlu olarak birleşmiyor. 

 

Ekonomik güvenlik ile askerî güvenlik arasındaki ilişki burada yeni bir siyâsî mücadele alanı yaratıyor. Savunma sanayisine ayrılan kaynaklar yeni üretim ve istihdam yaratabilirken bütçenin sosyal hizmetler, altyapı ve başka kamusal yatırımlar arasındaki dağılımını da etkiliyor. Enerji politikaları sanayi çalışanını, küçük işletmeyi ve haneleri farklı biçimlerde etkiliyor. Uluslararası konjonktür böylece yalnızca dış politika alanında kalmıyor; sınıfsal ve toplumsal ilişkilerin içine de yerleşiyor. 

 

Almanya örneği Avrupa’daki daha geniş dönüşümle birlikte ele alındığında başka bir sonuç daha ortaya çıkıyor. O da  Milliyetçi ve radikal sağ, eski sosyalist ülkelerde yükseliyor  iddiasının maksatlı ve ideolojik bir yönelim olmasıdır. Güçlü sosyal demokrat geleneğe ve gelişmiş sosyal devlete sahip İsveç’te, Fransa’da ve İtalya’da da milliyetçi sağ önemli toplumsal ve siyâsî güç kazanmıştır. Bu ülkelerin tarihsel koşulları birbirinden farklı olduğu için tek bir Avrupa modeli kurmak mümkün değildir. Fakat bu farklı örnekler sağın yükselişini yalnızca Doğu Avrupa’nın sosyalist geçmişiyle veya ekonomik yoksullaşmayla açıklamanın yetersizliğini gösteriyor. 

 

Bütün bunlar geçmişin önemsiz olduğu anlamına gelmez. Aksine geçmiş, bugünkü siyâsî alanın üzerine kurulduğu mülkiyet ilişkilerini, kurumları, hâfızaları ve örgütlenmeleri bırakır. Fakat tarihsel mirasın siyâsî sonucu önceden belirlenmiş değildir. Birleşmenin yarattığı eşitsizlikler otuz yılı aşkın süredir mevcutken salgın, enerji krizi, enflasyon, savaş ve dünya ekonomisindeki dönüşüm bu eski sorunlara yeni anlamlar kazandırmıştır. Siyâsî partiler de bu değişen koşulları kendi programları içinde yeniden yorumlamaktadır. 

 

Bu nedenle Avrupa’daki sağın yükselişini anlamak için “insanlar neden sağa kaydı?” sorusundan daha geniş bir çerçeve gerekir. Hangi toplumsal sorunların ortaya çıktığı; bu sorunların hangi tarihsel ilişkiler içinde oluştuğu; hangi partilerin onları hangi nedenlerle açıkladığı; farklı sorunların hangi siyâsî anlatılar içinde birbirine bağlandığı ve bu anlatıların hangi örgütlenmeler aracılığıyla toplumsal güç kazandığı birlikte incelenmelidir. 

 

Kapitalizmin bugünkü dönüşümü de bu tartışmanın dışında değildir. Güvencesiz çalışma, servet eşitsizliği, konut sorunu, üretimin yer değiştirmesi, enerji ve savaşın yarattığı maliyetler mevcut ekonomik düzenin kendi gerilimleri içinde ortaya çıkıyor. Geçmiş sosyalist deneyimlerin sorunlarını eleştirmek, kapitalizmi tarihin kaçınılmaz sonu olarak kabûl etmeyi gerektirmez; aynı şekilde kapitalizmin krizlerini göstermek de başka bir toplumsal düzenin nasıl kurulacağı sorusunu kendiliğinden çözmez. Sol açısından mesele, geçmişi savunmak veya reddetmekten çok, bugünün değişen sınıf ilişkileri içinde daha eşit, demokratik ve insanların karar süreçlerine katılabildiği başka bir toplumsal düzenin hangi kurumlar ve ilişkiler üzerine kurulabileceğini yeniden düşünmektir.  

 

Almanya seçimlerinin gösterdiği temel mesele de budur. Aynı ekonomik ve toplumsal dönüşümün yaşandığı siyâsal zeminde Berlin’de Sol Parti, başka bölgelerde AfD güç kazanabiliyor. Toplumsal kriz siyâsî sonucu kendi başına belirlemiyor. Sonucu, krizin nasıl anlamlandırıldığı, hangi taleplerle ilişkilendirildiği ve bu talepleri taşıyabilecek hangi örgütlü güçlerin bulunduğu belirliyor. Avrupa’da sağın yeni zemini de geçmişten kalan sorunlarla günümüz krizlerinin bu siyâsî yeniden kuruluşunda aranmalıdır. 

 

Dipnotlar ve Kaynakça 

 

Dipnotlar 

 

Demokratik Alman Cumhuriyeti (DAC): 1949’da Almanya’nın doğusunda kurulan sosyalist devlet. 1990’da Almanya’nın birleşmesiyle sona erdi. 

 

PDS: Demokratik Alman Cumhuriyeti’nin iktidar partisi SED’nin 1989–90 dönüşümünden sonra ortaya çıkan Demokratik Sosyalizm Partisi. Daha sonra Sol Parti’nin (Die Linke) oluşumunda yer aldı. 

 

 

Treuhand: Almanya’nın birleşmesi sırasında Doğu Almanya’daki kamu işletmelerinin özelleştirilmesi, kapatılması veya yeniden yapılandırılmasıyla görevlendirilen kurum. 

 

Siyâsî yabancılaşma: İnsanların siyâsî kurumlara güvenlerinin, bu kurumlarda temsil edildikleri düşüncesinin veya siyâsî kararları etkileyebileceklerine ilişkin inançlarının zayıflamasını anlatan kavramdır. Tek başına belirli bir partiye oy verme nedeni olarak değerlendirilemez. 

 

 

Agenda 2010 ve Hartz reformları: SPD’li Başbakan Gerhard Schröder döneminde 2003’ten itibaren uygulanan işgücü piyasası ve sosyal güvenlik düzenlemeleri. İşsizlik yardımları, iş arama sistemi ve çalışma ilişkilerinde önemli değişiklikler getirdi. 

 

Refah şovenizmi: Sosyal hakların ve kamusal kaynakların öncelikle ülkenin “yerli” veya “asıl” kabul edilen vatandaşlarına yöneltilmesi gerektiğini savunan yaklaşımı anlatır. Avrupa’daki bazı radikal ve milliyetçi sağ partilerin sosyal politika anlayışını inceleyen çalışmalarda kullanılmaktadır. 

 

 

Bundeswehr: Almanya Federal Cumhuriyeti’nin silahlı kuvvetlerinin genel adıdır. Kara, hava ve deniz kuvvetlerinin yanı sıra siber ve bilgi alanındaki askerî yapılanmaları da kapsar. 

 

Faşizm, radikal sağ ve aşırı sağ: Bu kavramlar her durumda birbirinin yerine kullanılamaz. Faşizm belirli tarihsel hareketleri, ideolojileri ve iktidar biçimlerini açıklayan daha özgül bir kavramdır. Radikal ve aşırı sağ ise günümüzde farklı program ve örgütlenmelere sahip daha geniş bir siyâsî alanı tanımlamak için de kullanılmaktadır. Aralarındaki tarihsel süreklilikler ve ayrımlar ayrıca incelenmelidir. 

 

 

Yöntem notu: Yazıda kullanılan araştırmalar, ekonomik veya toplumsal bir olgudan belirli bir siyâsî tercihe doğrudan neden-sonuç ilişkisi kurmak amacıyla kullanılmamıştır. Amaç, tarihsel miras, sınıf ilişkileri, siyâsî yabancılaşma, örgütlenme, göç, savaş ve değişen ekonomik koşulların birbirleriyle nasıl ilişkilendiğini değerlendirmektir. 

 

Kaynak kullanımı: Yabancı dildeki akademik çalışmalar, resmî belgeler, parti programları ve haberlerin önemli bir bölümü internet üzerinden açık erişimli kaynaklardan incelenmiş; otomatik çeviri araçlarından yararlanılmıştır. Bulgular mümkün olduğunca resmî veriler, araştırmayı yayımlayan kurumların açıklamaları ve başka açık kaynaklarla karşılaştırılmıştır. 

 

 

Kaynakça 

 

Berlin Eyalet Seçim Yönetimi, 2026 Berlin Eyalet Meclisi Seçimi Resmî Sonuçları. 

“Berlin 2026 resmî seçim sonuçları” (https://www.wahlen-berlin.de/wahlen/BE2026/Afspraes/agh/ergebnisse.html) 

 

Reuters, “Berlin’de konut sıkıntısı ve yükselen kiralar seçim gündeminin merkezinde”, 18 Eylül 2026. 

 

Mecklenburg-Vorpommern Eyalet Meclisi, 2026 Eyalet Seçimi. 

“Mecklenburg-Vorpommern 2026 seçimi” (https://www.landtag-mv.de/landtag/rund-um-wahlen/landtagswahl-2026) 

 

MDR, “Saksonya-Anhalt 2026: Parti programlarının karşılaştırılması”. 

 

Almanya Federal Siyasî Eğitim Merkezi, “1975’te Erfurt’taki Irkçı Saldırılar”, 2025. 

 

Gideon Botsch, “Doğu Almanya’da Dazlak Altkültüründen Radikal Sağ Harekete”, 2012. 

DOI: 10.1017/S0960777312000379 

 

Kim Leonie Kellermann, “Treuhand Deneyiminin Doğu Almanya’da Siyâsî Yabancılaşmaya Etkisi”, 2024. 

“Treuhand ve siyâsî yabancılaşma” (https://www.diw.de/de/diw_01.c.861497.de/s_13894.html) 

DOI: 10.1016/j.jce.2023.10.001 

 

Almanya Merkez Bankası, “Almanya’da Hanehalkı Serveti ve Finansmanı: 2023 Araştırmasının Sonuçları”, 2025. 

 

Deutschlandfunk, “Doğu Almanlar Üst Düzey Görevlerde Hâlâ Yetersiz Temsil Ediliyor”, 19 Eylül 2025. 

“Elitenmonitor: Doğu Almanların üst düzey görevlerde temsili” (https://www.deutschlandfunk.de/ostdeutsche-in-fuehrungspositionen-noch-immer-unterrepraesentiert-100.html) 

 

Frank Decker, “AfD’nin Parti Tarihinin Aşamaları”, Almanya Federal Siyasî Eğitim Merkezi, 2026. 

 

Steffen Kailitz ve Susanne Rippl, “Doğu Almanya’da AfD Üstünlüğünün Kaynakları”, 2026. 

DOI: 10.1080/09644008.2026.2682305 

 

Ekonomik ve Sosyal Bilimler Enstitüsü (WSI), “AfD Krizlerden, Kaygılardan ve Haksızlığa Uğrama Duygusundan Nasıl Yararlanıyor?”, 2025. 

 

Almanya Ekonomi Enstitüsü, “Partilerin Yerel Varlığı: Doğu-Batı Farkı Var mı?”, 2025. 

 

Ulrich Walwei, “Agenda 2010 ve İşgücü Piyasası: Bir Değerlendirme”, 2017. 

 

Koen Abts, Emmanuel Dalle Mulle, Stijn van Kessel ve Elie Michel, “Batı Avrupa’da Popülist Radikal Sağın Sosyal Refah Gündemi”, 2021. 

“Radikal sağ ve refah şovenizmi araştırması” (https://onlinelibrary.wiley.com/doi/full/10.1111/spsr.12428) 

DOI: 10.1111/spsr.12428 

 

Uluslararası Para Fonu, “Almanya: 2025 Madde IV Ekonomik Değerlendirmesi”, 2026. 

 

Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü, “Dünya Askerî Harcamalarındaki Eğilimler 2025”, 2026. 

 

Frank-Walter Steinmeier, 8 Mayıs 2025 konuşması. 

 

Friedrich Merz, Münih Güvenlik Konferansı konuşması, 13 Şubat 2026. 

“Merz’in Münih Güvenlik Konferansı konuşması” (https://www.bundesregierung.de/breg-de/service/newsletter-und-abos/bulletin/bk-msc-2407330) 

 

Almanya İçin Alternatif (AfD), 2025 Federal Seçim Programı. 

“AfD 2025 Federal Seçim Programı” (https://www.afd.de/wahlprogramm25/) 

 

İsveç Seçim Kurulu, 2026 Parlamento Seçimi Resmî Sonuçları. 

 

Fransa İçişleri Bakanlığı, 2024 Avrupa Parlamentosu Seçimi Resmî Sonuçları. 

 

 

 
 
 

Yorumlar


The Science & 

Mathematics University

© 2023 by Scientist Personal. Proudly created with Wix.com

  • Facebook Clean Grey
  • Twitter Clean Grey
  • LinkedIn Clean Grey
bottom of page